• Beklediğime değmemiş. Demekki boşuna sevmişim.
    Uzakta olduğun kadar soğuk şuan bu ellerim.
    Deseydin hiç peşinde gezmezdim. Bi şair oldum aşk için.
    Bu yüzden her sözüm yetim benim.
    Düştüğüm bu çıkmazın içinde ömrü bir kalem
    ve birde kağıdın eşliğinde çürütür oldum anne.
    Mürekebim yanan yürek alevledim duman gerek.
    En içten aldığım dumanla zorlamam gerek bu kafamı bugün.
    Yazarken ölüme doğru gidiyorum.
    Düşündüğüm kadar derin bi geçmiş önüme geliyodu.
    Bıkarken herbişeyden aynalarda gülüyorum bu halime.
    Fakat bu mutluluk değil ben ölüyorum.
    Göründüğüm kadar umutlu değilim anne bakma böyle
    Güldüğüme ben gülerken acıyı taşıyorum.
    Ve her gülümesemem dumandan ciğerlim talan.
    Bu yüzden Her akşam gözümde kan var anne soruyodun.
    Her akşam evime döndüğümde yazıyorum bişeyler.
    Aynı kahrı çektiğim odam karanlığım mezem
    Masamda bitmeyen zehir önümde tonla dert keder.
    Ve ben bugün fazlasıyla doydum acına git yeter desemde
    Bağlısın koparmak istesemde bendesin nelerle avuttum.
    Nelerle uyuttum bu bedenimi.
    İçimde sönmeyen bi kormusun be sen nesin.
    Ben her dakika boğuyorum dumanla yaralı yüreğimi..
    Sorunlarım sorun değilde peki ya ben kimim?
    Zamanla birikti içimde taşıyo bak kinim.
    Zararı çok büyük ve düşündükçe eriyorum .
    Yeminler olsun üzülme diyolar anne elde mi ?
    Ne şan ne şöhret hiç bişey umrumda değil.
    Ve ben Biraz duman birazda yokluğun demindeyim.
    Bi yanda olsa mutluluk sevinçlerim benimle.
    Bitince zulayı patlatıp bir sigara daha gelir.
    Haylaz öyle böyle bir şekilde yaşıyor işte. Boşver..
    Ölünce unutulup gider bu böyle zaten.
    Hatırda kalmak özlemek kadar güzel
    Ben hiç bir hatrı olmayan değersizin tekiydim önceden.
    Senin gözünde zerre kadar ifade etmiyor bu aşk.
    Bu sevgi içine sinmemeiş demek bırak ve sonra kaç.
    Kolay mı lan bırakmak ? Yıkıldı koca ağaç.
    Ne umutlarla suladım oysa bi can var onu bırakda bende kalsın.
    Unutmam adını bilki ölene dek beklesem odamda.
    Sensiz yine bir başıma tek. İçince unuturum nasılsa öyle derler hep.
    Kahpe dünya bu yaşattıkların hiç bi zaman geçmeyecek.
    Bana gelmeyecek onu biliyorum ama
    Onu ölümüne kadar yüreğime Hapsettim.
    Duymak istediğin herşeyi sana değil tüm herkese dinlettim.
    Ben ölümden korkmuyorum vede hızlı adımlarla yürüyorum ama.
    Sen ölümden kork bence. Ben cehennemde seni bekliyorum.
    #HAYLAZ
  • Yazar: Rahime
    Hikaye Adı : Hasbihal
    Link: #30283955

    Gri takım elbise, beyaz gömlek, siyah kravat... Üstüme palto, altıma iskarpin... Elimde şemsiyem, kelimi örten şapkam... Bu vaziyet çıktım dışarıya. İçimde karışık duygularla, adımlarım bir birine dolaşa dolaşa yürümeye başladım. Her zamanki gibi meraklı Berber Cemil köşede erketeye yatmış etrafı izliyordu. Beni farketmesin diye şemsiyemi açtım ama nafile, fatketmişti beni ve bende ki tuhaflığı. Hiç vakit kaybetmeden sordu nereye diye. Bende, sevdiceğim ile buluşmaya gidiyorum dedim. "Yetmişinden sonra azdı bu adam" der gibi bir bakışı vardı ki görmen lazım. Çok garip adam şu Cemil. Aldığımız havanın izahitini vereceğiz nerdeyse adama... Ama olsun seviyorum onu. Meraklıdır falan ama sakal traşını ondan iyi yapan yoktur. Aslında saç traşını da iyi yapar ama pek saç kalmadı bende...

