• Deizm tartışmaların odağını Prof.Dr.ihsan Fazlıoğlu’nun açıklamaları ve Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün raporu oluşturuyor. Öncelikle İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Prof.İhsan Fazlıoğlu, “15 Temmuz’dan bu yana üniversitedeki odama 17 başörtülü ateist öğrenci geldi” diyerek başörtülü üniversite öğrencileri arasında ateizmin yayıldığına dikkat çekerek meselenin önemine vurgu yapmıştı. Daha sonrasında ise Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü, imam hatiplerde görev yapan 50 din ve meslek dersi öğretmenini bir araya getirip “Gençlik ve İnanç” konulu bir çalıştay düzenlemiş. Bu çalıştayda, hocalara “İmam hatip gençliği ne âlemde” diye sorulmuş. Hocalar da karşılığında şu cevapları vermişler: “Mesela, imam hatiplerdeki din dersi öğretmenlerinin dinî bilgilerinin yetersiz olduğunu, çocukların derslerde sorduğu kimi sorular, donanımsızlık sebebiyle cevapsız kalıyor” demişler. Eğitim kalitesinin düşüklüğünden tutun Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı din dersi kitaplarının yetersizliğine kadar bir yığın konuda şikayetlerini sunmuşlar. Bunlara ilaveten “imam hatiplerdeki din ve bilimin çeliştiği düşüncesini besleyecek bazı dinî anlatımların öğrencilerde inanç problemlerine yol açtığını”, “İslam’ı anlatan kişiler arasında yaşanan tartışmalar ve sunulan dinî bilgilerdeki çelişkiler sebebiyle gençlerin din tasavvuru zedeleniyor” dedikten sonra “Bazı imam hatipli öğrenciler, tüm bunların sonucu olarak deizme kayıyor” tespitini yapmışlar.
    Hem Prof.Dr.İhsan Fazlıoğlu’nun açıklamaları hem Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün raporu özellikle dindar ailelerin çocukları arsında görülen dinden kopuşun gerçekliğin gösteren bulgulardır. Laik eğitim sisteminde iyi bir din eğitimi alamadıkları ve kafalarındaki sorulara ilişkin doyuru cevap bulamadıkları bir gerçek. İmam Hatiplerde okutulan kitaplardaki dinle ilgili çelişkiler, TV’lere çıkan yerli oryantalist-modernist ilahiyatçıların topluma dinle ilgili yaptıkları tutarsız açıklamalar ve Diyanet İşlerini Başkanlığı’nın halkı din hususunda sağlam ve doğru bilgilendirmemesi gençler dini algısını olumsuz etkiliyor, ve de böylelikle yaraya merhem olmaktan çok, yaraya tuz basılmış olunuyor. Tüm bunları hesaba katarsak her kafadan bir ses işiten ergen ve gençler adeta neye inanacaklarını şaşırmış durumdalar. Sen sağlam arı duru sudan beslemezsen başkaları ona çoktan kirli içirmeye çalışırlar, sonra avucumuzdan sabun gibi kayarlarsa vebali büyük olur.
    Gençlerimize sahip çıkmazsak yarın öbür gün ya şiddeti ilke alarak selefi-cihadcı (radikal) gibi olup herkesi tekfir eder, ya mezhepsiz bir mealci-tarihselci (modern) olup gelmiş geçmiş tüm alimleri beğenmeyip kendini mutlak müçtehit görerek aklına ve çağa uyduramadığı dini hükümleri inkar eder, yada diyalogcu, laik-seküler islamcı (ılımlı) olup dini vicdanına hapsederek dinsizler gibi yaşayıp yaptıklarına takiyye süsü verir. Dini ve geçmişte yaşamış alimleri tenkit etme öyle bir aşamaya gelmiş ki, bugün gelinen noktada çok acı bir tabloya şahit oluyoruz. Kuran’a abdestsiz dokunulabileceğini savunan ilahiyat talebesinin kendi kutsalına saygısı kalmamış, ibadet etmekten ayakları şişen selef alimlerini beğenmeyen ilahiyat talebesi sabah namazına kalkamıyor, ciltler dolusu eserler yazan İmam Buhari’yi, İmam Şafi’yi, İmam Gazali’yi ve daha nicelerini beğenmeyen ilahiyat talebeleri sözüm ona eline bir kitap alıp okumaktan acizler, Osmanlı’yı eleştiren, haremlik-selamlığa dikkat etmeden gittiği kızlı–erkekli sohbet bittikten sonra hocasıyla selfie çektirmek için can atan modern ve ılımlı bayan ilahiyat talebesi yabancı erkek görmesin diye kameraya arkasını dönen Osmanlı kadınını anlayamaz.
