• Lou Andreas Salome ; 1861 yılında St. Petersburg’da doğdu.Rus asıllı bir psikanalist ve yazar. Andreas Salome ismi Nietzsche, Rilke, Tolstoy, Paul Ree, Freud gibi alanlarında ünlü isimlerle; aşk dedikodularına karışmıştır. Zürih'te teoloji, felsefe ve sanat okudu.

    Hatta Nietzsche’nin de aklını başından almış fakat hiçbir zaman onunla da beraber olmamış tır. Nietzsche’nin kadınlardan nefret etme sebebi olarak gösterilmiş.

    Ona göre aşk, kendi ölümü için uğraşır, sadakati reddeder, ama özgürlüğe de engel olur. Evlilik, sevginin katilidir. Ona göre arkadaşlık, sevgiye ve daha da kötüsü cinselliğe dönüşerek yok olma riskinden korunmalıdır diye düşünüyormuş.

    Onları yazar Jakob Wassermann tanıştırır. Rilke 21, Salomé 34 yaşındadır. Büyük Alman lirik şairi Rilke’yi büyüler ve ömür boyu unutamadığı aşkı olur, fakat Rilke ile de evlenmez.

    Ve Rilke en güzel şiirini onun için yazıyor.


    Geceleri ağlayarak
    yattığımı söyleyemediğim sen,

    Özü beni bir beşik kadar yoran,
    Benim yüzümden uyumadığını bana söylemeyen sen,

    Bu hasreti gidermezsek
    nice olur halimiz..?

    Sevenlere bir baksana,
    İtiraf etmeye başlar başlamaz nasıl da yalan söylerler.

    Sensin yalnızlığımın tek sebebi, tek seni karıştırabilirim.

    Bir süre sensin o, sonra yine uğultu ya da iz bırakmayan bir koku.

    Ah, kaybettim hepsini kollarımda,
    Bir tek sensin, sen, tekrar tekrar doğan,

    Sana hiç bir zaman sarılamadığımdan, vazgeçemiyorum senden.

    Salomé de Rilke’ye şu dizeleri yazmıştır:

    Kıyamete kadar olmak, düşünmek yaşamak
    Tut beni sımsıkı kollarında..!

    Verecek başka bir mutluluğun yoksa
    Acılarını ver bana..

    Rilke mektubunun son satırlarını şöyle bitiriyor :

    Bütün bunlar, kendimi şekilsizlik içinde yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğum bir sırada seni tanımak mutluluğuna erdiğim için oldu.

    Büyük aşkın, tutkunun sonu hiç bir araya gelememek ve ayrılık...