    Cemil'in başka sorularına maruz kalmadan hızlıca uzaklaştım yanından ama daha beteri görmüştü beni. Manav Rüstem… Biliyorsun Rüstem’i, bir başladı mı konuşmaya, susturabilene aşk olsun. Ağız ishali olmuş gibi konuşuyor mübarek. Onu hiç görmemişim gibi devam ettim yoluma ama Rüstem görmüştü beni ve seslendi ama ben duymamazlıktan gelip yoluma devam ettim. Normal bir gün olsa oturur hasbihal ederdim ama bugün seninle hasbihal edecektim.


    Mahalleliden böyle kaçarak Ortaköy'e indim önce. Mis gibi deniz havasını çektim içime. Benim için hep başlangıç olmuştur Ortaköy. Hayata burada gözlerimi açmışım sanki. Birde kadınlara... Kalbimde ilk defa bir kadına burada yer açmıştım. Selma… Evet, Selma ile burada tanıştık. Eskiden Camii'nin çaprazında bir çay bahçesi vardı, orada garsonluk yapıyordu Selma. Ufak tefek kumral bir kızdı. Pek güzel sayılmazdı ama konuştuğu zaman bütün enstrümanları kıskandıracak güzellikte sesi vardı. Bilirsin konuşmayı ne çok sevdiğimi ama Selma ile bir araya gelince tek kelime etmez saatlerce onu dinlerdim. Severdim onu ve sesini, ama ne bileyim doldurmazdı bende ki boşluğu. Onunla yaşadığım her şey de bir eksiklik hissediyordum. İçimde olması muhtemel başka bir şeyin umudu vardı. Nasıl desem, sanki beklediğim bir şeyler var ama ne olduğunu bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey varsa o da Selma ile devam edemeyecek olmamdı. Öyle kapandı Selma defteri. Biraz acıdı canım ama içimdeki ne olduğunu bilmediğim o umut, tuttu elimden kaldırdı ve ara bul beni dedi âdeta…

    ****

    Ortaköy'den sonra Beşiktaş'a doğru devam ettim. Yıllardır varlığını sürdüren, babadan oğula üç nesle ekmek teknesi olmuş balıkçıda mola verdim. Lüfer ve yanına roka salatası getirmesini söyledim garson çocuğa. Biliyorum sen de çok seviyorsun bu ikiliyi, bu yüzden geçmedi sensiz boğazımdan. Bir iki lokma alıp bıraktım. Zaten ağzımın eski ki tadı yok. Aslında hiçbir şeyin tadı yok. Çayın bile... Çayımı yudumlarken içeriye genç bir çift girdi. Adam bıçkın delikanlı, kadın şuh bakışlı bir Leyla... Sahi benim de hayatımdan bir Leyla geçmişti. Anlatmamıştım sana. Biraz geç oldu ama anlatayım şimdi.

    Ah o Leyla ki ela gözlü bir çöl ahusuydu. Kanımın en deli aktığı zamanlarda vurulmuştum kendisine. Astığım astık, kestiğim kestikti ama onun gözlerini görünce anasından şamar yemiş bebe gibi oluyordum. Bir bakışıyla darma duman ediyordu beni gavurun kızı... Bir müddet eğledi gönlümü ama hâlâ bulmayı umut ettiğim bir şeyler vardı içimde fakat aradığım şey Leyla'da da yoktu. O da fark etti bunu ve git dedi bana. Aradığın her ne ise git onu bul... Gitmeye gittim ama aradığımı bulmak hiçte kolay değildi...


    ****


    Beşiktaş'tan sonraki durağım Beyoğlu'ydu. Şimdi diyeceksin ne işin vardı orada? Zencefilli gazoz içmeye gittim. Çocukluğumun, gençliğimin hatta şu ahir vaktimin biricik içeceği olan gazoz... Gazoz deyip geçme, ne hatıraları var bende bir bilsen. Mesela Belgin ile Beyoğlu Gazozu sayesinde tanıştım. 1980 yılının o kasvetli Eylül ayında, Galata'nın orada bir çınar ağacı gölgesinde, üç beş arkadaş toplanmış bir taraftan gazozlarımızı yudumluyor diğer taraftan da memleketi kurtarıyorduk. Aramızda kalsın, Lafa gelince mangalda kül bırakmazdık ama gerçekte, batakta bile yancı olmaktan öteye geçemiyorduk. O kadar pasiftik… Öyle üç beş arkadaş toplanmış konuşuyorduk dediğime de bakma sen. Her birimizin arasında en az beş metre vardı. Yakınlaşacak cesareti bile bulamazdık, sıkardılar valla topuğumuza örgütlenme var diye... Neyse, biz gölgede gazozlarımızı içerek memleket kurtarırken aşağıdan bir kız bize doğru koşarak geldi.. Nefes nefese kalmıştı belli ki birilerinden kaçıyordu. Yanımıza gelir gelmez, elimden gazozumu kaptığı gibi dikti kafaya, tek nefeste fondip yaptı. Dili damağı kurumuş garibin koşmaktan… Polislerden kaçıyormuş meğersem. Anarşistmiş yani... Bizim gibi gölgede değil meydanda veriyormuş mücadelesini. "Bana yardım edin saklanmam lazım" deyince bende hiç bir şey yapamıyorsam, bari bu kıza yardım edeyim dedim ve anneme babasından kalan Taksim'de ki eve götürdüm. İstediği kadar kalabileceğini söyledim. İşte öyle başladı Belgin ile hikayemiz. Kömür karası saçları, süt beyazı teni ile savaş sebebi sayılacak güzelliğe sahipti. Umduğum aşkı buluyorum diye düşünmüştüm ama olmadı. Ben aşk dedikçe, o davam dedi. Ben biz dedikçe, o halkım dedi. O yürüdüğü yola aşıktı, ben ona... Ve çok sürmedi ayrıldı yollarımız…