    Gündemdeki hararetli tartışmalara yakından bakılırsa, fikriyatı sekülarizm olan deizm dini Emperyalizmin keşif kolu olan Oryantalizm ve Siyonist Vatikan’ın Ilımlı İslam projesiyle beraber yürütülüyor. Buna bir örnek yurt dışından bir örnek de yurt içinden verebiliriz. Yurt dışı örneği RAND Corporation araştırma kuruluşuna ait. 2003 yılında CIA’ye ve Pentagon’a bağlı çalışan araştırma kuruluşu RAND Corporation tarafından hazırlanan ‘Sivil Demokratik İslâm:Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler’ adlı raporda, ‘Türk İslâm’ı’, ‘Alman İslâm’ı’, ‘Arap İslâm’ı’, ‘Mısır İslâm’ı’, ‘Köktendinciler’, ‘Gelenekçiler’, ‘Modernist Müslümanlar’ ve ‘IIımlı İslâm’ gibi farklı türden islami anlayışları kategorik ayrıştırmaya tabi tutması Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bir taktiğidir. Nitekim ABD ve müttefiki olan NATO ülkelerinin işgal ettikleri Ortadoğu haritasında, etnik ve dini (mezhebi) gruplara bölerek yeni uluslar, yeni dinler ve yeni mezhepler inşa edilmesi için bir stratejidir (Yıldırım Canoğlu, 21.Yüzyıl Haçlı Savaşlarında yeni Bir Tuzak:Ilımlı İslâm Cumhuriyeti, Umran Dergisi, Sayı:117, 2004, S:15-25). Yurt içindeki örnekse bizim yerli oryantalistlere ait. Yerli oryantalistlerin yaptığı iki çalışma dikkate şayan biri Diyanet İşleri eski başkanı Ali Bardakoğlu öncülüğünde yönetimi Diyanet tarafından oluşturulan Türkiye Diyanet Vakfı’na bağlı 29 Mayıs Üniversitesi bünyesinde Kur’an Araştırmalar Merkezi (Kuramer)’nin kurulması ve diğeri de Diyanetin Ankara’da organize ettiği “Uluslararası Avrupa Birliği Şûrası”na kendileri gibi oryantalist görüşlüleri çağırıp toplantı yapmaları. KURAMER batılı müsteşrik W. Montgomery WATT’ın yazdığı “Hz.Muhammed Mekke’de” kitabı yayına sunmuş, daha çok müslüman okusun da bu fikirlerden zehirlensin diye! İlginç tarafı çağırdıkları kişi Hamid Ebu Zeyd isimli Mısırlı bir teolog da katılmıştı. Tebliğlerin aynı yıl kitap hâline de getirildiği bu toplantıda Ebu Zeyd’in şu ifadelerine (c.I, s.441-442) dikkat kesilelim: “İlahiyata ve felsefeye başvurarak Kur’an’a, Sünnet’e ve İslâmî düşünceye eleştirel bir şekilde yaklaşmayı düşünmemiz gerekir. Bence sahip olduğumuz Kur’an düşüncesi, Kur’an’ın Allah’ın sözleri olduğudur. Ancak bu yeniden mercek altına alınmalıdır. Biliyoruz ki, bu okunabilir bir metindir. Geometrik işaretler, bilmediğimiz işaretler barındırmaz. Yani yeniden gözden geçirilebilecek bir metindir. Kur’an bir sözlü iletim döneminden seçti. Tarih boyunca simdi okuduğumuz Kur’an gelişti. Hicret’e kadar Kur’an’ın yazılı ve sözlü hâlini kısıtlamaya çalıştılar. Okuduklarımızın Kur’an geleneğine dayandığını söylediler… Daha sonra savunmasını yaparken, sonsuz Kur’an denen kavramı buldular. Bunlara artık bir son verilmeli. Peygamberin kim olduğu, sadece Kur’an’ı alan ve ifşâ eden bir amil mi olduğu sorusu. Ya Peygamber de değildiyse? Gerçekten burada yazan sözlerin Allah’ın sözleri, tarihi anlatan sözler mi olduğu sorusu. Arapça ve Arap kültürüne hitaben. Farz edin ki Peygamber Hintliydi, o zaman Hindistan kültürünün yansımalarını beklerdik…”
    Mısırlı oryantalist Ebu Zeyd’in zihniyetine göre son kitap olan Kuran Kerimin’in Allah’ın kelamı, Allah’ın sözleri olduğu şüpheli, vahyin zamanla değişikliğe uğradığı, içerisinde Arap kültüründen iktibaslar olduğu ve son peygamber Hatemul Enbiya Hz.Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğinin de tartışmaya açık olduğu bildiride anlatılmıştır. İşin vahim olan tarafı bildiriye kulak veren hiçbir ilahiyatçıdan (sözüm ona bunlar halka din anlatacaklar birde) tepki gelmemiştir, neden tepki versinler ki? Kendileri gibi düşünen dine tepeden bakan, dini eleştiren oryantalisti kafalı arkadaşlarını çağırmışlar. Halbuki kainatın ve içindeki herşeyin Yaratıcısı kıyamete kadar Kuran-ı Hakim’i koruyacağını, kendi koruması altında olacağına teminat vermiyor mu? “Şüphesiz Kur’an’ı biz indirdik, onu mutlaka biz koruyacağız.” (Hicr/9) İyice incelendiği zaman Ali Bardakoğlu, Hüseyin Atay, Mehmet Said Hatiboğlu, Hayri Kırbaşoğlu, İlhami Güler, Ankara İlahiyat ekolü ve daha sayamadığım nice aynı görüşte olan ilahiyat akademisyenleri müslümanların geri kalmalarının altında yatan sebebin pörsümüş din olduğu, çağ atlamak için dinin yenilenmesi gerektiği söylemini ağızlarına sakız yapmışlar.
