Vaktin, ne tutulur ne durdurulur, geçip gittiği ve bu akışı sırasında her şeye biçim verdiği, biçim değiştirttiği meselesi; yılın her günü için bir düşünmedir; ama sanki biz insanlar, eski yılın son ve yeni yılın ilk gününü yahut olaylardaki akışın şöylece alıp geliverdiği rastgele bir günü bu işe ayırmışa benzeriz. Fakat vakit, nasıl gelirse öyle gider, yani farkına varılmadan.
“Çünkü bazıları vardır, sevmedikleri halde sevilmek isterler; kendini feda eden kadından uçsuz bucaksız bir sevgi ve sadakat beklemekte haklı olduklarını sanırlar. Bazıları vardır, meşhur bir güzelle evlenirler; niçin? Onunla böbürlenmek, onu yanlarında bulundurmak, ehlileşmiş bir dişi aslan gezdirir gibi onu beraberlerinde gezdirmek ve - işte benim kraliçem! Bakın, bana ne kadar da itaatli, ne kadar bağlı diyebilmek isterler de onun için. Hiç bu kafada insan, kraliçesini sevebilir mi?”