    İçimdeki bulmayı umduğum o şey artık yavaş yavaş kayboluyordu. O kayboldukça ben de kayboyluyordum. Kapı kapı dolaştım, gönülden gönüle kondum. Yapmam dediğim şeyleri yaptım. Çok üzdüm, çok üzüldüm. Kepaze bir yaşam sürdüm. Tâ ki o bayırı çıkıncaya kadar. Evet evet bayır. İstinye Bayırı… Çıktıkça dinlendiğim tek yokuştu benim için o bayır. Çünkü ucunda sen vardın. Seni ilk gördüğümde beyaz elbisen vardı üzerinde… Tıpkı bir güvercin gibiydin. O minicik ayaklarınla, ceylan gibi sekerek yürüyüşün, yürüdükçe rüzgarda dans eden kıvrım kıvrım saçlarınla mitolojik bir tanrıydın sanki… Duyduğum en güzel ses senindi, Gördüğüm en güzel bakış senin gözlerinin bakışıydı, gördüğüm en kutsal yol sana gelen yoldu... Günlerce geldim gittim evinin yanına. Ah bir yolunu bulsam da konuşsam, konuşsamda şelale gibi aksam diyordum. Nihayet bulmuştum o yolu. Emirgan Korusu’nda kesişti yollarımız. Hatırlıyor musun elimde bir bozuk para vardı ve çamura düşmüştü, ben de çamurdan çıkartıp almıştım o parayı. Çünkü tutulup çıkartılacak temiz bir tarafı vardı ve Oradan tutup çıkardım. Ama benim, o bozuk para kadar bile tutulacak temiz tarafım yoktu… Her güzel de gözüm, her kerhanede izim vardı. Yine de tuttup çıkardın sen beni… Sevginle yıkadın, şefkatinle muamele ettin bana… Eksik olan parçam oldun, tamam ettin beni… Sen benim, yıllardır bulmayı umut ettiğim kişisel menkîbemdin. Dünyada cennet nasıl yaşanılır öğretendin bana. Seninle aynı sabaha, beraber gözlerimizi açmanın güzelliğini ah bir bilsen… Yıllarca bu güzelliği bana yaşattığın için çok teşekkür ederim. Hayattan koptuğum bir anda, karşıma çıkıp, güneş gibi doğdun hayatıma. Mevlana için Şems ne ise, sen de benim o idin. İnsanlığımın altınçağını yaşattın bana ve gittin. Sen gittiğinde güneşim battı, soluğum kesildi. Tutunacak kırık bir dalım bile kalmadı. Şu an içimde ki tek umut kırıntısı bir gün benim de senin yanına gelecek olmam. Dedim ya hiç bir şeyin tadı yok artık. Ot gibi yaşıyorum. Yaşıyorum dediğime de bakma sen, sana kavuşma umudu yaşatıyor beni. Ama az kaldı biliyorum. Kalbimde kelebekler uçuşuyor ara sıra. Bu kelebekler beni sana getirecek sanırım. Doktor Haşim, kelebeklerin uçuşmasından kaygılı ama ben mesudum.


    Neyse güvercinim, şimdi gitmem lazım. Yılda bir defa geldiğim için özür dilerim. Ama elimde değil. Bu soğuk toprağım altında olduğun gerçeğini görmek kahrediyor beni. En azından gelmeyerek bu gerçekle yüzleşmiyorum ve hayalimde yaşatıyorum seni. Bu biraz da olsa hayatımı çekilebilir kılıyor.


