Geri Bildirim
  • Serinin bu son kitabında, Jack'in , butler cove geri dönüşünü ve Keri Ann'e kendisini affettirme çabalarını okuyoruz , Jack yine harikaydı, sayfalar ilerledikçe gidişine dair hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlıyoruz, Jack in, aşkı ve tutkusu karşısında Keri Ann'in mızmızlanmaları beni verem etti, yok sen ünlü birisin ben o hayata hazır değilim, yok beni basından dedikodudan koruyamazsın, mıy, mıy delirtti beni gelgit akıllı, adamı çıldırttı resmen , sabır taşı olsa çatlardı, Jack'i tebrik etmek lazım :)

    Kitabın bir bölümünde Jack in, günlüğünden bazı sayfalar okuyoruz, butler cove'a geri döndükten sonra günlüğündeki bu sayfaları yırtıp, Keri Ann'e vermişti, onsuz geçen aylarda neler yaşadığını ve ona karşı neler hissettiğini daha iyi anlayabilmesi için ve Jack'in yazdığı bu satırlar çok güzeldi :)

    Kitabın ilk yarısındaki geri dönüşlerde biraz sıkıldım ama yine de beğendim, özellikle adada baş başa kaldıkları sahnelerde yazar aralarındaki aşkı ve tutkuyu çok iyi yansıtmıştı :)

    Ve final sahnesinde Keri Ann beni yine şaşırtmadı, neyse ki veremin ötesine geçip daha beter bir hastalığa yakalanmadan bitirebildim kitabı :))
  • Tilki bu kez çok sinirlenmişti daha doğrusu çok üzgündü. Ayıya döndü; "O koca kafana şunu sok; bugüne kadar senle her şeyi konuştuk, paylaştık. Peki ne değişti, neyi değiştirebildin?
    Sana ta en başından beri demiştim; sözlerin hiçbir anlamı yok". O kadar tecrübe, bilgine rağmen sen de bunu anlayamamışsın. Hayat, sözleriyle değil, her şeyi ile yanında olabilenlerle yaşanılabilir".
    İAD Ant
  • Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş.
    Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta.
    Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak.
    Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
    Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.
    Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.

    Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
    Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük.
    Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak.
    En seksi leydi olmayı da bilecek,hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.
    Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek,
    Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.

    Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.
    Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her
    tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak.
    Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak…

    Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak.
    Şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz.
    Salatasız oturmayacak yemeğe.

    Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri yahut pahalı parfümlerin
    sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin.
    Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş.
    Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.

    Kadın dediğin güzel olacak…
    Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da…
    Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.
    Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek.
    Namussuzluğunu , ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek ,başka sevgili edinmeyecek.

    Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya…
    Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir, olacak.
    Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.
    Ağzı sıkı olacak kadın dediğin.
    Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak…

    Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından,dırdırcılardan,
    unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan,
    raf süslerinden,tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.
    Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak.
    Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.

    En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir.
    Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa…

    Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.

    Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de…

    Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
    Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
    Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla…
    Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana…

    Öyle bir kadın işte…
    Nerede öyle kadın yoktur deme…

    Sende adam olacaksın seçmesini bileceksin!
  • DNA
    İlk görüşte farkettim seni
    Sanki birbirimizi çağırıyormuş gibi
    Kanımdaki DNA söyledi bana
    Aradığım şeyin sen olduğunu
     
    Karşılaşmamız matematik formülü gibi
    Dinin kuralı,evrenin takdiri
    Bana verilen kaderin kanıtı bu
    Sen benim hayalimin kaynağısın
    Al,al
    Kader sana uzattığım elle seçildi
     
    Endişelenme aşkım
    Bunların hiçbiri tesadüf değil
    Tamamen farklıyız biz bebeğim
    Kaderi bulan iki kişiyiz
     
    Evren doğduğu günden beri
    Sonsuz asırlar boyunca
    Geçmiş hayatlarımızda da gelecek hayatlarımızda da
    Sonsuza kadar beraberiz
     
    Bunların hiçbiri tesadüf değil
    Kaderi bulan iki kişiyiz
    DNA
     
    Bu aşkı istiyorum gerçek aşkı istiyorum
    Sadece sana odaklanıyorum
    Beni biraz daha zorluyorsun
     
    DNA'm en baştan beri seni istiyor
    Bu kader,bizi seviyorum
    Sadece biz gerçek aşıklarız
     
    Ne zaman görsem onu şok oluyorum
    Nefes alamadığım kadar büyüleyici ve garip,hadi canım
    Aşk dedikleri şey bu mu acaba?
    Çünkü kalbim başından beri senin için çarpıyor
     
