Cemal Süreya'ya ait olmayan dizeler
* Bu ileti ekşi sözlükte Cemal Süreya adıyla paylaşılan sahte iletileri araştırıp ortaya koymuş olan "don tshort" isimli kullanıcının paylaştığı entry'den alınmıştır.

Aşağıda alıntıladığım dizelere Cemal Süreya 'nın;

Sevda Sözleri
Günler
Güvercin Curnatası
Onüç Günün Mektupları
Şapkam Dolu Çiçekle
99 Yüz
Günübirlikler

kitaplarında rastlanmamıştır.

Ayrıca Cemal Süreya'nın biyografisi niteliğinde yazılan;

"Cemal Süreya Arşivi" "Feyza Perinçek, Nursel Duruel"

"A'dan Z'ye Cemal Süreya" "Yapı Kredi Yayınları"

kitaplarında da rastlanamamıştır.

İş bu entry'nin sahibi yazar Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği üyesi olup, çeşitli edebiyat öğretmenleri'ne, edebiyat akademisyenleri'ne ve dernek üyelerine de bu dizelerin şair'e ait olup olmadığını sorup, araştırmış ve bu dizelerin cemal süreya'ya ait olmadığını saptamıştır.

1-

"unutulmaz babaların öldüğü
annelerin ise onlarla gömüldüğü"

( ona ait olmayan dizeler çok ilginçtir ki 2010 yılından sonra daha çok çoğalıyor, sanırım adına açılan facebook sayfasıyla alakalı. )

2-

(bkz: öyle bir sihirbazdın ki beni bile kaybettin)

3-

öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
manzaraysa ayrılığa sıfır! işte her şey hazır..
acılarımla iki lafın belini kırdık.
yokluğunda bir kuş sütü eksik..

4-

parmak uçlarıma hapsettim seni.
dokunduğum her yerde seni hissediyorum,
canım yanıyor.

5-

'' ne kadar silersen sil; ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin. ''

8-

"her gece üstünü açma üşütürsün diyeceğine, bir kere 'kalbini açma üzülürsün'.. deseydin ya anne..."

9-

seni seviyorum' diyen, seni gerçekten seven değildir. seni gerçekten seven; 'seni seviyorum' demeye çekinendir.

10-

''bilirsin sigarayı da kalem tuttuğum gibi tutarım. ondan tüter "sevda sözleri...."

12-

'üzülme değmez' sözünü duymaktan sıkıldım.
değmeyenlere zaten üzülmem. üzüldüğüm şey
değmeyenlere yüreğimin değmiş olması.

13-

"sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz"

"küçükken aldığım dışı güzel, içi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. aranızdaki tek fark; o elmalı, sen ise el'malı."

15-

" özledim. söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin. "

16-

"annesinden dayak yediği halde, yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur "aşk"... "

17-

"gözlerine baktığımda kayboluşumun nedeni gözlerindir sanma
her insan kendini kaybolmuş hisseder boşluğa bakınca!.."

18-

''karşıdan karşıya geçer gibi sev beni. önce bana, sonra bana, sonra tekrar bana bak...''

19-

"gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
kırk yılın hatrına "sen" kalayım

20-

"parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, birazda salıncağı 'başkası kapacak' korkusu işte."

21-

gelmeye fırsatın yok biliyorum...
peki ya ben !
ben var mıyım ?
ya da hakkımda bildiklerini sırala !
gelmiyor mu hiç bir şey aklına ?
anladım.
konuşan gözler meselesi ,
belkide konuşuyordur gözlerin ama ben gözce bilmiyorum ki ;
sessizce biliyorum
usulca biliyorum
masumca biliyorum
yapabildiğini bildiğin tek bir şey var ama nolur bu sefer ağlatma yüklemi
peki ya sen !
sen var mıydın ?
hakkımda bilmediklerine ağlarken...
yoktun
gözlerinin konuştuklarını neden anlamıyorum merak ediyormusun?
çünkü;
onlar da yoklar.

22-

her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu.
kim sorarsa ''saat kaç'' diye,
cevabım hep aynı;
on'a doğru!


23-

"ki ben; senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiyim: dışı sapasağlam, içi paramparça.. "
#3103606

24-

bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin..
sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin!

25-

"düşenin dostu olmaz" der kimileri. sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi..."
#1236910

26-

- anlamıyorum, yoksa burs mu veriyorlar birbirlerini sevmeyenlere?