    Şimdilik hoşçakal yıllarca bulmayı umduğum, sonunda bulduğum, çok erken kaybettiğim güzel kadın, hoşçakal…
  • Gri takım elbise, beyaz gömlek, siyah kravat... Üstüme palto, altıma iskarpin... Elimde şemsiyem, kelimi örten şapkam... Bu vaziyet çıktım dışarıya. İçimde karışık duygularla,  adımlarım bir birine dolaşa dolaşa yürümeye başladım. Her zamanki gibi meraklı Berber Cemil köşede erketeye yatmış etrafı izliyordu. Beni farketmesin diye şemsiyemi açtım. Ama nafile,  fatketmişti beni ve bende ki tuhaflığı. Hiç vakit kaybetmeden sordu nereye diye. Bende, sevdiceğim ile buluşmaya gidiyorum dedim. "Yetmişinden sonra azdı bu adam" der gibi bir bakışı vardı ki görmen lazım. Çok garip  adam şu Cemil. Aldığımız havanın izahitini vereceğiz nerdeyse adama... Ama olsun seviyorum onu. Meraklıdır falan ama sakal traşını ondan iyi yapan yoktur. Aslında saç traşını da iyi yapar ama pek saç kalmadı bende...

    Cemil'in başka sorularına maruz kalmadan hızlıca uzaklaştım yanından ama daha beteri görmüştü beni. Manav Rüstem… Biliyorsun Rüstem’i, bir başladı mı konuşmaya, susturabilene aşk olsun. Ağız ishali olmuş gibi konuşuyor mübarek. Onu hiç görmemişim gibi devam ettim yoluma ama Rüstem görmüştü beni ve seslendi ama ben duymamazlıktan gelip yoluma devam ettim. Normal bir gün olsa oturur hasbihal ederdim ama bugün seninle hasbihal edecektim.  


    Mahalleliden böyle kaçarak Ortaköy'e indim önce. Mis gibi deniz havasını çektim içime. Benim için hep başlangıç olmuştur Ortaköy. Hayata burada gözlerimi açmışım sanki. Birde kadınlara... Kalbimde ilk defa bir kadına burada yer açmıştım.  Selma… Evet, Selma ile burada tanıştık. Eskiden Camii'nin çaprazında bir çay bahçesi vardı, orada garsonluk yapıyordu Selma. Ufak tefek kumral bir kızdı. Pek güzel sayılmazdı ama konuştuğu zaman bütün enstrümanları kıskandıracak güzellikte sesi vardı. Bilirsin konuşmayı ne çok sevdiğimi ama Selma ile bir araya gelince tek kelime etmez saatlerce onu dinlerdim. Severdim onu ve sesini,  ama ne bileyim doldurmazdı bende ki boşluğu. Onunla yaşadığım her şey de bir eksiklik hissediyordum. İçimde olması muhtemel başka bir şeyin umudu vardı. Nasıl desem, sanki beklediğim bir şeyler var ama ne olduğunu bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey varsa o da Selma ile devam edemeyecek olmamdı. Öyle kapandı Selma defteri. Biraz acıdı canım ama içimdeki ne olduğunu bilmediğim o umut, tuttu elimden kaldırdı ve ara bul beni dedi âdeta…

                                  ****

    Ortaköy'den sonra Beşiktaş'a doğru devam ettim. Yıllardır varlığını sürdüren, babadan oğula üç nesle ekmek teknesi olmuş balıkçıda mola verdim. Lüfer ve yanına roka salatası getirmesini söyledim garson çocuğa. Biliyorum sen de çok seviyorsun bu ikiliyi,  bu yüzden geçmedi sensiz boğazımdan. Bir iki lokma alıp bıraktım. Zaten ağzımın eski ki tadı yok. Aslında hiçbir şeyin tadı yok. Çayın bile... Çayımı yudumlarken içeriye genç bir çift girdi. Adam bıçkın delikanlı, kadın şuh bakışlı bir Leyla... Sahi benim de hayatımdan bir Leyla geçmişti. Anlatmamıştım sana. Biraz geç oldu ama anlatayım şimdi.

    Ah o Leyla ki ela gözlü bir çöl ahusuydu. Kanımın en deli aktığı zamanlarda vurulmuştum kendisine. Astığım astık, kestiğim kestikti ama onun gözlerini görünce anasından şamar yemiş bebe gibi oluyordum. Bir bakışıyla darma duman ediyordu beni gavurun kızı... Bir müddet eğledi gönlümü ama hâlâ bulmayı umut ettiğim bir şeyler vardı içimde fakat aradığım şey Leyla'da da yoktu. O da fark etti bunu ve git dedi bana. Aradığın her ne ise git onu bul... Gitmeye gittim ama aradığımı bulmak hiçte kolay değildi...
                             