    Endişelenme aşkım
    Bunların hiçbiri tesadüf değil
    Tamamen farklıyız biz bebeğim
    Kaderi bulan iki kişiyiz
     
    Evren yaratıldığı günden beri
    Sonsuz asırlar boyunca
    Geçmiş hayatlarımızda ve sonraki hayatlarımız da
    Sonsuza kadar beraberiz
     
    Bunların hiçbiri tesadüf değil
    Kaderi bulan iki kişiyiz
    DNA
     
    Geriye bakma
    Kaderi bulan iki kişiyiz
    Pişman olma bebeğim
    Sonsuza kadar
    Sonsuza kadar
    Sonsuza kadar
    Sonsuza kadar
    Beraberiz
     
    Endişelenme aşkım
    Bunların hiçbiri tesadüf değil
    Tamamen farklıyız biz bebeğim
    Kaderi bulan iki kişiyiz
     
    DNA
    La la la la la
    La la la la la
    Bunların hiçbiri tesadüf değil
     
    La la la la la
    La la la la la
    Bunların hiçbiri tesadüf değil
     
    DNA
  • Hepimiz zor dönemlerden geçeriz zaman zaman. Duygularımızı algılamayı hiç bırakamayacağımıza göre hep de böyle olacaktır. Düz bir yolda yürümüyoruz, bazen tepeler tırmanıyor, bazen bataklıklar aşıyoruz. Bazen öyle anlar geliyor ki tüm zorluklar üstümüze yıkılmış gibi hissediyor, altından kalkamıyoruz. Bazen bunu tetikleyen büyük travmalar olabilirken bazen de çok göze batmayan minik değişimler olabiliyor. Hatta çocukluktan başlayan bastırılmış duyguların ortaya çıkıp hayatları kabusa çevirmesi bile mümkün olabiliyor bir minik söz ile. Bu; asla utanılacak bir mesele değil.

    "Herkesin kendi derdi başından aşkın, kime neyi anlatabilirim ki? Bir de beni düşünüp benimle mi uğraşacaklar? O yüzden canım sıkkın olduğunda kimseye söylemiyor, çoğunlukla belli etmiyorum. Söylediğim zamanlarda da bir de ben canlarını sıktığım için suçlu hissediyorum." demiştim terapistime, en yakınlarım için. İnsan olmamızın en temelinde yatan toplu yaşamayla ilgili uzun bir konuşma yapmıştık bunun üstüne. En yakınlarımızı en yakınımız yapan da iyi-kötü günlerimizi paylaşabilmek değil midir sonuçta? Hatta dahası o insanların iyi hissetmediğimiz zamanlarda iyi hissetmediğimizi bilmelerinin hakları olduğuna ikna etmeyi başardı sonra da beni. Bir de tabii duygularım ve düşüncelerim arasındaki bağlantıya dikkat çekmişti.

    Düşüncelerimiz, düşüncelerimizi dile getirirken kullandığımız her kelime duygularımızı inanılmaz derecede etkiliyor. Mesela "Neden hep böyle oluyor?" ile "Neden son zamanlarda böyle oluyor?" cümlelerinin hissettirdikleri çok farklı. Bilişsel Terapi denilen bir yöntem sayesinde bunların farkına çok daha kolayca varabiliyoruz. Bu yöntemden bahsetmek isterdim size fakat bu konuda eğitimi olan ya da yetkisi olan biri değilim bu yüzden yanlış bilgi vermek istemem. Sadece fikir olsun diye yüzeysel olarak bahsedebilirim. Bir kağıdı birkaç sütuna bölüyoruz öncelikle. İlkine yaşadığımız olayı, ikincisine o anda aklımızdan geçen düşünceyi, üçüncü sütuna o hissettiğimiz duyguyu (üzüntü/kırgınlık/sevinç/hayal kırıklığı gibi) yazıyoruz ve 10 ya da 100 üzerinden puanlıyoruz duygularımızı. Diğer sütuna ise o anki verdiğimiz tepkiyi (davranışımızı) yazıyoruz. Sonra da düşüncelerimize odaklanıyoruz. Kendimize karşı dürüst olup tarafsız bir gözle düşüncelerimizi gözden geçirdiğimiz zaman birçok şeyin farkına varıyoruz zaten. Kelime seçimlerine dikkat edip düşüncelerimizi yeniden düzenlediğimizde duygularımıza verdiğimiz puanlar da değişiyor. Denemesi bedava, deneyin lütfen :)