28-

"seni ne zaman uyurken hayal etsem; affediyorum"

29-

'birer birer, seve seve çıktığım aşk basamaklarını; onar onar, söve söve iniyorum şimdi!'
#5864632

30 -

aynı şehirde
sen varsın
ben varım
biz yokuz!
#24759272
#1368990

31 -

"çocuk olsam yeniden...
bir tek düştüğüm için acısa içim,
ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece."
#7112905
#1313224
32-

"bir kadını ortadan ikiye böl; yarısı annedir, yarısı çocuk."

33-

önemli olan hastalıkta sağlıkta değil, yalnızlıkta yanımda olman.
#6572914

üşüyor musun ? üzülme bee ! gel yanıma.. o kadar yaktın ki canımı; ısınırsın. üşümezsin bir daha.

özlemek, ölmek'ten sadece iki harf fazla be çocuk.
#1831762

senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.. varsın yara içinde kalsın dizlerim, yüreğim kadar acımaz nasıl olsa.
#26899713
#2434427

zaman lazım sadece, unutacaksın ! nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını.. kırılan kalbini de öyle unutacaksın.
#27017696
#24171245
#19850042
#13494491
#8826471
#5328442

nasıl bilirdiniz? sorusuna, ''tanıyamamışım'' deyip geçtim...
#4171163

benimsin demeden önce, seninim demeyi bilmeli insan.

aslında annem seni anlatır dururmuş çocukluğumda, meğer her masala seni anlatarak başlarmış. 'bir varmış, bir yokmuş.

ne zaman bu sehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. gidersem dönmem çünkü biliyorum

parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, biraz da salıncağı 'başkası kapacak' korkusu işte.
#2789913

sen dedi; intihar gibisin. hem herkes tarafından bir kez düşünülen hem de cesaret edilemeyen.
#657917

allah'ım bana öyle bir eş nasip et ki; ömrümün son demlerinde bile gözlerine baktığımda kalbim ilk gün ki gibi çarpsın!

uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle. ben yarına bakarım yanımdakilerle.

gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim.



35-

"mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk. yanıldik! çünkü ne kadar mutlu ettiysek, o kadar yalnız kaldık"
#25205793
#727071

36-

uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum

öyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.)
#26347514
#25515487
#25128016
#25127872
#24464798
#23951672

38

"ertesi gün sana kavuşmayacağım için,
uyumadığım geceler var benim."
#23211972
#1558119

39-

"aklının ucuna oturup kendimi bekledim; gelmedim, gelmedim, gelmedim."
#971338


40-

"ve sevda darağacında,
elimi çeksem senden olacağım,
çekmesem kendimden"


''denir ya aşk iki kişilik, yalan! aşk bile bile delilik. bir de hayat müşterektir denir. bu da yalan çünkü aşk acısı hep tek kişilik.''
#2591989


''gitmekle gidilmiyor ki... gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.''
#1022433
#6613644
#22661285

''gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim..''

''bir daha beni sevdiğini söyleme ! neden biliyor musun ? çünkü yine inanırım.''
#2575316

''okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur..''

41-

"sana yolculuk yapmak istiyorum. kes yüreğine giden bir bilet; "can" kenarı olsun..."
#26095966
#25005356
#7166289
#6321179
#836154

42-

"aklım mı? o yüzsüz bir misafir. hep sende kalıyor..."
#595129

43-

''en az benimki kadar annemin de ahı tutar sana. burnumdan getirdiğin süt, onun sonuçta''

44-

''ne olmuş her fırsatta kendimle konuşuyorsam? bakma sen yanlış demiş eskiler, kendi kendine konuşana deli değil, yalnız derler.''
#25209418

''denize ilk giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni.. boğulacakmışım gibi.''
#6159763


45-

' ve sonra gülüşün geldi aklıma
ve dedim ki
yine gelsen yine severim seni '


46-

'' seni soruyorlar... öldü mü diyeyim yoksa dönecek mi? ikisi de imkansız değil mi? çünkü biliyorum; asla geri dönmezsin. ve biliyorsun; sen benim için asla ölmezsin...''

47-

"günlerce konuşmaz, yazmaz, aramaz, sormaz. sonra gelir bir 'merhaba' der, yine o kazanır..."
#1434160

48-

sevişti bir bakir ile bakire
erkeğe milli dediler kadına fahişe.

49-

"tamam mesafeler aşka engel değil ama,
ben burada ağlasam senin yanakların ıslanır mı orada ? "


50-

" belki de konuşuyordur gözlerin
ama ben gözce bilmiyorum ki;
sessizce biliyorum
usulca biliyorum
masumca biliyorum..."


51-

"sen; aklım ve kalbim arasında kalan, en güzel çaresizliğimsin."

52-

sen bir çocuktun
ben bir çocuk
1000. sözü söylemek bana düştü
bir ben bir sen oyununda

53-

"git diyorsun da olmuyor işte git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan. bende sana sev diyorum mesela, sevebiliyor musun?"