                                ****


    Beşiktaş'tan sonraki durağım Beyoğlu'ydu. Şimdi diyeceksin ne işin vardı orada? Zencefilli gazoz içmeye gittim. Çocukluğumun, gençliğimin hatta şu ahir vaktimin biricik içeceği olan gazoz... Gazoz deyip geçme, ne hatıraları var bende bir bilsen. Mesela Belgin ile Beyoğlu Gazozu sayesinde tanıştım. 1980 yılının o kasvetli Eylül ayında, Galata'nın orada bir  çınar ağacı gölgesinde, üç beş arkadaş toplanmış bir taraftan gazozlarımızı yudumluyor diğer taraftan da memleketi kurtarıyorduk. Aramızda kalsın, Lafa gelince mangalda kül bırakmazdık ama gerçekte, batakta bile yancı olmaktan öteye geçemiyorduk. O kadar pasiftik… Öyle üç beş arkadaş toplanmış konuşuyorduk dediğime de bakma sen. Her birimizin arasında en az beş metre vardı. Yakınlaşacak cesareti bile bulamazdık, sıkardılar valla topuğumuza örgütlenme var diye...  Neyse, biz gölgede gazozlarımızı içerek memleket kurtarırken aşağıdan bir kız bize doğru koşarak geldi.. Nefes nefese kalmıştı belli ki birilerinden kaçıyordu. Yanımıza gelir gelmez, elimden gazozumu kaptığı gibi dikti kafaya, tek nefeste fondip yaptı. Dili damağı kurumuş garibin koşmaktan… Polislerden kaçıyormuş meğersem. Anarşistmiş yani... Bizim gibi gölgede değil meydanda veriyormuş mücadelesini. "Bana yardım edin saklanmam lazım" deyince bende hiç bir şey yapamıyorsam, bari bu kıza yardım edeyim  dedim ve anneme babasından kalan Taksim'de ki eve götürdüm. İstediği kadar kalabileceğini söyledim. İşte öyle başladı Belgin ile hikayemiz. Kömür karası saçları, süt beyazı teni ile savaş sebebi sayılacak güzelliğe sahipti. Umduğum aşkı buluyorum diye düşünmüştüm ama olmadı. Ben aşk dedikçe, o davam dedi. Ben biz dedikçe, o halkım dedi. O yürüdüğü yola aşıktı, ben ona... Ve çok sürmedi ayrıldı yollarımız…




    İçimdeki bulmayı umduğum o şey artık yavaş yavaş kayboluyordu. O kayboldukça ben de kayboyluyordum. Kapı kapı dolaştım, gönülden gönüle kondum. Yapmam dediğim şeyleri yaptım. Çok üzdüm, çok üzüldüm. Kepaze bir yaşam sürdüm. Tâ ki o bayırı çıkıncaya kadar. Evet evet bayır. İstinye Bayırı… Çıktıkça dinlendiğim tek yokuştu benim için o bayır. Çünkü ucunda sen vardın. Seni ilk gördüğümde beyaz elbisen vardı üzerinde… Tıpkı bir güvercin gibiydin. O minicik ayaklarınla, ceylan gibi sekerek yürüyüşün, yürüdükçe rüzgarda dans eden kıvrım kıvrım saçlarınla mitolojik bir tanrıydın sanki… Duyduğum en güzel ses senindi, Gördüğüm en güzel bakış senin gözlerinin bakışıydı, gördüğüm en kutsal yol sana gelen yoldu... Günlerce geldim gittim evinin yanına. Ah bir yolunu bulsam da konuşsam, konuşsamda şelale gibi  aksam diyordum. Nihayet bulmuştum o yolu. Emirgan Korusu’nda kesişti yollarımız. Hatırlıyor musun elimde bir bozuk para vardı ve çamura düşmüştü, ben de çamurdan çıkartıp almıştım o parayı. Çünkü tutulup çıkartılacak temiz bir tarafı vardı ve Oradan tutup çıkardım. Ama benim, o bozuk para kadar bile tutulacak temiz tarafım yoktu… Her güzel de gözüm, her kerhanede izim vardı. Yine de tuttup çıkardın sen beni… Sevginle yıkadın, şefkatinle muamele ettin bana… Eksik olan parçam oldun, tamam ettin beni… Sen benim, yıllardır bulmayı umut ettiğim kişisel menkîbemdin. Dünyada cennet nasıl yaşanılır öğretendin bana. Seninle aynı sabaha, beraber gözlerimizi açmanın güzelliğini ah bir bilsen… Yıllarca bu güzelliği bana yaşattığın için çok teşekkür ederim. Hayattan koptuğum bir anda, karşıma çıkıp,  güneş gibi doğdun hayatıma. Mevlana için Şems ne ise, sen de benim için o idin. İnsanlığımın altınçağını yaşattın bana ve gittin. Sen gittiğinde güneşim battı, soluğum kesildi. Tutunacak kırık bir dalım bile kalmadı. Şu an içimde ki tek umut kırıntısı bir gün benim de senin yanına gelecek olmam. Dedim ya hiç bir şeyin tadı yok artık. Ot gibi yaşıyorum. Yaşıyorum dediğime de bakma sen, sana kavuşma umudu yaşatıyor beni. Ama az kaldı biliyorum. Kalbimde kelebekler uçuşuyor ara sıra. Bu kelebekler beni sana getirecek sanırım. Doktor Haşim, kelebeklerin uçuşmasından kaygılı ama ben mesudum.


