ölürken ellerini tutmak önemli, diyorum kendisi de babasını kaybeden bir arkadaşıma. daha sonra bırakmak da önemli, cevabını veriyor kısa bir sessizlikten sonra.
elime bir mandalina alıyorum ve birden, yemek yemeyi tümüyle bırakmadan önce, bir dilimini acı içinde yediği son meyve olduğunu hatırlıyorum. ve mandalina artık sadece mandalina
değil.
bir sabah, dedi, gözlerimi açtm ve, inan bana, acıdan kalkamadım. sanki ağır bir levha ya da bir taş göğsümü sıkıştırmış gibiydi, nefes alamıyordum, beni aniden öyle bir çarptı ki, babamın artık hayatta olmadığını sanki ancak. o zaman anladım.
babam ölürken onu sık sık çocukluğuna geri götürmeye çalıştım. geriye, insanın henüz ölümsüz olduğu, acının henüz gelmediği, ölümle arasında daha aşacağı yılların uzandığı topraklara. naif bir çabaydı, çünkü bu kuşağın bir çocukluğu olmamıştı.
“mama kabı tümüyle küf içindeydi, yıkanmamış,aylardır bakımsız, o zaman gerçekten korktum” diyor. deden rüyanda görünmedi mi, diye soruyorum.
soruma anlam veremeden yüzüme bakıyor. “söyledim ya, kedinin mama kabı bakımsızdı.” elbette, ölüm böyle de görünebilir.