Samaya'nın bir kandırmaca olduğunu söylediğim zaman, onun bizi bu fenomen dünyasıyla ilişkimizin her zaman seçeneksiz olduğunu kavramamız için kandırdığını kastediyorum. Bizim gerçekten bir seçeneğimiz yoktur. Sahip olduğumuzu sandığımız seçeneğe ego denir. Sahip olduğumuzu sandığımız seçenek, bizi kutsal bir dünyada olduğumuzu kavramaktan alıkoyar. Sahip olduğumuzu sandığımız seçenek göz siperi, kulak ve burun tıkacı gibidir. Baştan aşağı şartlanmışızdır.
Bazen büyük bir refah duygusuna sahip gibi görünen biriyle karşılaşırız ve bu insanın nasıl bu şekilde olduğunu merak ederiz. Biz de öyle olmak isteriz. Bu refah genellikle, bütün neşesizlikler, bütün karanlık zamanlar, bulutların güneşin önünü örttüğü bütün zamanlar da dahil olmak üzere, tamamen canlı ve hayatın her anına karşı uyanık olacak kadar cesur olmanın bir neticesidir. Kendi iyiliksever ruhumuz vasıtasıyla, kesin ve yumuşak bir şekilde, olup bitenlerle doğrudan ilişkiye girmek isteyebiliriz. Asıl neşeliliği, asıl gevşemeyi yaratan budur.
Kim acı olmadan zevk duyabileceğiniz fikrini edindi ki? Bunun dünyada yaygın olarak reklamı yapılmıştır ve biz de yutuyoruz. Fakat acı ve zevk bir arada gider; onlar ayrılmazdır. Onlar kutlanabilirler. Onlar sıradandır. Doğum acılı ve keyiflidir. Ölüm acılı ve keyiflidir. Sona eren her şey aynı zamanda başka bir şeyin başlangıcıdır. Acı bir ceza değildir; zevk bir ödül değildir.