    Neyse güvercinim, şimdi gitmem lazım. Yılda bir defa geldiğim için özür dilerim. Ama elimde değil. Bu soğuk toprağım altında olduğun gerçeğini  görmek kahrediyor beni. En azından gelmeyerek bu gerçekle yüzleşmiyorum ve hayalimde yaşatıyorum seni. Bu biraz da olsa hayatımı çekilebilir kılıyor.


     Şimdilik hoşçakal yıllarca bulmayı umduğum, sonunda bulduğum, çok erken kaybettiğim güzel kadın, hoşçakal…
  • Şair demiş ya Sen Git Aşk bana kalsın. Bende diyorum ki ben kendime yeterim Sahte aşkın sende kalsın !
  • * Bu ileti ekşi sözlükte Cemal Süreya adıyla paylaşılan sahte iletileri araştırıp ortaya koymuş olan "don tshort" isimli kullanıcının paylaştığı entry'den alınmıştır.

    Aşağıda alıntıladığım dizelere Cemal Süreya 'nın;

    Sevda Sözleri
    Günler
    Güvercin Curnatası
    Onüç Günün Mektupları
    Şapkam Dolu Çiçekle
    99 Yüz
    Günübirlikler

    kitaplarında rastlanmamıştır.

    Ayrıca Cemal Süreya'nın biyografisi niteliğinde yazılan;

    "Cemal Süreya Arşivi" "Feyza Perinçek, Nursel Duruel"

    "A'dan Z'ye Cemal Süreya" "Yapı Kredi Yayınları"

    kitaplarında da rastlanamamıştır.

    İş bu entry'nin sahibi yazar Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği üyesi olup, çeşitli edebiyat öğretmenleri'ne, edebiyat akademisyenleri'ne ve dernek üyelerine de bu dizelerin şair'e ait olup olmadığını sorup, araştırmış ve bu dizelerin cemal süreya'ya ait olmadığını saptamıştır.

    1-

    "unutulmaz babaların öldüğü
    annelerin ise onlarla gömüldüğü"

    ( ona ait olmayan dizeler çok ilginçtir ki 2010 yılından sonra daha çok çoğalıyor, sanırım adına açılan facebook sayfasıyla alakalı. )

    2-

    (bkz: öyle bir sihirbazdın ki beni bile kaybettin)

    3-

    öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
    fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
    kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
    manzaraysa ayrılığa sıfır! işte her şey hazır..
    acılarımla iki lafın belini kırdık.
    yokluğunda bir kuş sütü eksik..

    4-

    parmak uçlarıma hapsettim seni.
    dokunduğum her yerde seni hissediyorum,
    canım yanıyor.

    5-

    '' ne kadar silersen sil; ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin. ''

    8-

    "her gece üstünü açma üşütürsün diyeceğine, bir kere 'kalbini açma üzülürsün'.. deseydin ya anne..."

    9-

    seni seviyorum' diyen, seni gerçekten seven değildir. seni gerçekten seven; 'seni seviyorum' demeye çekinendir.

    10-

    ''bilirsin sigarayı da kalem tuttuğum gibi tutarım. ondan tüter "sevda sözleri...."

    12-

    'üzülme değmez' sözünü duymaktan sıkıldım.
    değmeyenlere zaten üzülmem. üzüldüğüm şey
    değmeyenlere yüreğimin değmiş olması.

    13-

    "sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz"

    "küçükken aldığım dışı güzel, içi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. aranızdaki tek fark; o elmalı, sen ise el'malı."

    15-

    " özledim. söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin. "

    16-

    "annesinden dayak yediği halde, yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur "aşk"... "

    17-

    "gözlerine baktığımda kayboluşumun nedeni gözlerindir sanma
    her insan kendini kaybolmuş hisseder boşluğa bakınca!.."

    18-

    ''karşıdan karşıya geçer gibi sev beni. önce bana, sonra bana, sonra tekrar bana bak...''

    19-

    "gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
    kırk yılın hatrına "sen" kalayım

    20-

    "parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, birazda salıncağı 'başkası kapacak' korkusu işte."