    Ümmetin bugüne kadar ve kıyamete kadar varlığının göstergesi ve aynı zamanda iskeletinin ana omurganı teşkil eden Ehli Sünnet anlayışını gelenekselci olarak yaftalama düşüncesi ilk olarak bu raporlardan çıktı; sonrasında oryantalizmin sözlüğüne geçti, buradan da bizim yerli oryantalistlerin dağarcığına eklendi. Bütün bu projelerin ortak noktaları 1400 yıldır Sahabe, Tabiun ve Tebeuttabiun nesli tarafından bize saf ve duru bir şekilde intikal eden Ehli Sünnet omurgayı çökertmektir, ümmet olarak buna sahip çıkmazsak vebalimiz çok büyük olacaktır. Tek çare, reçete bu yoldur, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat dışındaki tüm dini anlayışlar ve akımlar bidat yollarıdır; Ehl-i Sünnet omurgası dinin saf ve duru hali olup bu bozulmamış, katıksız çizgi Hz.Peygamber Aleyhisselam’dan sonra Sahabe, Tabiun, Tebeuttabiun, Hadis imamları ve Mezhep imamlarının (Allah hepsinden razı olsun) gayretleri ve Allah’ın da inayetiyle bize kadar ulaşmıştır. Kim Peygamberin (a.s.) ve ümmetin ittifak ettiği bu kurtuluş yolundan yüz çevirirse dalalet ve sapıklığa düşeceği ayetle sabittir: “Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onun döndüğü yolda bırakırız, kendisini cehenneme koyarız, ne kötü dönüş yeridir orası” (Nisa/115)
    Hızla artan teknolojik yenilikler ve gelişmeler modern insanı albenisine kaptırmış, aldatıcı büyüsü onu maneviyattan koparmaya başlamıştır. Bahsedilen Modernizme entegre olan kapitalizme tutulmuş, hayatın anlamını yitirmiş, ruhları bunalımda olan genç nihilist kuşaklar başı boşluk içindeler; bu gençlere içi boşaltılmış usulsüz ve ilkesiz liberal din anlayışı altın kase içinde sunulmaktadır.
    Modern ilahiyatçılar ve entelektüeller dini modernitenin kucağına atarak bu çağa yenileyip formatlama peşindeler, modernist zihniyetle dini güncelleyip yaşadıkları laik medeni topluma uyarlama çabasında olduklarını görüyoruz. Esasında deizm, tanrıyı kabul edip sorumluluk hükümlerini içeren dini reddetmedir, yani deistler tanrının varlığını kabul etmekle beraber tanrının kendi köşesine çekilip yarattığı herşeyi başıboş bıraktığını bu yüzden de keyfince hayat süreceklerini, hesap vermeyeceklerini savunurlar. Eski Ortaçağ Avrupası’nda dini temsil eden kilisenin doğmatikliğini reddeden aklı putlaştıran rasyonalizm deizmi, daha da ileri giderek tanrının varlığını da reddeden bilim kutsayan pozitivizm ateizmi doğurmuştur. Genellikle liberalizm ve sekülarizme ilgi duyanlar deizme, sosyalizm ve marksizme ilgi duyanlar ateizme kayma eğilimindedirler.
    Ateistler, tabiatı yaratan bir yaratıcı olduğunu kabul etmediklerinden meyveyi verenin ağaç, dünyaya ısı ve ışık verenin güneş, suyu verenin yağmur vb. doğa olaylarını Allah’ı inkâr ederek açıklarlar.