    *Özdemir Asaf'ın Bir sevgiyi anlamak, bir yaşam harcamaktır, harcayacaksın. sözü mizahtan öteye gitmiyor.*
  • Kasıklarını onun kalçalarına sürttüğünde Maria az önceki sözleriyle neyi kastettiğini anladı. Elbisesinin içindeki kat kat etek ve astar yüzünden onu hissedebilmesi imkânsızdı ama sertleştiğinden şüphesi yoktu. olduğu yerde kıpırdandı ve kapıdan çektiği elleri Maria’nın dekoltesinin üstündeki şişkinliği pervasızca avuçladı Onu okşarken güçlü bacakları da vücudunu kapıya bastırmaya devam ediyordu. Bana ihtiyaç duyduğun şeyi söylemen yeterli. İstediğin her şeyi sunmaya hazır ve hevesliyim. “Soy beni,” diye fısıldadı kararlılıkla.
    “Nasıl istersen.” dilini Maria’nın kulağında gezdirerek onun ürpermesine neden oldu. “Arkanı dön.” Maria nefes nefese, “Hayır,” dedi, “bu sefer altta sen olacaksın.”
    Sözlerinin canlandırdığı hatıralar öylesine güçlüydü ki ürperdi. Maria’nın üstte olduğu, meme ucunu onun dudaklarına sunduğu, vajinasının penisini, ona nefes nefese kalıp bitkin düştüğü sarsıntılar eşliğinde spermlerini boşalttırana dek içine aldığı o gecede defalarca tekrar yaşamıştı. Az sonra benzer bir zevki tadacağım bilmek testislerinin boşalma arzusuyla gerilip sızlamasına neden oldu.
    Maria elbisenin kalan kısmından sıyrılıp ona doğru döndü. Belini bir korse sarıyordu ve bacakları da eteklerinin altına gizlenmişti. “Pantolonunu çıkar,” dedi emredercesine, “ve yatağa uzan.” pantolonunu aşağı çekerek penisini serbest bıraktı. Maria’nın bakışlarını sertleşen erkekliğine çevrilmesi onu penisini eline alıp çekiştirmeye teşvik etti ve bunu yapmasıyla birlikte organının başından birkaç damla sperm aktı.
    “Senden çok uzun süre mahrum kaldım, Maria. Sen de beni bu kadar özledin mi?”
    “Kes artık şunu.” dedi boğuk bir sesle. “O sert ve kalın penisini içimde hissetmek istiyorum, boşalmanı değil.”
    Maria sırtı dimdik bir halde kanepeye oturdu. Bu şekilde fazlasıyla ciddi görünüyordu, ta ki bacaklarından birini kanepenin oymalı kolçağına atıp üzerindeki kat kat beyaz kumaşı kenara çekerek önce biçimli baldırlarını sonra ince bacaklarını ve nihayet bacaklarının arasındaki cenneti gözler önüne serene dek. dizlerinin üzerine çöktü. Büyük elleri Maria’nın bacaklarının iç kısmını tutup onları öyle bir araladı ki genç kadının gizleyecek hiçbir şeyi kalmadı.tahmin ettiği gibi sıcak ve ıslaktı. “Seni bu halde görmeye bayılıyorum.”
    Başım öne eğip Maria’nın vajinasının dudaklarım yalamaya başladı ve onun boğazından kopan zevk iniltisinin keyfini sürdü. kadınlığını tamamen ağzına aldı ve dilini tahrik eden, yumuşak darbelerle klitorisinin sert boğumunda gezdirmeye başladı. Parmaklarım onun saçlarına götürüp terle ıslanan saç köklerini okşayan Maria bu mahrem dokunuşla birlikte ürkek bir çığlık kopararak sırtını geriye attı. Maria kendini yukarı çekti. saçlarını tutan elleri acı veriyordu ama genç adam halinden memnundu. Biraz daha eğilip dilini vajinasından içeri soktuğunda onun ne kadar ıslak ve sıkı olduğunu, kendisinden ne kadar yoğun bir biçimde etkilendiğini fark etti.Vücudu acı veren bir arzuyla baştan aşağı titriyordu.
    Maria’nın kadınlığının, düzenli bir ritimle içine girip çıkan sımsıkı kavrayarak doyuma ulaşması neredeyse boşalmasına neden olacaktı. Genç kadının onu kendisinden uzaklaştırma çabalarına rağmen durmadı ve vajinasını ağzına alıp az önce yaptıklarını tekrarlayarak bir kez daha çığlıklar eşliğinde orgazma ulaşmasını sağladı. Her ikisi de daha fazlasına katlanamayacak hale gelene dek onu defalarca kendinden geçirdi.
    Ardından ayağa kalkıp bir eliyle kanepenin sırtının varaklı kenarına tutundu diğeriyle de penisini Maria’nın vajinasına yöneltti Genç kadının içine girmesiyle birlikte kanepe arka ayaklarının zerinde sallandı. Bu şiddetli sarsıntı onun dudaklarından bir küfrün, nefes nefese kalan Maria’nınkilerden ise bir çığlığın dökülmesine neden oldu..“Burası cennetten farksız,” diye haykırdı.'Vajinası şişip hassaslaşmış ve taş kadar sert bir penis içini tamamen doldurmuştu. ellerini Maria’nın başının iki yanma yerleştirip kanepeye tutundu ve kalçaları onun bacaklarının arasında gidip gelmeye başladı. Sıkılaşan karın kaslarının üzerinden akan terler Maria'nın belinde toplanan eteklere damlıyordu.
    penisinin kadınlıgının içinde bir nabız gibi atmasıyla birlikte inledi. kendini geri çektiğinde vajinası penisinin etrafında kasılıp onu bırakmak istemedi. Genç adam kollarıyla kanepeden aşağı doğru ittirdi ve güçlü bacaklarıyla hamle yaparak bir kez daha Maria’nın içine girdi. Bu defa tamamen içindeydi ve testisleri son derece erotik bir biçimde onun kalçalarına çarpıyordu. beline sarılıp kendini onun darbelerine hazırlamaktan başka yapabileceği bir şey yoktu.Maria çaresizce inledi.Maria’nın haykırışları, kanepenin düzenli bir ritimle yere vuran ayaklarından çıkan sesi ve içine her girişiyle birlikte boğazından dökülen küfürleri bastıracak kadar şiddetlendi.onu bitiriyor, âdeta perişan ediyordu.
    Penisi vajinasının içinde hareketlendi. Maria'nın doyuma ulaşmaktan başka hiçbir şeyi umursamayan vücudu onu sımsıkı kavrayarak daha da derinlere çekti. Maria bir rüyadaymış gibi hareket etti. Kendini yukarı çekip sert penisinin vajinasının içinde kaydığını hissetmenin ve tekrar aşağı indiğinde dişlerinin arasından nefesini bıraktığım duymanın keyfini sürdü.Maria ıslak ve yumuşak dudaklarını sert dudaklarına bastırdı. Genç adam inleyip daha da şiddetli bir şekilde kıvranmaya başladı.“Bunun sonsuza dek sürmesini istiyorum,” diye fısıldadı. Maria. Ne durmak ne de onun sert ve derin darbeler eşliğinde içinde gidip gelmesinden mahrum kalmak istiyordu.Hareketlerinin hızlanıp sertleşmesiyle birlikte gözlerini kapadı. kalın penisinin üzerinde gidip geliyordu.
    ’Maria,” diye inledi. “Maria.”
    Maria öne doğru eğilip dudaklarım bir kez daha ağzına alarak
    şehvetle öpmeye başladı.Destek almak için ellerini onun göğsüne yerleştiren Maria düzenli bir ritimle inip kalkıyor, iri penisinin içinde gerildiğini ve ıslak dokularını araladığı vajinasını kendisini kabul etmeye zorladığım hissediyordu,Nihayet vücudunu sert bir şekilde yukarı kaldırdı ve kasığını onun klitorisine dokundurmasıyla birlikte Maria kendini daha fazla tutamayıp doyuma ulaştı. Vajinası, çılgına dönmüşçesine içine girip çıkan penisin etrafında titredi.Genç adam sıcak ve sert patlamalar halinde spermlerini içine boşaltırken Maria’nın vajinası çaresizce kasılıyordu.Maria, onun kalçalarını hafifçe yukarı kaldırıp spermlerini tamamen boşaltana dek içinde gidip gelmesiyle birlikte inledi.
  • Kısacık kitaba sonsuz duygu ve koca bir yaşam sığdırmayı başaran yazar deyince aklıma Stefan Zweig’dan başkası gelmiyor artık. Satranç ile beni fazlasıyla etkileyen yazar, “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” ile kendi çektiği çıtanın ötesine geçmeyi başardı bile.