    21-

    gelmeye fırsatın yok biliyorum...
    peki ya ben !
    ben var mıyım ?
    ya da hakkımda bildiklerini sırala !
    gelmiyor mu hiç bir şey aklına ?
    anladım.
    konuşan gözler meselesi ,
    belkide konuşuyordur gözlerin ama ben gözce bilmiyorum ki ;
    sessizce biliyorum
    usulca biliyorum
    masumca biliyorum
    yapabildiğini bildiğin tek bir şey var ama nolur bu sefer ağlatma yüklemi
    peki ya sen !
    sen var mıydın ?
    hakkımda bilmediklerine ağlarken...
    yoktun
    gözlerinin konuştuklarını neden anlamıyorum merak ediyormusun?
    çünkü;
    onlar da yoklar.

    22-

    her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu.
    kim sorarsa ''saat kaç'' diye,
    cevabım hep aynı;
    on'a doğru!


    23-

    "ki ben; senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiyim: dışı sapasağlam, içi paramparça.. "
    #3103606

    24-

    bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin..
    sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin!

    25-

    "düşenin dostu olmaz" der kimileri. sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi..."
    #1236910

    26-

    - anlamıyorum, yoksa burs mu veriyorlar birbirlerini sevmeyenlere?

    28-

    "seni ne zaman uyurken hayal etsem; affediyorum"

    29-

    'birer birer, seve seve çıktığım aşk basamaklarını; onar onar, söve söve iniyorum şimdi!'
    #5864632

    30 -

    aynı şehirde
    sen varsın
    ben varım
    biz yokuz!
    #24759272
    #1368990

    31 -

    "çocuk olsam yeniden...
    bir tek düştüğüm için acısa içim,
    ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece."
    #7112905
    #1313224
    32-

    "bir kadını ortadan ikiye böl; yarısı annedir, yarısı çocuk."

    33-

    önemli olan hastalıkta sağlıkta değil, yalnızlıkta yanımda olman.
    #6572914

    üşüyor musun ? üzülme bee ! gel yanıma.. o kadar yaktın ki canımı; ısınırsın. üşümezsin bir daha.

    özlemek, ölmek'ten sadece iki harf fazla be çocuk.
    #1831762

    senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.. varsın yara içinde kalsın dizlerim, yüreğim kadar acımaz nasıl olsa.
    #26899713
    #2434427

    zaman lazım sadece, unutacaksın ! nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını.. kırılan kalbini de öyle unutacaksın.
    #27017696
    #24171245
    #19850042
    #13494491
    #8826471
    #5328442

    nasıl bilirdiniz? sorusuna, ''tanıyamamışım'' deyip geçtim...
    #4171163

    benimsin demeden önce, seninim demeyi bilmeli insan.

    aslında annem seni anlatır dururmuş çocukluğumda, meğer her masala seni anlatarak başlarmış. 'bir varmış, bir yokmuş.

    ne zaman bu sehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. gidersem dönmem çünkü biliyorum

    parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, biraz da salıncağı 'başkası kapacak' korkusu işte.
    #2789913

    sen dedi; intihar gibisin. hem herkes tarafından bir kez düşünülen hem de cesaret edilemeyen.
    #657917

    allah'ım bana öyle bir eş nasip et ki; ömrümün son demlerinde bile gözlerine baktığımda kalbim ilk gün ki gibi çarpsın!

    uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle. ben yarına bakarım yanımdakilerle.

    gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim.



    35-

    "mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk. yanıldik! çünkü ne kadar mutlu ettiysek, o kadar yalnız kaldık"
    #25205793
    #727071

    36-

    uzaktan seviyorum seni
    kokunu alamadan,
    boynuna sarılamadan
    yüzüne dokunamadan
    sadece seviyorum

    öyle uzaktan seviyorum seni
    elini tutmadan
    yüreğine dokunmadan
    gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
    şu üç günlük sevdalara inat
    serserice değil adam gibi seviyorum
    öyle uzaktan seviyorum seni
    yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
    en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
    en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
    öyle uzaktan seviyorum seni
    kırmadan
    dökmeden
    parçalamadan
    üzmeden
    ağlatmadan uzaktan seviyorum
    öyle uzaktan seviyorum seni;
    sana söylemek istediğim her kelimeyi
    dilimde parçalayarak seviyorum
    damla damla dökülürken kelimelerim
    masum beyaz bir kağıtta seviyorum.)
    #26347514
    #25515487
    #25128016
    #25127872
    #24464798
    #23951672

    38

    "ertesi gün sana kavuşmayacağım için,
    uyumadığım geceler var benim."
    #23211972
    #1558119

    39-

    "aklının ucuna oturup kendimi bekledim; gelmedim, gelmedim, gelmedim."
    #971338


    40-

    "ve sevda darağacında,
    elimi çeksem senden olacağım,
    çekmesem kendimden"


    ''denir ya aşk iki kişilik, yalan! aşk bile bile delilik. bir de hayat müşterektir denir. bu da yalan çünkü aşk acısı hep tek kişilik.''
    #2591989


    ''gitmekle gidilmiyor ki... gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.''
    #1022433
    #6613644
    #22661285

    ''gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim..''