    Deistlerse, güneşi ve ayı yaratan, gökten yağmur yağdıran vb. güçlerini aşan tabiat olaylarının arkasında İlahi bir gücün olduğunu inkâr etmiyorlar tıpkı Mekke müşrikleri gibi, lakin onların hayatlarını tanzim eden paralarını nasıl harcayacaklarından tutun da yeme içmesine, giyim-kuşamlarının nasıl olacaklarını kadar insanın doğumundan ölümüne kadar hayatının her aşmasına müdahale eden islam dininin hükümlerini kabul etmeyecekleri aşikardır.
    Tekvini (yaratma) konuda değil de teşrii (kanun koyma, düzenleme) hususunda diretecekleri apaçık ortadadır. Deistler yaratıcıya inandıkları halde yaratıcının koyduğu helal ve haram olan hükümlerine inanmayıp sorumluluktan kaçarak kendilerince bir hayat yaşamak istiyorlar. Dinin eğitim, hukuk, siyaset ve ticaret dahil her alanda yaşanmadığı laik-seküler toplumda parçalı bulutlu bir hayat sürdüren kişiliği tam oturmamış muhafazakar bireyler bilgisayar ve cep telefonu vs. birçok teknolojik imkan ve internet ortamındaki bilgi kirliliğine de aldanarak karışık bir kafa yapısıyla herşeyi sorgulaması ve maneviyattan uzaklaşıp ahlaki zaafları olan temsiliyet noktasında iyi örnek olamayan dindarların hayal kırıklığına neden olması bu gençlerin deizme düşme nedenleri arasında olabilir.
    Etkileri ve neticelerini hesaba kattığımız zaman Mealciliği, Kuran tarihselciliğini ve Modern İslamcılığı, İslami Protestanlaştırmayı savunanlarla Ilımlı İslam ve Dinlerarası diyaloğu savunanlar aynı değirmene su taşıyorlar. Çünkü sıraladığımız bu anlayışlar mevcut dini hükümlerin çok zor olduğu için gençlerde dine karşı bir mesafe ve soğumanın olduğunu iddia ederler ve çözüm olarak da dinde kolaylık ve dini hükümleri çağın şartların uydurma adı altında yenileşmeyi savunuyorlar. Mesela Ilımlı İslamcılar ve Dinlerarası diyaloğu savunanlar içkili toplantıda kuran okutuyorlardı, başörtüye füruat diyorlardı, müslüman kadınla hristiyan erkeği evlendirmekte beis görmüyorlardı; yani takiyye adı altında islamın rükunlarını ve hükümlerini hiçe sayıp kolayca inkâr etmiş oluyorlardı.
    Kuran tarihselciliğini savunanlar akıl ve yorumlarıyla faiz, miras, zekât, kadının şahidliği ve hadlerin (hırsızlık yapana ve zina edene uygulanan cezalar) tarihsel olduğunu, o zamanki Arap toplumuna inmiş olup ve onları bağlayacağını yaşadığımız laik medeni topluma uygulanamayacağını söylerler. Bu zihniyet geri kalmamızın sebebi olarak Müslümanları değil de, islamın kendisini görmektedirler. Onlara göre sözkonusu bu geri kalmışlıktan kurtulmak için de çare dini yeniden güncellenmesi olup ancak böyle yaparak batı medeniyeti karşısındaki ezilmişlik psikolojisinden ve yenilmişlik duygusundan kurtulabiliriz iddiasındalar. Bakıldığı zaman meal üzerinden din tasavvuru oluşturmaya çalışan modernist - tarihselcilerin yukarıda sayılan islam hukukunun bazı hükümlerini bu çağa uymadığını söyleyerek çağdaşlık ve medenîlik adı altında inkâr ettiklerini görmekteyiz.