54-

"dokunulmasa da, görülmese de;
kalpte yer verilir bazısına, nedensiz..."
#7308366
#6916657
#6731783
#604455

55-

'' belki o her şeye değecek kadar değerli senin için; ama sen de, onun için kendini hiç edecek kadar değersiz değilsin.''

56-

"(...)
çünkü ne kadar mutlu ettiysek,
o kadar yalnız kaldık."

57-

"kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk ! sen büyü hele, bak ne oyunlar oynayacaklar seninle."*
#1304783

58 -

''unuturum diye uyudum.
yine seninle uyandım.
belli ki uyurken de sevmişim seni.''

59-

'üşüdüysen söyle sevgilim, seni bir kat daha seveyim'


60-

açık çay içerdi hep
demli olunca bardağın
diğer tarafından
beni göremezmiş,
öyle derdi.
#4230749


61-

dışarıya yağmur,
yüreğime hasret,
fikrime sen...
nasıl yağıyorsunuz üçünüz birden bir bilsen...



62-

sevgilim olsun istemiyorum.
sevdiğim olsun istiyorum.
her gün görmek değil.
benim olduğunu bilmek istiyorum!
elini tutmak değil.
kıyamadan sadece gözlerine bakmak istiyorum!."

63-

"sevgi çiftleşmek değil, 'tek'leşmektir"

64-

" sen yeter ki içinden de olsa bir seni seviyorum de, benim kulaklarım çınlasa kafi "

65-

"akıla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan! öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma."
#27405012

66-

yağmur olsan binlerce damlaların arasından bulur tutardım seni.
çükü korkarım
bilirsin toprak aldığını vermiyor geri..

1000KİTAP' TA SAHTE ALINTI TEMİZLİĞİ
Arkadaşlar, sitede en çok paylaşılan sahte alıntıları bu iletide topladım. Sitedeki bilgi kirliliğini temizlemek için bu alıntılara rastlarsanız lütfen şikayet ediniz. Ve lütfen okumadığınız, kitaplarda kendi gözlerinizle görmediğiniz alıntıları eklemeyiniz. Bu sözlerin mal edildiği kişilere ve sözlerin asıl sahiplerinin emeklerine saygı duyulması adına, her edebiyata,kitaplara değer veren okurun buna dikkat edeceğini umuyorum.Sizler de sitede ya da başka sayfalarda gördüğünüz sahte alıntıları bu ileti altına yazarsanız, iletiye eklerim.Böylece 3 alıntıları denetlerken sağlam bir arşivimiz olur. Şimdiden hassasiyetiniz için teşekkür ederim.

Oğuz Atay ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

*Gözden ırak, gönülden de ırak olur mu efendimiz?
-Hayır Olric. Yüreğinde bir yer açıp oraya oturttuğun her kimse, seninle birlikte gider her yere.

*Saat kaç Olric?
Onunla bir ömür olmaya az var efendimiz.

*Biliyor musun Olric
+ Neyi efendimiz?
– Onunla ne zaman lades oynasak hep o kazandı.
+ Neden efendimiz?
– Kalbimdeyken nasıl aklımda derdim?

*Geçer "mi Olric?
Geç "miş aslında geçmez "miş Efendim;
Hep bir köşede yerinden çıkmak için geceyi beklermiş.

*Neden sadece bir hayal ürünüsün Olric?
- Siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.

*Ben vedaları sevmem albayım.
Hiç gitmesin insanlar.
Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam.

*Geldi mi peki beklediğin Olric?
-Beklenenler hiç gelmez efendimiz.

* Ne çok şey biliyor bu insanlar Olric?
Herkes işine geleni biliyor Efendimiz.

*Elimde değil Olric !
- Ne efendimiz ?
- Elleri Olric , elleri.

*Ne zoruma gidiyor biliyor musun Olric? O’na yazdıklarımı o’ndan başka herkes okuyor.

*Gönlüm geniş ama odalara yerleşecek insan yok!

*Kim o Olric?
- Kapıcı, efendimiz.
- Ne istiyor Olric?
- Çöp var mı diye soruyor efendimiz.
-Bi'tap bedenimden ala çöp mü olur Olric? Söyle taşıyabiliyorsa beni alsın Olric.
- Olur mu efendimiz,çileyle yoğrulmuş ömrün ederi bu olamaz efendimiz.
- Ya ne Olric. Bunca şeyden sonra göğsümüze nişan takacak değiller ya.
- Ama efendimiz…
-Kapat kapıyı Olric üşüyorum.

*Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım.

*Yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gider mi?

