Alıştım galiba dedim. Alışmak böyle bir şeymiş. İçimdeki acılı tam anlamıyla kaybolmasa da kavurmuyordu kalbimi. Ah ama alışmak değildi bu, gündü, aydı, yıldı. Hayatın ağır basmasıydı. Uzağa düşmekti onun sesinden, kokusundan, varlığının verdiği güven duygusundan. Sonra çok sonra anladım, zamandı bu.
...
Alışmak uyduruk bir kelimeydi, zamandı işin özü.
İnsan ölümü hep başkasının başına gelen bir şey sanıyor. İnsana has bir körlük. Kendini ve dolayısıyla sevdiğin herkesi ölümsüz sanma körlüğü. Sonra bir gün hiç beklemediğin bir anda -kim bekler, kim kondurur ki ölümü sevdiğine- dünya artık o tanıdık bildik yer olmaktan çıkıveriyor.