Acı, hayatın bir parçasıdır ve şahsen yanlış bir hareket yaptığımız için bunun olduğunu hissetmemiz gerekmez. Ama gerçekte, acı hissettiğimiz zaman, bir şeylerin yanlış olduğunu düşünürüz. Umuda bağımlı olduğumuz sürece, deneyimimizi yumuşatabilir veya canlandırabilir ya da bir şekilde değiştirebiliriz ve daha çok ıstırap çekmeye devam ederiz.
Yaşam, tutunacak bir şeylerinin olmasını isteyenler için daha da rahatsız edicidir. Bu bakış açısından bakıldığında, tanrıcılık bir bağımlılıktır. Hepimiz umuda-şüphe ve gizemin kaybolacağı umuduna- bağımlıyız. Bu bağımlılığın toplum üstünde acı verici bir etkisi vardır: ayaklarının altında sağlam bir zemin olmasına bağımlı olan pek çok insandan oluşan bir toplum pek şefkatli bir yer değildir.
Kendimize karşı göstereceğimiz en temel saldırganlık, kendimize verebileceğimiz en temel zarar kendimize dürüstçe ve nazikçe bakacak saygıya ve cesarete sahip olmaksızın cahil kalmaktır.
Kendimizle tamamen iyi bir ilişki kurmak durgunluğa, sakinliğe götürür, fakat bu atlayıp zıplayıp, dans etmeyeceğimiz anlamına gelmez. Bu içten gelen zorlayıcı bir dürtünün olmaması demektir.