*Susalım mı Olric ?
-Konuşsanız ne değişecek Efendim ..
-Hiç birşey Olric ...
-Susalım birkez daha Efendim

*Bazılarımız şiirlere,şarkılara,filmlere,kitaplara tutunuyor.
Sanırım artık insan,tutunamıyor insana.

*Herkes geçer diyor. Geçer mi Efendim ?
- Herkes ne bilir acımı Olric ? Her gün biraz daha acır sonra, biraz daha ve biraz daha. Ama en sonunda ne olur biliyor musun Olric? Geçmez evet geçmez. Geçti sanırsın ama, geçmez.

*Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin.Hadi devam et şimdi. kuru yaprakları,deniz taşlarını, gözyaşını,sorulamamış soruları,senden kalan sesleri. yaşanamamış paylaşılmışlıkları. birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü. ve özlemi biriktirmeye.

*Çok şey vardı anlatılacak.

"O yüzden sustum.

Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
Sen duydun mu sustuklarımı?

*Gözlerim onu arıyor Olric
-Gözlerinizde zaten o var efendimiz
-Ama elimi atıyorum ve bulamıyorum Olric
-Yanaklarınıza doğru süzülmüştür efendimiz
-Yanaklarıma Olric
-Yanaklarınıza efendimiz

*Sus Olric düşünüyorum."
- Düşünmek ne haddinize efendim.
- Descartes düşündükçe var oluyor.
- O düşündükçe var olur, siz yok olursunuz Efendimiz.

*Ben ölünce beni onun gamzesine gömün olric.
-Siz öldükten sonra gülecekse, külleriniz okyanusa daha çok yakışır efendimiz.

*Yağmur yağıyor Olric. Islanıyor etraf. Ağlasak kimse anlamaz değil mi?
- Anlamaz Efendimiz...
- Tut ki güneş açtı... Papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
- Bilinmez Efendimiz...
- Yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
- Sanmam Efendimiz...
- Ben de sanmam...
- Gidelim Olric...
- Gidelim Efendimiz

*Sevelim mi Olric?...
- Sevmek nedir Efendimiz?
- Sevmek vazgeçmektir Olric...
- Vazgeçtiyseniz sevelim Efendimiz

*Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric?
- Oklarımız bitene kadar Efendimiz.

*Keşke nedir olric?
-Hatalarımız efendimiz.
-Çok mu hata yaptık olric?
-Keşke diyecek kadar efendimiz.

*Hani yarınlar güzel olurmuş diyorlardı Olric, bu yaşadığımız gün de dünün yarını değil mi?
- Kandırıyorlar efendim, kandırıyorlar.

*İyi geçinmek, iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur.

*İki kadına adamak istiyorum hayatımı. Biri “erkeğim” desin bana, diğeri sadece baba.


Cemal Süreya ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

*Sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni.

*Uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle.
Ben yarına bakarım yanımdakilerle.

*Bir kadını ortadan ikiye böl. Yarısı annedir, yarısı çocuk. Yarısı sevgili, yarısı aşk.Duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! Yarısı rivayettir, yarısı gece.

*Mutlu uyumak lazım azizim.. Madem uyku yarı ölüm halidir, O halde mutlu ölmek lazım; Her gece.

*Cevap veriyorum "zamanla her şey geçer"diyen akıllara;"geçen tek şey zamandır."
Anlayan,anlatsın anlamayanlara.

*Güzel hayat isteyen,
Güzel insanlar biriktirsin.

*Elimde olsa bir yasa çıkartırdım;sevgiler ertelenmeden,geciktirilmeden söylenecektir

*Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.
Varsın yara içinde kalsın dizlerim,
Yüreğim kadar

Sabahattin Ali ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

*Zaten yalnızlığımın sebebi, kitaplardaki kahramanları semtimde bulamayışım değil miydi?

*Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü

*Ve çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta.

*Benim annem türkü bilmez. Ayıp değil ki. Çığlık bilir, Ağıt bilir.

*Seninle şöyle bir oturup konuşamadık. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz farkında mısın? (İkinci cümle uydurmadır.)

*Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede… Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: “Napalım, kısmet değilmiş.

*Bir kere avuç içini öptüğün insana bir daha düşman olamazsın. Oluyorsan o senin ayıbındır.

*Hiçbir acı baki değildir. Üflersin geçer. Bazılarına daha çok üflemen gerekir, hepsi bu.

*Şimdi özlediğim yerden uzanayım sana, sustuğum şiirden sarılayım boynuna. Tam da şimdi; unuttuğum şarkıdan öpeyim seni.

*Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor.