    Bir erkeğin, adından bile bahsetmeyen bir kadının ağzından, aşkı böylesine naif ve ince anlatabiliyor olması mucize gibi. Bu bilinmeyen kadına başlarda kızıyorsunuz. Onun neredeyse obsesifliğe varan tek taraflı aşkını küçümsüyor hatta abartılı bulabiliyorsunuz. Ama sonra kitap sizi öyle bir içine çekiyor ki kendinizi kadının yerine koyarken buluyor, bu kez bu tek taraflı aşkın yöneldiği adama kızmaya başlıyorsunuz.

    Kadın mektubunda sürekli “Sen beni hiç tanımadın.” dese de aslında karakterlerin yolu çoğu kez kesişmiştir. Kadın ilk olarak on üç yaşında, içinde büyük ve safi bir hayranlıkla gelip geçer adamın hayatından. Fakat adam o küçük kıza baktıysa bile esasen onu görmemiştir.

    Aradan zaman geçer, bu kez tutkulu bir genç kız olarak çıkar adamın karşısına. Çaresizce adamın onu tanımasını bekler. Ama ne yazık ki adamın gözlerinde yabancılıktan başkası yoktur. Kızı çekici bulduğundan onunla birlikte olur, bir yolculuğa çıkacağını ve döndüğünde ona haber edeceğini söyler. Ne var ki adam döndüğünde, kadını yeniden unutmuş ve kendi hayatına kapılıp gitmiştir.

    Kadın, adamın çocuğunu hiç ses etmeden dünyaya getirir ve onu büyütebilmek için kendini satmaya başlar. Aradan yine zaman geçer ve bu kez adamın karşısına bir hayat kadını kadar aşağı konumda çıkar. Asıl acı olan bu değildir, adam onu bir kez daha tanımaz, kadın buna rağmen adamın teklifini bir kez daha reddedemez.

    Yolları yeniden ayrılır. Kadın ölüm vakti geldiğinde adama bir mektup yazar ve her şeyi en başından anlatır ona. Ömrü boyunca bütün aklını meşgul eden bu aşkı açığa çıkarmamasının, tek taraflı yaşamasının tek nedeni, aynı şeyleri hissetmeyen adamda bir yük oluşturmamaktır. Fakat böylesine aşk denebilir mi? Okuyucuyu bu soruyla yüz yüze getiren kitap, her zamanki gibi etkileyici psikolojik tahlilleriyle etkilemeyi başarıyor.
  • Uçuşan birkaç düşten düşen bir keşişin dediği gibi;
    Çoğu zaman kime ve nereye ait olduğumu hatırlamıyorum Gizimera
    Tıpkı Alzheimer hastası gibi hissediyorum kendimi..


    Asla yeterince kelime olmayacak..
    Gülümsemeler ve karmaşa asla yeterli gelmeyecek..