    Unutmayalım ki itikadı bozuk ve inancı zayıf Mealci, İslam Modernizmini ve İslami Yenileşmeyi (İslam Reformizmini) savunan zihniyetin inanç ve amel kopukluğu yaşadığı aşikardır. Eski ilahiyatçılardan aynı zamanda mealci olan küçük yaşlarda hafızlık eğitimi alan Yaşar Nuri Öztürk’ün kendisinin deist olduğunu ballandıra ballandıra anlattığını ve yine Tevbe Suresi’nin son ayetini 19'culuk safsatasına uymadığı için reddeden bilimle de iştigal eden Edip Yüksel’in de deist olduğunu biliyoruz. Nitekim beş vakit namaz kılmadığı kendisine söylendiğinde yüzü kızaran tarihselci İlhami Güler ve abdestsiz namaz kıldırdığını bir marifetmiş gibi pişkin pişkin öğrencilerine anlatan mealci Mehmet Okuyan’ın, İslam bazı hükümlerinin bu çağa uygulanamayacağını söyleyen modernist Hayri kırbasoğlu’nun, Yaşar Nuri Öztürk’ten ve Edip Yüksel’den bir farkı olmasa gerek. Akidesi arızalı ve zayıf olan mealcilerin söylemi istemeden de olsa zamanla deizm ve ateizme kayıyor. Sadece bize Kuran yeter, peygambere, hadislere, sahabeye ve mezheplere ne gerek var diyen zihniyet sünneti inkâr ederek Peygamberi (a.s.) devreden çıkartıp aklınca istediği şekilde islami yorumlayıp anlamaya başlar; aslına bakılırsa mealcilerin söylemi Nüzul-u İsa’yı, Kabir azabı’nı, Miracı, Risaleti, Mucize’yi vb. islam akaidinde semiyyata taaluk eden esasları yada metafizik konularını beş duyu organıyla, aklıyla izah edemediği için inkâr eden rasyonalist deizmle benzerlik taşır, zamanla bu zihniyet Kuran’daki ayetleri de inkâra yeltenir ve sonunda hızını alamadan Allah’ı inkâr etmeye kalkışarak ateist olup çıkar. Allah muhafaza tıpkı islami iyi bilen müftü olmuş, diyanette görevlerde bulunmuş olan ateist Turan Dursun gibi kötü akıbete düçar olarak dinsiz olup çıkabilir.
    Bir toplumun çöküşü aile, din ve ahlakın bozulmasıyla olur. Aile kurumu çökmekte, ahlak zaten dibe vurmuş, ellerinde bir din kaldı bozmadıkları, şimdi ona saldırmaktalar. Maalesef dini bozmak için planlı yapılan projeler medya ve en çok da ilahiyatçılar tarafından destekleniyor. O yüzden itikadı sağlam ilahiyatçıların ya medrese eğitimi aldıkları yada tarikatle bağları oldukları unutulmamalıdır. Aksi durumda olan inancı bozuk itikadı arızalı ilahiyatçılar mal, makam, şan veya şöhret beklentisi uğruna islami anlattıkları için önce takvasını ve samimiyetini, daha sonrada temsil ettiği fikirlerini ve çizgisini terkettiğini müşahede etmekteyiz. Koca koca profesörlerin, yazar yada entellektüellerin elinde elif ba cüzü taşıyan küçük çocuk kadar imanı sağlam değil, makama, paraya ve şöhrete adanmış profesörlerin teslimiyetleri, samimiyetleri ve ihlasları da hakeza içten değil, pazarlıklı… Aradaki fark ne o zaman? Bilgileri o çocuktan belki katmer katmer fazladır, ancak imanları, inançları zayıf; bildikleriyle amel etmediklerinden dolayı dinin bütün konularını tartışmaya açarlar, sonrasında bu malayani ve kişiyi küfre götüren tartışmalar arasında imanları saman alevi gibi tutuşup kaybolur. Melekler gibi Ademe secde edeceği yerde ilk isyan eden iblis vari akıllarıyla Allah’a isyan eden bu zümreler; haşa dinde fazlalık, eksiklik yada yanlışlık mı var ki Allah’a din öğretmeye kalkışıyorlar? Allah azze ve celle Kerim Kitab’ında kendi dinini ikmal edip tamanladığını buyur muyor mu? “İşte bugün sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.”(Maide/3)
    Aklı tanrılaştıran deizm ve bilimi tanrılaştıran ateizm inkârcılık ve dinsizlik akımlarına karşı mukavemet edebilecek ilim, irfan, tarih, edebiyat, kültür ve gelenekten gelen köklerine bağlı; mayası sağlam, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesini benimsemiş gençlerin yetişmesi elzemdir. Geleneğinden, geçmişinden kopuk bir geleceğin mümkün olmayacağı gözönünde bulundurulursa temas ettiğimiz hususların önemi bir kez daha anlaşılacaktır.
    Miletimizin selameti, ülkenin kurtuluşu din, maneviyat ve ahlak eğitimi almış nesillere bağlıdır. Bu nedenle gençlere din eğitimine ağırlık verilmeli, dini bilgi itikadı sağlam hocalardan öğrenilmeli yada sahih kaynaklara başvurulmalıdır. Yine yetişecek bu gençlere Kuran ve Sünnet merkezli sahih din anlatılırken nasıl bir dil ve üslup kullanılması gerektiği gözden geçirilmelidir.