*Gözlerimden öptü, Ellerimden öptü, ellerimden. Avuç içlerimden öptü. Unutabilir misin şimdi? Ben ölsem, unutamam.

Turgut Uyar ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

*Yalnızlığına iyi bak, sahip çık. Kaç kişinin emeği var onda kim bilir?

*Kadınları mutlu etmenin 20 yolu diye bir gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum: Dürüst olun, yeter.

*Keşke bir şiir okumuş,
Bir kedi sevmiş olsaydınız!
Belki bu kadar kirletmezdiniz birbirinizi.

*Palyaço
Bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
"duyamadım", derdim, "tekrar et"
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz.

Ah Muhsin Ünlü ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

*Kaç lisan bilirsen bil,
terk edilmeyi yüreğine tercüme edemeyeceksin.

Nazım Hikmet Ran ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

*Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim;
Git, ne demekti sevgilim ?

*Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür an kadar yakın,
bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin ?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması...
"Ben" deyip susması, "Sen" deyip ağlamaklı kalması.

*Değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız.

*Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş.
Ama sen gitme, ben cahil kalayım.

*Kaldı işte; Çayımız bardakta..
Çocukluğumuz sokaklarda..
Mutluluğumuz kursağımızda..
Sevdiklerimiz uzaklarda..
Gülüşlerimiz fotoğraflarda.

*Şehrime gel sevgili.
Yarın çık gel.
Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın.
Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
Gel ki nefes alayım.
Gel.

*Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıkların la yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksın dır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerden sin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.

Necip Fazıl Kısakürek ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

*Ayağın taşa takıldığında "Allah kahretsin" bile deme, dua et ki; taşa takılan bir ayağın var.

*Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya satılıktır, ya kiralık.

*Kurban olduğum Allaha bile günde beş vakit ulaşabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun!

*Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur.

*Herşeyin ilacı ZAMAN diyenler,birde bu kelimeyi tersten okumayı deneseler.

*Benim ayağımın altı da müsait başımın üstü de.. Nerde duracağını kendin belirle.

Özdemir Asaf ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

*Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden.
Ben sana âşık olduğumu,
Ölsem söyleyemem.

*Bana surat asma hayat
Misafirim sonuçta,
Kalkar giderim.

*Ah sana bir sarılsam şimdi, kırılsa yalnızlığımın kemikleri.

*Benimle ömür geçer mi ki' dedim. 'Senle geçirmeye ömür yeter mi?' dedi. İşte bu bana bir ömür yetti.

*İnsanlar insanların içinde 'insan'lara hasret yaşarlar.

*Ben sana hep üşüyordum
Çünkü kıştım..
İnkar etmiyorum da bunu
Seni sevmek gibi
Büyük işlere kalkıştım.

*Baharda kışı,
Kışın da baharı özler insan.
Ne uzaksa onu özler...
Kavuşmak şart mı? Boşver!
Bazı şeyler yokken güzel.

*En sevdiğim mevsime geldik. Yapraklar sararacak gök gürültülü yağmurlar yağacak. Sonbahar hüzündür. Hüzün ise ben demektir.

*Bunca vefasızlıktan sonra, bazılarının ederi kalmadı artık gönlümde; kaç'a deseler, hiç'e sayarım.

*Ben kattım sana biraz
öyle sevdim seni.Çünkü sen de bensiz o kadar güzel değilsin hani.

*Yemin ederim kokundan anlamıştım, benim için herhangi biri olmayacağını.

*Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.

*Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlar da..
Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
Biraz yorgunum.
Biraz kırgın.
Biraz da kirletti sensizlik beni!
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
"İyiyimler" yamaladım dilime.
Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
Gel diye beklemiyorum artık,
Hatta istemiyorum gelmeni.Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum,
Benim derdim yeter bana banane!
Alıştım mı yokluğuna?
Vaz mı geçiyorum, varlığından?
Tedirginim aslında,
Ya başkasını seversem?
İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.

Mertcan Kahraman, Sen Git Aşk Bana Kalsın'ı inceledi.
25 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 9 günde · 4/10 puan

Kötü yorum yapmak istemezdim ancak, kitabın bazı vurucu cümleleri, bazı vurucu kısımları hariç ilgi çeken bir yanı yok. Yarım bırakmadım, okudum ancak çerez tadında diyebilirim. Sağa sola yazabileceğiniz çeşitli aşk sözleri içinde mevcut.:) Yine de ne diyelim? "Kısacası sevgilim, sana göre değil bu iş. Senin yolun açık olsun, bırak aşk bana kalsın…" :)

., bir alıntı ekledi.
06 Eyl 2017

Önemli olan elinizdekinin kıymetini elinizden gitmeden bilmektir.

