• Secde eden alnımı,
    Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
    Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
    Beyaz bir nerhemle ovmak istedim.
    Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna...
  • Imam Seccad ( çok secde eden) ve Zeynelâbidin (dinin süsu) lakaplariyla tanınan Ali, Hz. Hüseyin'in oğludur.

    Hz. Hüseyin'in dünyada kalan tek oğludur. Çünkü üç kardeşi Kerbela vakasında sehit olmuştur.
  • Onların gözünde yükselmesinin tek koşulu bir iş sahibi olmasıydı. Ağızlarını bununla açıp bununla kapıyorlardı. Bütün fikirleri bu lafa sığdırılabilirdi. Bir işe gir! Çalış! Kızkardeşi konuşurken zavallı, aptal köleler diye düşündü. Dünya boş yere güçlülerin elinde değildi.Köleler kendi köleliklerinden başka bir şey düşünemiyordu. Bir iş, önünde secde edip tapındıkları altın bir puttu.
  • SABAH NAMAZINDA ÖLEN KADIN
    Bir süre önce evlenen genç kadın,her sabah eşini sabah namazına uyandırır, eşi de camiye cemaate giderdi. Bir gün eşi tarafından uyandırıldığı halde biraz biraz geç kalan adam camiye ancak ikinci cemaate yetişir.
    Namaz'dan sonra imam yanına gelerek; falan kadının kocasımısın, der. Adam; evet ama eşimin ismini nerden biliyorsun diye imama sorar. İmam; bugün rüyamda birinci cemaatte namaz kılan bütün cemaatin cennette girdiğini, beraberimizde de bir kadın olduğunu gördüm. Bu kim diye sorduğumda, eşin olduğunu söylediler.
    Adam bu müjdeyi eşine vermek için hızlıca eve geldiğinde, eşinin secde halinde ruhunu Rabbine teslim ettiğini fark etti...
    - sabah namazına kalkmayan kişi, biraz rahatlık elde ettiğini sanır. Bilmez ki bu miskin, esas rahat; Rabbin huzurunda bir kaç dakika kalmakta olan kalplerle elde edilir.
    - Eğer namazı hesaba katmadan, dilediğinde yatar, dilediğinde kalkıyorsan, bilesin ki hüzün ve ızdırap dairesinden çıkamayacaksın. Vallahi namaz; dünya ve ahirette rahat ve hayırdır.
    - Vallahi, sana Allah'tan daha düşkün ve merhametli kimseyi bulamazsın!
    - Vallahi, secde eden kişi Allah tarafından nasıl bir rahmetle kuşatıldığını bilseydi, başını secdeden kaldırmazdı!
    - Sabah cemaatinin müdavimleri, yüzleri beyaz, alınları nurlu ve vakitleri bereketli olur. Eğer onlardan isen Allah'a hamd et, onlardan değilsen, Allah'a dua et ki onlardan olasın!
    Ne güzel sabah namazı:
    - İki rekat sünneti; dünya ve içindekilerden daha hayırlı. (Hadis)
    - Farzı,seni Allah'ın zimmetine (garantisine) alır. (Hadis)
    - Kıraati,şahitlik yapar (Ayet)
    - Dostum; kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşr olur...
    Rabbim imanla yaşayıp imanla ölmeyi cümlemize nasip eylesin inşaAllah
  • 220 syf.
    ·4 günde·9/10
    Ekim yağmurları
    Hepimiz bir tek kişiyiz, bir tek.
    Ne diye böyle şaşı olmuşuz?
    Haydi şu benlikten kurtul, herkesle birleş.
    Kendinle kaldıkça bir damlasın,
    Herkesle birleşirsen, okyanussun.