    Bu kitap da bu terapi yönteminin tüm yönlerini, ayrıntılarını örnekler üzerinden kavratmaya çalışan bir yardımcı kitap. Dediğim gibi, bu konuda yetkili değilim. Bu yüzden bu kitabın bir terapist eşliğinde mi tek başınıza mı daha faydalı olacağının kararını veremem ama bana sorarsanız her yükü tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Bu yük ne olursa olsun. O yükü artık kaldıramadığınızı hissetmeye başladığınızda yük ile birlikte düşmeden önce birinden yardım istemekte fayda var. Bir ucundan tutup hafifletecektir muhakkak. Bu kitabı okumaya başlayacaksanız da yanınızda yeni başlayacağınız bir defter bulundurmayı unutmayın; terapiyi tamamladığınızda ne kadar faydalı olduğunu mutlaka görmek isteyeceksiniz. Yöntemin işe yararlığı konusunda genel konuşamam ama bence oldukça etkili bir yöntem. Benim hayatımı etkilediği kesin en azından. Kitap da alanında oldukça başarılı bence, yöntemi öğrenmek için tüm koşulları sunuyor. Yine de iş her zamanki gibi kendimizde bitiyor. Lütfen, kendinize güzel davranın. Siz, çok değerlisiniz. Sen, çok değerlisin!
  • Başkalarının düşüşleri, anlatılması en kolay hikayelerdir nasılsa.
    Gazeteleri okumaya üçüncü sayfadan başlamayı alışkanlık edinmiş bir toplumun bu gizli zevki, acıları her geçen gün biraz daha sömürüyor, kendileri için eğlenceye dönüştürüyor. Yeter ki başkalarının başından geçmiş olsun. Yeter ki kendi evlerine uğramamış olsun.
  • 1998 Yılında Almanya’da yaşadığım dönemde, çok değer verdiğim bir arkadaşımın hediyesiydi Küçük Prens. Bana hediye edilen ve hayatımda hediye olarak aldığım ilk kitaptı! Severek ve beğenerek okuduğum bu güzel kitabı en azından birde ben yorumlamak istedim. Küçük Prens çocuklar ve yetişkinler için 1943'teki yayınından bu yana çok sayıda okuyucu kitlesine sahip olan bir öykü kitabıdır ve hala popülerliğini korumaktadır. Japonya’nın Hakone isimli şehrinde bir Küçük Prens müzesi bulunan, Güney Kore’nin Gyeonggi-do kentinde Küçük Prens temalı bir köy olan müze ve köy turistlerin uğrak noktalarındandır. 2000 yılında da, yazarın doğup büyüdüğü Fransa’nın Lyon şehrinde bulunan hava alanına Saint Exupéry’nin adı verilmiştir. Antoine de Saint-Exupéry’nin 1943 yılında basılan “Küçük Prens” kitabı 73’üncü yılını dolduruyor. İşte dünya edebiyat tarihinin en kayda değer eserlerinden biri olan, bugüne kadar 250’den fazla dile çevrilen, 140 milyondan fazla satış rakamına ulaşan ve üzerine 11 kez filmi çekilen bu kitap aslında çok uzun yıllar öncesinden kaleme alınmış olmasına rağmen benim zannımca ülkemizde 2000’li yıllardan sonra daha da popüler oldu.

    “Dünyada bu kadar popüler olmuş kitabın bir bölümünde Türk bir gökbilimciden bahseder, hem de küçük prensin geldiği gezegeni ilk kez gören ve uluslararası bir kongrede sunan bir bilim adamı olarak. Fakat kıyafetinden dolayı onu kimsenin ciddiye almadığını anlatır ve ekler `büyükler böyledir işte´…” (Alıntı)

    “Bu durum kendi tarihini, kendi liderini tartışmaktan, tanımaktan, karşı durmaktan veya savunmaktan çekinen bir sistemin özgüven eksikliği değil midir? Görüyoruz ki; bu durum dün böyleydi, ancak bugün de böyle.” (Alıntı)

    Yazarın esrarengiz ölümü ve 65 yıl sonra gelen itiraf:
    Dünya Savaşı sırasında görevi gereği 31 Temmuz 1944’te Akdeniz semalarında havalanan yazardan bir daha haber alınamadı. Ta ki 1998 yılında, Marsilyalı bir balıkçının yazara ait bilekliği bulana ve 2004 yılında yine Marsilya kıyılarında yapılan araştırmalar sonucu uçağın enkazı bulunana kadar. Ölümünden 65 yıl sonra, bir Alman pilotu Hors Rippert, yazarın kullandığı uçağı düşürdüğünü itiraf ediyor ve “İçinde kimin olduğunu bilseydim ateş etmezdim,” diyor. (Alıntı)