Sen Git Aşk Bana Kalsın, Mehmet Coşkundeniz (Sayfa 94 - Neden Kitap)Sen Git Aşk Bana Kalsın, Mehmet Coşkundeniz (Sayfa 94 - Neden Kitap)
Hayrettin Aytar, Sen Git Aşk Bana Kalsın'ı inceledi.
 11 Ağu 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bu kitaba söylemek istediğim şu:

Nediye ağlarsın can ?
Bırak sevmeyen gitsin.
Dua et Rabbim seni terk etmesin.
İşte o terk ederse
Gerçekten bitersin..!

-Mevlana

Mirza Tazegül...SEVGİLİ
Asma suratını sevgili, dönsen de yüzünü. Sözcüklerden ok yapıp tam göğsüme nişan alma sevgili, esirgemesen de sözünü. Kahveye kırk yıl hatırı var demişler ya sevgili, seninle kaç kahve içmişliğimiz var... Hatır, ahte vefa, kıymet bilme diye bir şeyler vardı, hatırlıyor musun sevgili…

Ne benim sende bitmişliğim, senin bende bitmen anlamına gelir ne de senin bende bitmişliğin, benim sende bitmiş olmam demektir. Aşk bitse de sevgi kalır… Sevgi bitse de hatır kalır... Hatır bitse de tortu kalır… Diyelim ki o kadar vefasızsın… Ya anılar sevgili, anılar nasıl biter…

İnsanın insanlığı nerde belli olur, bilir misin sevgili? İnsanın insanlığı beraberken belli olmaz… Renkler beraberken ortaya çıkmaz… Vuku bulduğunda bir gün ayrılık, başa geldiğinde yol ayrımı, işte insanlık, o yol ayrımında belli olur sevgili. Renkler o yol ayrımında kendisini gösterir. Beraberken çok da fazla gerekmeyebilir, yürek yol ayrımında gerek.

Söz öyle ağır bir silahtır ki sevgili, hiçbir davranışla, hiçbir şiddetle insana yapamayacağını sözle yaparsın. Hele hele bir zamanlar can dediğinden gelen ağır bir sözcük, bıçak olur, saplanır sol yanına… Bir kurşun olur, değer tam alnının ortasına… Sana yakışmayanı yapmak bir evden taşınırken o evi yıkmak kadar anlamsızdır sevgili.
Madem ayrılacağız, madem ayrılık geldi başa ve madem bir yol ayrımı düştü bize…

Dön arkanı, susarak, insana yakışan şekilde git. Anılarımız değerli kalsın, onları değersiz kılma sevgili. Sevgili bilir misin, ben şunu iyi anladım yaşayarak… Bir insanın insanlığını ayrılık başa gelmeden, tam olarak anlamak mümkün değil.

Git dağa konuş… Denize konuş… Rüzgâra konuş… Uçurumlara bağır, yankılansın sesin. Dök içini… Ama sözcüklerini ok, bıçak, kurşun gibi saplama bana. Ben ölürüm, sen de bende ölürsün. Yaşatmayı beceremediysen, bari öldürmeye kalkma sevgili. Ağır gelir bana, ayrılıktan daha ağır...

Sözler düşünülebilir, hatta ağza kadar gelebilir sevgili. Bilir misin değerli olmak, insan olmak, sabıra sarılarak sözcükleri fırlatmamaktır zalimce… Susmaktır… Susmak bu durumda insanın meşrebini belirler. Marifet burada susmaktır… Marifet konuşman gereken yerde konuşmak, susman gereken yerde susacak sabra sahip olmaktır. Konuşmak kolaydır sevgili… Zor olan susmaktır. Kırmak dökmek, yakmak, yıkmak kolaydır, sevgili… Zor olan durmayı bilmektir.

İnsana yakışan sevgili yol ayrımında beklemek, inatçı bir sabırla beklemektir… Sabırla sessiz olmak, inatla insan olmakt Bilesin ki şeytan ve günahları, sözler ve davranışlarda gizlidir ır.. Bir ayrılık vakti sırtlan şarkıları yüreğine… Bekle, unutana kadar bekle. Umutla bekle… Sevgiliyi geri bekle… Ya da yeni bir sevgili bekle.
Yalnızlığını dost edin sevgili… İnsanlığını göğsünde sakla… Sus… Sessiz kal… Bir ağaç gibi suskun ve ayakta. Gerekirse bir taş duvar gibi sessiz ve sağlam...