    Bizliğinden vazgeçmeyen herşey Bencinliğinden kurtulmuş demektir. Yeryüzünün sıfır noktasında olan okyanusdan kopan bir damla su ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın adı su damlası da olsa okyanusa aittir. İnsan gibi. Topraktan yaratılmış olan bedene Allah kendi ruhundan bir nefes üfledi. Ve Adem(insan) oldu. Kimi göklere çıktı Kimi yeryüzünde yaşadı ama hepside emanetti. Rabbine döndürülmek üzere Toprağın Sıfır noktasından 1 metre havaya kalkmış ve yürümek üzere olan Toprak bedenlerdi sadece. Bedenin değil ama içinde olan Ruhun bir özelliği vardı. Allah bedenlere kendi ruhundan bir nefes üflemişti. Yani ikilik yoktu Birlik vardı. Rabbinin birliğini bilmenin inancı vardı. Bunu içinde tutanlar Rabbiyle beraber oldular ama tutamayanlar Yaratıcıdan ayrı bir hayat yoluna koyuldular. Tıpkı Çok yükseklere çıkan okyanus damlasının kendini ben bir damlayım okyanusla ilgim yok demesi gibi. Dönüşü yine okyanusa olacağını bile bile benliğinden vazgeçmesi, su damlasını, Kibrin ve egonun zirvelerine çıkartmıştı.
    İnsan ne zaman bencilliğin kibrin ve egonun içine düştü işte ozaman kaybetti. Bu kaybediş öyle bulunabilir bir kaybediş değildi. Gözlerini yüreğini düşünme yetisini ve en çokta Sevgi yetisini kaybetti bir bir … Tıpki Azazil gibi. Azazil cennette çok ibadet edenin adıydı. Ama Allah’tan gelen emire Kibirlenip ben Ateşten yaratıldım o ise topraktan Ateş topraktan üstündür diyerek secde emrini yerine getirmeyince “Şeytan” ismini Aldı. Ve Cennetten kovuldu.
    Allah kullarını en güzel fıtrat üzerine yarattı. İnsanın içinde Allah’ın kendi Ruhundan üflediği bedeni insan suretinde yarattı. Ama çoğu insan, içinde Rabbinin ruhundan bir nefes olduğunu unutarak Şeytanın yolunu tercih etti. Ve bu sayede insanlar birlik makamını ikilik olarak ayırarak iyilik ve kötülüğü ortaya çıkarttı.
    Okyanusun ortasındaki bir şişe şuursuzca sallana sallana yol alıyorsa bunun sebebi, içinin okyanus suyuyla dolu olmadığı içindir. İçi Rabbiyle dolu olan Rabbini bilen ve onunla yol alan yolda kalmaz. Her rüzgarda her dalgada her kötülükte sürüklenmek istemiyorsan İçini Kazanacaklarınla doldurmalısın. Çünkü için değişirse dış dünyan da değişir. Beden sadece basit bir topraktan yaratılmıştır. “Ama içindeki Ruh Allah’ın ruhundan bir nefestir.” (secde suresi 9.ayet)
    Güller haklıydı, Aşkın Aşk olabilmesi için özlem gerekirdi. Aşkı büyüten özlemdir. Kavuşmanın güzelliğini veren ise ayrılık.
    Haklıydı güller, kaybetmenin en büyük acısını yaşayanlar Aşkı en çok anlayanlardır. Allah’ı bulmak adına yapraklarını dikenleriyle beraber tespihe davet eden güller, gün geldiğinde Yapraklarını döküp Rabbine seslenişlerinde çaresiz kalırlar. Acı ve özlem Rablerine olan samimiyeti bir kat daha arttırır. Sabırla Rablerine tekrar tespih etmek için beklerler. Bülbülün Gül dalında ötüşü güle değildir. Rabbini tespih eden Güle eşlik etmektir.
    Öyle dememiş miydi Şeyh Sadi:” Allah'a yalnız gül dalı üstündeki bülbül tesbih okumaz; gülün her dikeni Hakk'ın tesbihi için bir dildir.”
    Ve böyle bir Aşk,kavuşma ve bulma kavramı içinde izmire gelen Diana, annesinin mektuplarından yola çıkarak Mavi Elmaslı vazoyu aramaya koyulur. Koyulur koyulmasına ama vazonun nerede olduğunu ve nasıl bulacağına dair hiçbir ip ucu yoktur. Annesinin yönlendirmesiyle Bedrettin dede’den yardım ister ama Bulması gerektiği şeyi kendisi aramalıdır. Çünkü başkasının yardımıyla çıkılan ağaçtan inemez hiç kimse, düşer. 