Orta sınıflar o zevksiz sofralarında ahlakî önyargılarıyla atıp tutar, üst sınıftan insanların ahlaksızlıklarını konuşurlar. Kendileri de üst sınıfmış numarası yapar, o yerden yere vurdukları insanları yakından tanıyormuş gibi görünmeye çalışırlar. Zaten bu ülkede zeki ve özel biri olmayagör, avam tabakasının diline düşersin. Hem bu ahlak abidesi gibi dolaşan insanlar nasıl yaşamlar sürüyorlar kim bilir? Riyakârlığın başkentinde yaşadığımızı unutuyorsun sevgili dostum.
İnsanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardır ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyor.
Aramızda, neredeyse ölmeyi dilediğimiz o rüyasız gecelerin ya da dehşet ve biçimsiz mutluluklarla dolu gecelerin ardından daha güneş doğmadan uyanmamış olanımız yoktur herhalde. Böyle gecelerde beynin odacıklarından, gerçeğinden bile daha korkunç, sinsice pusuya yatmış bekleyen hayaletler sızar ve hastalıklı hayallerin musallat olduğu marazi zihinlerin sanatı olarak görülen Gotik sanata o bitmeyen zindeliğini veren bir yaşam gücünü beraberinde getirir.
Aradan ne kadar zaman geçtiğinin ne önemi var ki? Yalnızca sığ insanlar bir duygudan kurtulabilmek için yılların geçmesine ihtiyaç duyar. Hayatının kontrolünü elinde bulunduran biri, acılardan kolaylıkla kurtulmayı bilir. Kendimi duygularımın insafına bırakmak istemiyorum. Duygularıma hâkim olmak, onları kullanmak, onlardan haz almak istiyorum.