Aslıhan Sözen, bir alıntı ekledi.
02 Haz 2017 · Kitabı okudu

...ve kadın
Bir kadınla birlikteyken unutacaksın dünyayı.Sadece ona ait olacaksın.Ancak o zaman kadın da sana ait olduğunu hissedebilir.Ve ancak o zaman,kendisini sana ait hisseden bir kadının,dünyanı tamamen değiştirebileceğini anlayacaksın.Bir kadınla yürek yüreğe ten tene olmanın verdiği mutluluğu ancak o zaman tadacaksın...

Sen Git Aşk Bana Kalsın, Mehmet Coşkundeniz (Sayfa 149)Sen Git Aşk Bana Kalsın, Mehmet Coşkundeniz (Sayfa 149)

Ümit Yaşar Oğuzcan
Sana Bir Tanrı Getirdim

Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardın
Hani sen git demiyecektin bana
Ve ben herşeye rağmen gelecektim
İçimde bir umut
Ellerimde olgun meyvalar
Dünya nimetleri
Gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı
Ama ne sen gel dedin
Ne de ben gelebildim herşeye rağmen
Aşkımız ayrılıklarla başladı

Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
Öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
Karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri
Deniz fenerinin ışığında yıkanırdık
Köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman
Ne yana baksak denizdi, maviydi, ışıktı
Sonra bir çaresizlikti zifir
Akıntıya kapılmış gemiler gibiydik

Bir org çalınır gibi yanıbaşımızda
Öyle kendinden geçmiş, öyle başıboş
Öyle derin duygular içindeydik, anlatılmaz
Sarhoş rüzgarlara bıraktık kendimizi
Aldığını geri vermez dalgalara
Görmediğimiz ülkeler gördük gün doğusunda
Tatmadığımız yemişlerden tattık; günahkar olduk
Alevden bir tasta eridi günler
Bir cehennem ateşiydi aşk içimizde
Hiç sönmeyecekmiş gibi yanıyorduk

Tutsaklığımız nasıl başladı bilinmez
Paslı demir kapılar kapandı üstümüze
Taş duvarlarda kayboldu boğuk seslerimiz
Çaresizliğimizi bize aynalar söyledi, inanmadık
Kuşatıldık ansızın kederle, ayrılıkla
Aman vermez karanlıklar sardı dört yanımızı
Yalnızlık bir ağrı gibi çöktü başımıza
Uyuduk bir daha uyanamadık

Şimdi bir kutup var sana çeker beni
Bir kutup var senden öteye
Ben onun için böyle ortalıklarda kaldım
Dağ yollarında, caddelerde, sokaklarda
Onun için bulup bulup yitirdim seni
Hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana
Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
Zamandın, zamandan öte bir şeydin
Yıllarca bir meşale gibi yandın uzaklarda

Bu manyetik alanda boğulmam senin yüzünden
Bu zincirleri sen vurdun ellerime
Sen getirdin bunca karanlıkları
Al şunu mum yak
Korkuyorum
Bir taş aldım attım denize
Günahlarımdan kurtuldum
Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
Öteye gidemem
İtme beni

Benim de bir insan tarafım vardı
Bakma böyle kötü olduğuma
Benim de dileklerim vardı
Benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
Yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
Her gün bir kadın ağlar benim yüzümde
Büyük dertler için benim ellerim
Anlamıyor musun
Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmediğimden böyle çirkinim

Bütün kötü yerlerde ben korkarım
Biliyorum
Bir hayvan leşiyim öleli kırk gün olmuş
Fabrika bacalarında bir kara dumanım
Zehirim akrep kuyruklarında
Kötüyüm sevemediğin kadar
Öyle fenayım
Kapanmış bıçak yaralarında
Bu pis çöp tenekelerinde unut beni
Unut artık
Bayat bir ekmek gibi
Çürümüş bir elma gibi

Sarı badanalı evlerde kazanlar kaynar
Sarı badanalı evlerde günahlar işlenir her gece
Sarı badanalı evlerde ölüler yıkanır
Sarı badanalı evleri sev biraz
Bu evlerde zaman benim akşamlarımdır yitirilmiş
Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
Bu sarılarda benim yüreğim bir ölür, bir dirilir
Anladım
Bu dünyada benden başka kimse yok beni anlayan

Tosca'dan bir arya hatırlıyorum şimdi
Sus biraz
Ensemde bir akrep yürüyor
Bırak yürüsün
Sabaha asacaklar beni
Dokunma
Yedi canım vardı, ikisi gitsin
Bunca ölümler az gelir bana

Kalbimi yardım
Bir damla kan aktı
Kutuplara kar yağıyordu
Üşüdüm
Failatun vezniyle seni çağırıyorum
Bana imbiklenmiş yeşilliğini getir
Dur gitme
Beş kuruşum vardı kaybettim
Dur gitme
Isırgan otlarından kurtar beni