1 hafta boyunca bulmak zorunda olduğu vazoyu aramaya koyulur. Bahçede dikilmiş olan güllerden yardım diler. Pembe güllerle konusur sonra Eflatun güllerle ve daha sonra beyaz güllerle Hepsi birşeyler anlatırlar ama kimse Mavi elmaslı vazonun nerede olduğunu söylemezler. Çünkü onlar Rablerini bulmadan ona ulaşmadan aranılanın bulunmayacağını bilirler. Her gün bir güle sormak şartı ile sabırla bekler ama bütün güllerin derdi başından aşkındır hiç biri mavi elmaslı vazonun nerede olduğunu bilmemektedir. Çünkü aramak için ilk önce o yolda yürümek gerekir. İstemek azmetmek gerekir. Sadece yolu göstererek ve yol üstündeki taşları anlatarak yol yürünmezdi.
    Her gülün dakikalarca Rabbini bulmak adına anlattıkları vardı. Ama hiç biri Rabbini bulmak adına bir şey yapmıyordu. Yol belli gidiş belli ulaşmak belli ama çaba yok.
    Bir Sır vardı Mavi gülün dilinde insana aktardığı “Birbirinizi sevin, Eğilin birbirinize” kendini bulmak adına ikiliği birlik yapmak adına ve Rabbini bulmak adına Sevin birbirinizi, Dış görünüşten dolayı değil, içinizde Allah’ın insanlara kendi Ruhundan bir nefes koyduğu için sevin birbirinizi. Allah’ın Yarattığını Sırf Allah Rızası için Sevmek gerektiği için Sevin birbirinizi. Ve eğilin Kendi benliğinizden çıkıp Birliği bulmak adına eğilin. Şeytanın Secde Etmediği Kibrin ve bencilliğin sonunda Kovulduğu Cenneti hak etmek için eğilin. Allah’ı Bulmak adına eğilin. Kapandığınız Secdelerde fısıldayacağınız her dua hürmetine eğilin. Ben size Şah damarınızdan daha yakınım diyen Rabbe Seslenmek adına eğilin.
    Ve…
    Sıyrılın benliğinizden Bencilliğinizden. Güneşin bencilliği olsaydı Ne yıldızlar görünürdü ne Ay.
    Paylaşmak Benliği terk edip Biz olabilmenin adı insan olmaksa Vazgeçin Benlikten. Benlik kavramının Şeytandan geldiğini bilerek Yaşayın. Benlik kavramını terk etmeyenler Rabbine ulaşamaz.
    Nerde kalmıştık.
    Evet Mavi Elmaslı Vazo’yu arıyordu Diana. Ertesi gün ona verilmiş olan sürenin sonuna gelecekti. Ve o gece Ellerini açtı Rabbine yalvardı. Beni bilen sensin. İçimde olanları bilende sen. Eğer sen yoksan içimde kendimi bulamam Sen bende ol. Beni sende var et. Var et ki. Seninle var olmanın mutluluğuna ereyim. Annemin bulmamı istediği Mavi elmaslı vazoyu bulamadım. Eğer sen bulmamı istersen bulurum ve bana bulma fırsatı ver. diye Dua edip yatağına yattı. Ekim yağmurları başlamıştı Gök gürültüsü ve yağmurlar eşliğinde uykuya daldı. Sabah uyandığında Güllere veda edecek Bedrettin dede ile vedalaşıp yola çıkacaktı. Uyanıp elini yüzünü yıkadı Rüyasında mavi elmaslı vazodan hiçbir sır ona verilmediğini de anlayınca bir burukluk güllerin yanına gitti. Güllerle vedalaşmak için.
    Peki Vedalaşırken ne mi oldu
    O sırda kitap içinde sizleri beklemekte.
    "Kim olmak istersen osundur, Bir başkası olamayacak kadar sen olduğunda yaşayacakların kaderini belirler. Tıpkı Diana gibi."
    İyi okumalar…
  • 506 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    ‘’Hz. Hüseyin'in mübarek başının nereye defnedildiğini hâlâ tartışıyor Müslümanlar. Medine'de Bakî Mezarlığı'na, Necef'te babasının yanına, Kûfe dışında bir yere, Kerbelâ'da cesedinin konulduğu yere, Rakka'ya, hatta Kahire'ye... Hayır, hayır, doğrusu, Hz. Hüseyin'in mübarek başının mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun bütün Müslümanların omuzlarının üstünde olduğudur.’’ Peygamberin Aynaları / Ali Ural