  • Kur'an ve Sünneti beğenmeyip Modernistlerin Hindistan'da uydurduğu Kur'âniyyûn hareketinin Türkiye versiyonu olan Mealizm dinine mensup kişilerden bugüne kadar tesbit edebildiğim bazı akıl almaz fetvaları kaydettim.
    Yeni fetvalarına şahid oldukça ekleyeceğim, zira liste çok uzayacak gibi görünüyor...
    1. 'Peygamber de bizim gibi bir insandı' diyorlar.
    Bektâşi gibi, ayetten, "De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım..." kısmını okuyor;
    "...Fakat bana ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyediliyor..." kısmını okumuyorlar! (Fussilet 6)
    Yoksa siz de mi vahiy alıyorsunuz ey Mealistler?!
    2. 'Hayvanlarla ilişkiye girilmesini engelleyen bir ayet yok' diyorlar.
    Halbuki Kur’an, “...O (Resul) onlara iyiliği emreder, onları kötülükten nehyeder, onlara iyi ve temiz olan şeyleri HELAL, kötü ve pis olan şeyleri de HARAM KILAR...” buyuruyor. (A’raf 157)
    3. 'Gaz çıkarmak abdesti bozmaz' diyorlar! Kur’an’da yazmıyormuş!
    Oysa Resulullah aleyhisselatü vesselam yellenme ile alakalı şöyle buyurdu:
    “Biriniz karnında bir şey hisseder de ondan bir şey çıkıp çıkmadığını kestiremezse, ses işitmedikçe veya koku duymadıkça mescitten/namazdan çıkmasın.” (Müslim, Hayz, 99 (362) / Buhari, Vudû, 4, 36)
    4. 'Çocuklarımızı sünnet ettirmemizi emreden bir ayet yok' diyorlar.
    Oysa Allah, “Peygamber size NE VERİRSE onu alın, o sizi neden men ederse ondan sakının.” diye ikaz ediyor. (Haşr 7)
    Usaym b. Kelib'in babasından, onun da dedesinden naklettiği rivâyete göre, dedesi demiş ki:
    "Peygamberimiz (aleyhisselatü vesselam)'a geldim ve İslamiyeti kabul ettim. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdular:
    “Kendinden küfrün kıllarını at ve sünnet ol." (Ahmed İbn Hanbel III, 415; Ebu Davud, Tahare, 129)
    5. 'Zekat emri kırkta bir değildir!' diyerek zekat vermiyorlar. Bunun yerine küçük miktarda sadakalarla Allah'ı kandırdıklarını sanıyorlar.
    Oysa, "Allah'ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır." buyuran Kur'an, ‘Peygamberim ne kadar vermenizi söylerse, o kadar vereceksiniz’ diye ikaz ediyor. (Ahzâb 21)
    6. 'Sigara içmek orucu bozmaz, ayet göster' diyorlar.
    7. 'Çıplak kızlarla dans etmek helaldir, yasaklayan ayet yok' diyorlar.
    Bilakis Kur'an, "Mü’min erkeklere söyle, GÖZLERİNİ HARAMDAN SAKINSINLAR, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır." buyuruyor. (Nur 30)
    Bunlar Kur'ân'ı nasıl okuyor?
    8. 'Kızlarla el sıkışıp medeni olarak öpüşmemizi engelleyen bir ayet yok' diyorlar.
    Ama Kur'an, "Zinaya YAKLAŞMAYIN. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur." diye uyarıyor. (İsrâ 32)
    9. 'Ters ilişki helaldir' diyorlar.
    - Yâhu Resûlullah (aleyhisselatü vesselam), 'yapan mel'undur' buyurmadı mı?
    - 'Çıkk! Ben Peygambere inanmam, ayet göster!' diyor.
    10. Mucizelerin tamamını inkar ediyorlar.
    Oysa Kur'an, "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve 'süregelen bir sihirdir' derler." buyuruyor. (Kamer 1-2)
    O gün, müşrikler nasıl mucizeleri inkar ettilerse, bugün Mealistler de öyle inkar ediyor!
    11. Cuma namazlarına gitmiyorlar! Vakit namazlarına gitmiyorlar!
    “Peygambere uyarak şirk koşan bir cemaatin içinde ve müşrik bir imamın arkasında namaz kılınmaz” diyorlar.
    12. Bayram namazı kılmıyor, Cenaze merasimlerine gidiyor ama namaz için safa durmuyorlar! Eski sosyalistler gibi öylece yakınlarının tabutuna bakıyorlar.
    Kur’an’da olmadığı için şirk namazıymış bunlar!
    Peygamberimiz ve yüz bin sahabesi şirk işlemiş(!)