    ''bir daha beni sevdiğini söyleme ! neden biliyor musun ? çünkü yine inanırım.''
    #2575316

    ''okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur..''

    41-

    "sana yolculuk yapmak istiyorum. kes yüreğine giden bir bilet; "can" kenarı olsun..."
    #26095966
    #25005356
    #7166289
    #6321179
    #836154

    42-

    "aklım mı? o yüzsüz bir misafir. hep sende kalıyor..."
    #595129

    43-

    ''en az benimki kadar annemin de ahı tutar sana. burnumdan getirdiğin süt, onun sonuçta''

    44-

    ''ne olmuş her fırsatta kendimle konuşuyorsam? bakma sen yanlış demiş eskiler, kendi kendine konuşana deli değil, yalnız derler.''
    #25209418

    ''denize ilk giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni.. boğulacakmışım gibi.''
    #6159763


    45-

    ' ve sonra gülüşün geldi aklıma
    ve dedim ki
    yine gelsen yine severim seni '


    46-

    '' seni soruyorlar... öldü mü diyeyim yoksa dönecek mi? ikisi de imkansız değil mi? çünkü biliyorum; asla geri dönmezsin. ve biliyorsun; sen benim için asla ölmezsin...''

    47-

    "günlerce konuşmaz, yazmaz, aramaz, sormaz. sonra gelir bir 'merhaba' der, yine o kazanır..."
    #1434160

    48-

    sevişti bir bakir ile bakire
    erkeğe milli dediler kadına fahişe.

    49-

    "tamam mesafeler aşka engel değil ama,
    ben burada ağlasam senin yanakların ıslanır mı orada ? "


    50-

    " belki de konuşuyordur gözlerin
    ama ben gözce bilmiyorum ki;
    sessizce biliyorum
    usulca biliyorum
    masumca biliyorum..."


    51-

    "sen; aklım ve kalbim arasında kalan, en güzel çaresizliğimsin."

    52-

    sen bir çocuktun
    ben bir çocuk
    1000. sözü söylemek bana düştü
    bir ben bir sen oyununda

    53-

    "git diyorsun da olmuyor işte git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan. bende sana sev diyorum mesela, sevebiliyor musun?"

    54-

    "dokunulmasa da, görülmese de;
    kalpte yer verilir bazısına, nedensiz..."
    #7308366
    #6916657
    #6731783
    #604455

    55-

    '' belki o her şeye değecek kadar değerli senin için; ama sen de, onun için kendini hiç edecek kadar değersiz değilsin.''

    56-

    "(...)
    çünkü ne kadar mutlu ettiysek,
    o kadar yalnız kaldık."

    57-

    "kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk ! sen büyü hele, bak ne oyunlar oynayacaklar seninle."*
    #1304783

    58 -

    ''unuturum diye uyudum.
    yine seninle uyandım.
    belli ki uyurken de sevmişim seni.''

    59-

    'üşüdüysen söyle sevgilim, seni bir kat daha seveyim'


    60-

    açık çay içerdi hep
    demli olunca bardağın
    diğer tarafından
    beni göremezmiş,
    öyle derdi.
    #4230749


    61-

    dışarıya yağmur,
    yüreğime hasret,
    fikrime sen...
    nasıl yağıyorsunuz üçünüz birden bir bilsen...



    62-

    sevgilim olsun istemiyorum.
    sevdiğim olsun istiyorum.
    her gün görmek değil.
    benim olduğunu bilmek istiyorum!
    elini tutmak değil.
    kıyamadan sadece gözlerine bakmak istiyorum!."

    63-

    "sevgi çiftleşmek değil, 'tek'leşmektir"

    64-

    " sen yeter ki içinden de olsa bir seni seviyorum de, benim kulaklarım çınlasa kafi "

    65-

    "akıla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan! öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma."
    #27405012

    66-

    yağmur olsan binlerce damlaların arasından bulur tutardım seni.
    çükü korkarım
    bilirsin toprak aldığını vermiyor geri..
  • Kötü yorum yapmak istemezdim ancak, kitabın bazı vurucu cümleleri, bazı vurucu kısımları hariç ilgi çeken bir yanı yok. Yarım bırakmadım, okudum ancak çerez tadında diyebilirim. Sağa sola yazabileceğiniz çeşitli aşk sözleri içinde mevcut.:) Yine de ne diyelim? "Kısacası sevgilim, sana göre değil bu iş. Senin yolun açık olsun, bırak aşk bana kalsın…" :)
  • Önemli olan elinizdekinin kıymetini elinizden gitmeden bilmektir.