    Kitabın özeti:
    Bir pilot, uçağıyla ilgili teknik sorunlar nedeniyle Sahra'da acil iniş yapmak zorunda kalır. Sadece sekiz gün yetecek kadar erzakı vardır ve bu çölde ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu ıssız çölde daha öncesinden de yetişkinler arasında kendisini sık sık hissettiği gibi yalnızdır. Yetişkinlerin dünyasında hayal gücüne yer yoktu ve tüm umuduna rağmen onların arasında kendisine hiç arkadaş bulamadı. Daha küçük bir çocukken, yetişkinlerin hepsi resim çizmek yerine tarih, coğrafya, matematik ve dilbilgisiyle ilgilenmesini öğütlemişlerdir ve bu öğütler de sonunda onun bir pilot olmasına yön vermiştir.

    Çölde yalnız geçirdiği ilk gecesinden sonra, ondan bir koyun çizmesini isteyen küçük bir adam tarafından uyandırılır. Birkaç başarısız denemeden sonra, pilot, sinir olmuş bir şekilde sonunda, istenen koyunu içeren bir kutuyu çizer ve koyunun bu kutu içerisinde olduğunu söyler. Beklenmedik bir şekilde, bu küçük adamı tatmin eder ve küçük Prens’in dünyasına bir kapı aralar. Bu sebepten ötürü küçük Prensin minik bir gezegenden geldiğini ve bir çiçekten kaçtığını öğrenir. Ona (çiçeğe) âşık olmuştu, ama onun tuhaf ve boş jestlerini ve onun içinde olan kendi hislerini çözememişti. Böylece kendisine deneyim edinmek ve arkadaş kazanmak için gezegenden gezegene bir yolculuğa çıktı. Az az da olsa, pilot küçük Prens’in tüm hikâyesini öğrenir, çünkü yanındaki yoldaşı genelde sorulara neredeyse hiç cevap vermemektedir.

    Küçük Prens’in hikâyesindeki yolculuğu onu ilk önce 6 değişik gezegene götürdü. Orada kendi garip hayal dünyalarında tutsak yetişkinler ile karşılaştığı öğrenir: Bir kral bütün evrenin ona (küçük Prens’e) itaat etmesi gerektiğine inanmaktadır. Kibirli birisi, kendisinin dünyanın en iyi, en zengin ve en zeki insanı olarak kabul edilmesini istemektedir. Bir sarhoş, tüm ümidini içkilerde utançla yitirir ve içtiğini unutmak istiyor. Bir işadamı yıldızların sahibi olduğunu ve sadık sayı dünyasının ardında saklandığını düşünür. Bir fener çalışanı saçma bir iş eğitimini takip eder ve bir coğrafyacı olarak sorgulanabilir yöntemlerle bilgiyi zenginleştirir.

    Küçük Prens yeryüzünde ilk olarak yılanla buluşur. Küçük adamı ilk kabullenen ve ona yardım etmek isteyen ilk formdur yılan. Arkadaş araması sırasında dünyada bir sonuca ulaşamayacaktır. Bir yol sonunda onu bir gül bahçesine götürür. Burada gülüne benzeyen binlerce gül keşfeder. Çiçeği tarafından aldatıldığı düşüncesi onu bir çaresizliğe sürükler. Kendisinin (çiçek) eşsiz olduğunu iddia etmişti. Bu yüzden küçük Prens kırılmıştır ve acı bir şekilde ağlar ve o anda tilki beliriverir.

    Tilki küçük Prens’in kendisini evcilleştirmesine müsaade eder, çünkü o da kendini yalnız hissetmekte ve bir arkadaşa ihtiyaç duymaktadır. Bu sebepten tilki yeni dostuna arkadaşlık ve sevginin gizemini adar. Önemli olanın görünmez olduğunu ve sadece kalbin gözüyle iyiyi görebileceğini öğretir tilki ona. Sen sadece uydurduğun şeyleri anlarsın diye öğretir tilki. Böylece, küçük Prens sonunda gülünün ona yalan söylemediğini fark eder. O (gülü) eşsizdir, çünkü gezegende sahip olduğu ve özenle ilgilendiği yegâne şeydir o. Diğer güllerin onun için bir anlamı yoktur. Onun kendisi evcilleştirdiği için ondan kendisi sorumludur. Ve küçük Prens gezegenine sevgili gülüne tekrar geri dönmeye karar verir. Yolculuğunun da son durağında pilotla buluşur.