    13. ‘Flört haram değildir’ diyorlar. Evlenme niyeti olduktan sonra istediğin kadar gez, eğlen serbestmiş! Sen yeter ki niyetini düzgün tut(!)
    Özellikle zengin çocuklarının, bu yeni Mealizm mezhebini benimsemelerine şaşırmamalı...
    14. ‘Domuz eti yemek helaldir’ diyorlar!
    Yahudi ve Hristiyanların kestikleri yenilir ayetinden yola çıkarak, “onlar en çok domuz kestiklerine göre domuz da bize helaldir!” diyorlar.
    Oysa Kur’an, “Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı...” buyurarak, domuzun bu ümmete haramlığını tescilliyor.
    15. Ramazan’da Teravih namazı kılmıyorlar!
    Mealistlere göre teravih namazını Hazreti Ömer uydurmuş! Peki son Peygamberin kıldıkları neydi?! (sallallahü aleyhi ve sellem)
    16. Ramazan ve Kurban bayramlarını -Kur’an’da yazmadığı gerekçesiyle- kutlamıyorlar!
    Bayramlar geleneksel bir şeymiş! Dinde yeri yokmuş, sonradan uydurulmuşmuş...
    Hz.Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Medine'ye geldiğinde, Medinelilerin iki (bayram) günleri vardı. O günlerde oynayıp eğlenirlerdi.
    "Bu iki gün(ün mana ve mahiyeti) nedir?" diye sordu.
    "Biz cahiliye devrinde bu günlerde eğlenirdik!" dediler. Aleyhissalatu vesselam:
    "Allah, bu iki bayramınızı onlardan daha hayırlı diğer iki günle değiştirdi: Kurban bayramı, Fıtır (Ramazan) bayramı" buyurdu..." (Ebu Davud, Salat 245, (1134); Nesai, Iydeyn 1, (3, 179)
    17. Kelime-i Şehadet söylemenin şirk olduğunu söylüyorlar!
    Mealcilere göre, müslüman olmanın şartı olan şehadet, bir şirk aracı! Peygamberimize düşman oldukları için, Allah adının yanına Muhammed isminin bulunmasına tahammül edemiyorlar.
    Oysa Allah, Kur’an’daki yüzlerce ayetinde, “Allah ve Resulü...” diye söze başlıyor.
    Şu halde, Allah bize, kendisine şirk koşmamızı mı emretmiş oluyor?!
    Şu ayete bakın ki, Allah Teala, Resule itaat etmeyeneleri, ‘kafirler’ olarak tanımlıyor:
    “(Ve yine) de ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran 32)
    18. Eski insanların uzun yaşadığını inkar ediyorlar! Nuh aleyhisselam'ın 950 yıl yaşadığı yalanmış!
    Halbuki Kur'an şöyle buyurur:
    "Andolsun ki biz, Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, O, dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümleri­ni sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi. Fakat biz, O'nu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık." (Ankebut 14-15)
    19. Kâbe puttur! Kâbe’yi tavaf etmek şirktir diyorlar!
    “ Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hacc 29)
    Allah, burada Kâbe’yi tavaf etsinler diyor. Allah, bize şirk koşmamızı mı emrediyor!
    “Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.” (Hacc 26)
    Bu ayette ise, Kâbe’yi tavaf edenleri namaz kılan, rüku ve secde edenlerle beraber evine misafir gelenler olarak betimliyor...
    20. “Kadınlar, hayızlı günlerinde namaz da kılar, oruç da tutarlar” diyor Mealistler!
    Oysa; Bir kadın Hz.Âişe’ye sordu: “Hayızlı kadının hayızdan temizlendikten sonra hayız zamanında kılamadığı namazları kaza etmesi gerekir mi?” Hz.Âişe şöyle cevap verir: “Sen Haruriyye misin (Haricilerden misin?) Biz Peygamberin (aleyhisselatü vesselam) yanında hayız âdetini görürdük, sonra temizlenince guslederdik. Peygamber, namazı kaza etmemizi bize emretmezdi.” (İbni Mâce, Taharet: 119)
    21. “Abdestsiz de Kur’an’a dokunulabilir”, “Hayızlı kadın da Kur’an’a dokunabilir” diyorlar.
    Oysa Allah Teala: "Ona (Kur'ân'a) tam olarak temizlenmiş olanlardan başkası el süremez" buyurur. (Vâkıa 79)
    Oysa Resulullah aleyhisselatü vesselam şöyle buyurmuştur: "İddetli kadın ve cünüp olan, Kur'ân'dan hiç bir şey okuyamaz." (Tirmizî, Tahâre, 98; İbn Mâce, Tahâre, 105)
    22. Yahudilerin ve Hristiyanların da cennete gideceğini söylüyorlar!
    Mealciliğin bir Vatikan projesi olduğunun belki en önemli delili bu fetvalarıdır. İslam’a ve son Peygambere inanmalarına gerek yokmuş kurtulmaları için!