    Bu paragrafı okuduğumda karar verdim Kerbela okumalarıma. Sevgili Cem Eren’in tavsiyesiyle okumaya başladım Ahmet Turgut’u. Zaten kütüphanemde 7 yıldır beni bekleyen bu kitabın ismi ve kapak resmi bana biraz arabesk gelmişti yıllar önce. Sebepsiz önyargımla bu güzel hazineden mahrum kalmışım yıllarca.

    Bilmiyordum ben; Şam ve civarındaki camiilerde yıllarca her namazdan sonra Hz. Ali’ye ‘’Toprağın Babası’’ manasına gelen ‘’Ebu Turab’’ künyesiyle topluca küfredildiğini ve bununla ilk olarak kendisine hitap edenin de Resulullah (sav) olduğunu, Yezidin Hz. Hamza’yı öldürten Hind’in torunu olduğunu, Muharrem ayında tutulan matem oruçlarının mahiyetini….

    Bilmiyordum Efendimiz’i bizzat görüp tabii olmuşken, o rahmet kaynağından nasiplenmişken... Peygamber torunlarına reva görülen zulmü yapanların aynı zamanda kıldıkları namazın tahiyyatında Peygamber ehline salavat getirdiğini????

    Defalarca sordum kendime, nasıl olur bu zulüm? Nasıl yapabilirler aynı secde ehli? Hatta her su içişimde sordum kendime bunu. Vicdanlar nasıl sustu diye sordum defalarca??
    Cevabı yine kitapta buldum :"Unutma! Nefis ister, akıl gerekçe bulur, vicdan aklar. Ama sen kaçsan da Allah hesap sorar."

    Tekrar tekrar, sakin bir ortamda, sukünetle ve tefekkür ederek okunması gereken bir yazar Ahmet Turgut. O kadar çok not aldım, o kadar çok düşündürdüğü cümleler oldu ki.

    ‘’Doğru soru ilmin yarısıdır ‘’ diyor kitapta ve arkası kesilmek bilmeyen hakikatli soruları sıralıyor yazar. Sonra devam eden sayfalar arasında veriyor soruların cevabını okuru düşündürdükten sonra. Kaç gece bu sorularla yatıp, bu sorularla uyandım.
    Mesela düşünmek isteyen okurlara kitaptan bir soru;))
    "...Dost dediğin sadece almaz. Yegane derdi kendi ihtiyacı olanlar dost olamazlar. Allah, ceddimiz İbrahim Aleyhisselamı kendisine Dost seçmişti. Her dem alıcı olmayıp kendilerinden bir şeyler verenler dost olabiliyorsa peki, İbrahim Halilullah ne vaat etti Rabbine?" ??????

    Meal okurken 'zulüm' kelimesinin ne çok tekrar edildiği dikkatimi çekmişti. Nefse, hakikatlere, yaratılanlara, kainata zulüm de var elbet ama. İnsanın insana yaptığı zulüm??? Sonra tefekkür ettim günlerce. Peygamber Ehline bile yapılan zulüm, evliyalara, alimlere, çocuklara, masumlara, her devirde, dünyanın her yerinde.. Hep var zulüm de zalim de... Kırılmaz zincirin halkaları misal...
    Sonra kitaptaki bu cümle nokta koydu aklıma.

    ‘’ Saflığı arayan gönüller ve hakkaniyete bakan vicdanlar inşa etmeden hak aramak zulmü ortadan kaldıramıyordu. Nitekim asırlardır her fırsatta dünün mazlumları yarının zalimleriyle yer değiştirmekteydi. Çoğu insanın adalet ile intikamı birbirine karıştırması da bunu göstermiyor muydu?’

    Son olarak bu kitaptan gönlüme emanet cümleleri yazmak istiyorum müsadenizle;
    ‘’Şüphesiz ki Allah; dünün, bugünün ve yarının Rabbidir...’’
    ‘’Sahibine Bırak…’’
    ‘’Allah ile aldatma!’’
    ‘’Zira başkalarından korkanlar, Allah'tan korkmayı unuturlar.’’

    Yakınlarda okuduğum bir duayla bitireyim müsadenizle;
    ''Demime damarıma karışacak her çeşit zulümden ve haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlardan uzak tut bizi, ey Rabbimiz..''

    Selamlar, sevgiler, saygılar, hürmetler...