    Pilotun erzakı artık bitmiş, tükenmiştir ve çölde uçağını tamir edemeden sekiz gün geçmiştir. Böylece pilot ve küçük Prens su için çölde umutsuz bir arayışa giderler. Beklenenin aksine, pilot iyi bir su kuyusu bulur. İkisi de buldukları kuyu ile susuzluklarını gidererek enerjilerini toparlarlar. Pilot uçağına geri dönerken, küçük Prens tekrar yılanla buluşur. Yılan, Prens’e gezegenine dönmenin bir yolunu teklif eder. İkisi de ertesi gece için bir buluşma yeri ayarlıyorlar.

    Pilot uçağını başarıyla tamir ettikten sonra geri döndüğünde, küçük Prens’in aklından neler geçtiğini tahmin eder. Yeni arkadaşını kaybetmek istememektedir. Yine de, küçük Prens ile birlikte bir yıl önce dünyaya düştüğü yere gider. Burada küçük Prens pilota hediye olarak yıldızlar verir. Yıldızları gülüşüyle sembolik olarak birbirine bağlar ve sonrasında da son adımını atar. Yılan seri bir şekilde kumdan dışarı sıçrar ve küçük Prens’i ayak bileğinden ısırır. Cansız gibi yere düşer ve gezegenine döner. Ölümcül kabuğunu yeryüzünde, dünyada bırakır. Ölmüşüm gibi görünecek, ama bu gerçek olmayacak diye talihsiz pilot arkadaşını teselli etmişti.

    Küçük Prens’imizin konusu; Bu eserimiz küçük bir çocuğun gözünden yetişkinlerin bazen hiç farkına bile varmadan yaptıkları yanlışlarını anlatmaktadır. Kahramanımız yaptığı gezileriyle yetişkinlerin insanların bakış açılarını çözme, öğrenme gayretindedir. Kitabımız, küçük bir çocuğun ruhu ile bir yetişkinin anlayışının birbirlerinde nasıl uzaklaşabildiğini ufak masallar ile bizlere aktarmaktadır. Çocuklar ile yetişkinlerin arasındaki perspektif değişikliğini ele alır.

    Küçük Prens kitabının ana fikri; Küçük Prens, küçüklerin ve büyük insanların okuyup anlamlar çıkarmaları gerektiğini düşündüğüm bir kitaptır. Kitap, yetişkinlerin düşüncesiz tavır ve hatalarına eleştirel bir şekilde bakmaktadır. Zaman ilerledikçe, insanlar büyüdükçe çocuk ruhundan uzaklaşarak, çocuk psikolojisini nasılda unutabildiklerini ifade etmektedir. Çocuklarımızın, yetişmekte olan neslin ve anne babaların okuması gereken bir hikâye kitabıdır.

    Küçük Prens kitabının başlıca kahramanları:
    Küçük Prens: Gezegeninde güzel bir çiçek ile yaşayan, çeşitli gezegenleri dolaşan, son durağı olan dünyamızda pilotumuz ile karşılaşan ve ona kendi hikâyesini anlatan çocuk kahramanımızdır.
    Yazar (Pilot) : Küçük yaşlarda resim yapma yeteneğine yetişkinler tarafından kayıtsız kalınan, büyüyünce de pilot olan yazarımızdır. Uçağı arızalandığı için mecburen çöle iniş yapmak zorunda kalır ve çölde tanıştığı Küçük Prens ile dost olur.
    Kral: Kendi gezegeninde yapayalnız yaşayan ve her şeye hâkim olduğunu düşünen birisidir.
    Kendini Beğenmiş Adam: Küçük Prens’in seyahati esnasın bir başka gezegende tanıştığı, kendini çok beğenmiş bir insandır.
    Sarhoş: Utancını unutabilmek adına sürekli içki içen hikâye kahramanıdır.
    İş Adamı: Sürekli hesap-kitap işleriyle meşgul olan ve bu işi aşırı önemseyen bir insandır.
    Bekçi: Gezegende olan tüm fenerleri gece-gündüz durumuna göre yakıp söndüren kişidir.
    Kâşif: Masa başından hiç kalkmadan, kâşiflerin edindikleri bilgileri not tutan kişidir.
    Demiryolu Makasçısı: Yaklaşmakta olan trenleri bazen sağa, bazen de sola yönlendirme işini yapan kişidir.
    Satıcı: İnsanlara zaman kazanmaları için su ihtiyacını giderici haplar satan kişidir.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesinde görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~