    Hepsini yazamıyordum..
    Anında unutuyor ve yazmaktan yoruluyordum..
    Bir anda bunlara dalmışken gözlerini açmak gibi ,
    kulaklarımda o ses,
    “You do something to me, somewhere deep inside.”
    İşte ben oradaydım artık..


    Hatırlıyor musun;
    Seni derinlemesine hissedip,
    suçluluk hissini yok etmek için uğraştığım o son geceyi..
    Bazen kapana kısıldığında seni kurtarması için bir kurbana ihtiyacın olur,
    ben, beni sana sundum o gece..
    Sonrası hangimiz hızlı çıkarsa evden,
    evde kalan kişi mutlu olsun diye iki çizik attım şah damarıma..
    O izlerle Tanrı'ya olan ibadetimi tamamlamayı istemiyorum Gizimera. Tanrıyı da istemiyorum.

    Benim adım Halil.
    kendimi ölümsüz olarak görüyorum..
    Var olan mutluluğu sahiplenememek,
    yetim yaşamak gibi..
    Hep inatçı ve gerçeği hissedip,
    reddeden oldum Gizimera

    Acı çektiğim her an,
    saçmalığımın arkasında yakalanmak için saklandım hep..

    Dinle;
    ve sor..
    Hayatın masalı hangi bağımlılıkta satıyor kimliğini!
    Asıl hikayen o zaman başlar,
    vurgudaki setlik hayattır..
    Hayatımıza kattığımız insanlardır..

    Ve o zaman büyürsün kaybedeceklerinden habersizce..
    Sakın unutma Gizimera;
    satrançta siyah ve beyaz karşıttır..

    ..

    Benim adım Ehriman
    kendimi ölümsüz olarak görüyorum..

    Tanrı'nı varliligini reddetmedigim günlerde 17 yaşımda Karen Armstrong okumaya başladım..
    İsteyerek tecavüz ettiler diye düşlerime,
    şiirlerime,
    ben bileklerimi ve sol göğsümü kestim..

    Ve karanlık bir zamanda terk et beni Gizimera
    senin ayaklarının altında dünya yarasının olduğu gibi,
    benim ayaklarımın altında ağıt cehennemi defalarca yaralanmıştır..

    Daha ne söyleyebilirim..
    Adını duyuyorum
    Tanrı'mı fısıldıyor
    ama bu çok güzel
    ama yaralayan..

    - İnsan kendi kalbini kırdığında,
    aynamda suretimin ağladığını gördüm
    senin ağladığını..

    Orada mısın Gizimera?
    İsraf edilmiş anlar geri dönmeyecek
    neden yalnız yaşadığımızı merak ettin mi hiç?
    Keşke isminin bir anlamı olsaydı bu gece..

    Bazı geceler insana hiç beklemediği anda,
    beklenmedik bir şekilde vurur..
    Aslında en başından beri bildiğin ancak kendine bile itiraf etmekten korktuğun gerçeklerle yüzleşirsin..
    “Biliyordum..
    Biliyordum ama unutmak bir çare ise bu çareye tutunmak istiyorum”
    derdin..
    Bazen kendi benliğine yakıştırdığın kişi ve nesneler olur hayatında..
    Bazen bir süre ve bazen de çok uzun bir süre beraber vakit geçirirsin onlarla..
    Sonra bir şey olur ve tekrardan
    “Biliyordum..
    En başından beri bana ait olmadığını biliyordum…”

    04:15
    Uzunca gözlerime baktım aynada..
    Aşık olduğum kadının gözlerine bakar gibi baktım..
    Çünkü ona neden aşık olduğumu biliyordum,
    ve ben kimseyi kendim kadar sevmedim Gizimera
    Ve bekliyorum,
    hiçbir parkta tek salıncak için sıra bekleyen çocukluğumu kimse sevmeyecek..
    Biliyorsun sende aslında,
    hepimizin elleri çiçek kopartmayacak kadar masum değildi..

    Sözler bu gece uçurumun kenarında değiller..
    Yanlışlarının bedellerini yuvarlanarak ödüyorlar..
    Her çarpışları biraz daha acılı,
    biraz daha yakıcı ve biraz daha utandırıcı oluyor..
    Aziz melek bu gece düşüyor..

    Bir ses duydum o gece Gizimera
    bilmiyorum,
    belki de Tanrı'nın sesiydi..
    Dedi ki;
    kimse sana aşık olmuyorsa,
    bazılarımız ölüm gibidir,
    daha iyisi yoktur..
    Fakat o kadar yalnız uyanıyorum ki,
    mamafih sonunda pes ediyorum..
    Ve sabahın ilk ışıklarında
    kalbimide aldın sen,
    hala o acıyı hissediyorum..

    Hangimiz bir ufak tebessüme çölde kalmış kış çiçeği gibi susamadık ki?
    Hangimiz ufak bir mutluluğu gökleri yerden izleyen bir kuş gibi özlemedik ki?