    Oysa Allah, Kur’an’da onlar hakkında şöyle buyurur:
    “Şüphesiz, inkâr eden kitap ehli (Yahudi ve Hristiyanlar) ile Allah'a ortak koşanlar (putperestler), içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratıkların en kötüsüdürler.” (Beyyine 6)
    23. ‘Peygamberin helal kılma ya da haram kılma yetkisi yoktur’ diyorlar!
    Oysa Allah şöyle buyurur:
    “...Allah’ın ve RESULÜ’NÜN HARAM KILDIĞINI haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.” (Tevbe 29)
    Allah’a din öğretenlere yazıklar olsun!
    24. ‘Kandil kutlamak şirktir’ diyorlar lakin Yılbaşını kutluyorlar!
    Oysa Resulullah aleyhisselam buyurdu:
    “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o, onlardandır.” (Ebu Davud
  • Yeni çırağına elini öptüren Utarid ona avuç büyüklüğünde bir deste kâğıt teslim etti. Her bir kâğıdın üzerinde "Alnını koyduğun her yer Kabe olsun Allah rızası için bir sadaka" yazıyor ve bu ibarenin üstünü bir Kabe resmi süslüyordu. Bünyamin'in yapacağı şey gayet basitti. Namaz kılınırken hademeleri atlatıp camiye girecek ve namaz kılıp secde eden herkesin başını koyduğu yere bu kâğıtlardan birini bırakacaktı. Adam secde ederken ister istemez bu kâğıdı okuyacak, o sırada dini duygulara garkolduğundan nasıl olsa gönlünden bir sadaka kopacaktı.
  • Secde eden alnımı,
    Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
  • Dünyanın güçlülere ait olmasında şaşacak bir şey yoktu. Köleler, kendi köleliklerine saplantıyla bağlıydı. İş, önünde secde edip tapındıkları altın putuydu onların.
    Jack London
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Çıkar üzerine kurulu hayatlarınızı,
    cennet -cehennem anlayışını size empoze eden tanrınıza borçlusunuz ; Onun için çıkar anlayışını küçümsemeyin ve normal algılayın . Secde edin ki cennet olsun hayat.
  • Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.
    AYETİN TEFSİRİ
    9-Bu ifadeden anlaşıldığı için cevabı söylenmeyen bir sorudur. Yani yoksa gece saatlerinde, namazda secde edip ayakta durarak Rabbine ibadet eden itaatkâr kimse, Allah'a şirk koşup onun ortaklan olduğunu kabul eden kimse gibi midir? Kurtubî şöyle der: Yüce Allah, mü'minin, yukarda anlatılan kâfire benzemediğini açıkladı.[24] mü'min, âhiret azabından korkarak ve Rabbinin rah-meti olan cenneti umarak ibadet eder. İşte bu takva sahibi mü'min, o günahkâr kâfir ile bir olur mu? Allah katında bunlar eşit olmaz. Yüce Allah buna bir misal vermek üzere şöyle buyurdu: De ki: Âlim ile câhil bir olur mu? Bu ikisi nasıl eşit değilse, itaat edenle isyan eden de aynı şekilde eşit olmaz.[25] Ancak akl-ı selim sahibi kimseler öğüt ve ibret alır. Fahreddin Râzî şöyle der: Bi-lin ki, bu âyet bir çok hayret verici sırrı göstermektedir. Yüce Allah âyetin başında ameli anlattı, sonunda da ilmi anlattı. Amele gelince o, ibadet, secde ve kıyamdır. İlim ise, Yüce Allah'ın, "bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" kelâmında anlatılmıştır. Bu gösteriyor ki, insanın olgunluğu sadece bu iki maksada bağlı kılınmıştır. Zira amel başlangıçtır. İlim ve bilgi ise sonuçtur. Âyette hazif vardır takdiri şöyledir: İtaat eden kimse başkası gibi olur mu? İfadeden anlaşıldığı için bu hazif güzel olmuştur. Çünkü Yüce Allah, bu âyetten önce kâfiri anlattı. Sonra da, bilen-lerle bilmeyenlerin bir olamayacağını misal verdi. Burada ilmin üstünlüğüne, önemli bir şekilde dikkat çekilmektedir.[26]
    ______________
    [24] Kurtubî, 15/238
    [25] Bkz. Beyzâvî Haşiyesi, 3/194
    [26] Tefsîr-i kebîr, 26/250 Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 5/322-323.