Deniz analarının gözlerini çaldım
Sana bakmak için
Güneşi üçe böldüm
Al biri senin olsun
Yüzümde beş bıçak yarası var
Bir de sen vur
Barut kokusunu severim
Bir portakalı dilim dilim soy
Acıktım
Tut ki ben yoğum artık yeryüzünde
Tut ki bir marul yaprağıydım
Öldüm

Al şu serçe parmağım sende kalsın
Ben kötüyüm
Allahsızım
Korkunç çirkinim
Ben seksensekizinci tul dairesiyim
Sağ gözümün üç kirpiğini kestim
Al
Ben lanetlendim

Chopin'in cenaze marşı çalınıyor
Ölüler ayağa kalktı
Görüyor musun
Şu soldan ikinci benim
Senin yüzünden öldüm
Şimdi seni getiriyorlar karanlığıma
Ağlıyorum
Biraz sev beni
Gül biraz
Yaklaş biraz
Seni affediyorum

Kuşkonmaz dallarına astım kendimi
Sedir ağaçlarına gül yapraklarına
Başımı taşlara vurdum
Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı
Tanrısal duygular içindeydim
Bütün tanrısızlığımdan uzakta
Bir kemiklerinin sertliğini aldım
Bir teninin aklığını
Sonra sıcaklığını dudaklarının
Gel bak
Sana bir tanrı getirdim
Gel bak
Bir tanrı yarattım senden

Aziz Kerem Tuna
Gel bir şiir yazalım seninle,
Ama önce bir çilingir sofrası kuralım,
İki büyük söyle bana,
Yılların özlemini atalım.
Gel,
Otur, bir şiir yazalım seninle,
İlk ve son olsun,
Soğuk su getirin,
Buz sevmem ben, hiç sevmedim,
Acı bir tat bırakır kadehin sonuna,
Hadi silelim fotoğrafları hatıralardan,
Şerefe!
Gel,
Otur şöyle şiir yazacağız.
Şefim, Işıl German koy taş plaktan,
Aşkın Kederi 1976 çalsın bu akşam,
Şöyle acılı ezme, haydari falan da getir sen bize.
Offf, hiç konuşmuyorsun sen de.
Şiir yazacağız diyorum, son bu bak,
Beraber bir şey yapmış olalım diye,
Gözlerin lazım,
Sesin lazım,
Kokun lazım,
Biraz da melankoli,
Hafif manik depresifiz bugünlerde,
Hadi sen başla,
Ben birazdan gelirim kıvama.
Gel,
Yanaş az yanıma,
Neler yazıyorsun bakayım bir.
Oooo, güzel veda oluyor ha.
Hadi vur kadehleri,
Sağlığımıza.
Az dur da, iki çift laf edelim,
Bak peynir güzelmiş,
Dünya da güzel aslında,
Hele de bahar yaklaşıyor,
Tertemiz kokar şimdi hava,
Sabah maviye uyanır insan,
Neyse, dur şimdi.
Gel,
Devam edelim şiire.
Araya akrostiş atayım mı?
Olmaz di mi,
Haklısın,
Ne yazmak lazım o vakit,
Sen yolu yarılamışsın,
Az da ben karalayayım,
İçinde aşk da olsun,
Hep veda hep veda,
İçim karardı valla.
Dur rakı doldurayım.
Offff.
İsyan mı etmeyeyim,
Niye?
Heh ona da karışın,
Ben zaten isyan da etmeyeyim,
Sevmeyeyim,
Sevilmeyeyim,
Hep düşünün siz beni,
Ulan ağız tadiyla bir veda bile ettirmiyorsunuz adama.
Sonra tutma içinde! !
Kendime de gelmeyeceğim,
Geçtim o yollardan ben,
Hee, bak iki sokak geride kaldı kendim,
Zaten ben ne zaman kendime gelmeye çalışsam,
Hep geçiyorum onu,
Sittir et,
Kalsın orda gerizekalı,
Uğraşma uğraşma,
Sonunda elbet döner,
Ben bi kere onu dünyanın bir ucuna bıraktım,
Yine buldu yolu geldi geri,
İstenmediğini de anlamaz o,
Takıntılı manyak,
Neymiş sevmişmiş de,
Yarım kalmışmış da,
İlk defa seviyor sanki,
Bi de dünyada bi tek o sever gibi.
Olum neler geçmedi diyorum,
Felsefe yapıyor şerefsiz.
Bırak bırak kalsın orda az,
Yalnızlık daha iyi geliyor ona.
Gel,
Şiir yazalım biz.
Yauv girişi yazdın güzel oldu da,
Nasıl sonlandıracağız bunu,
Bilemedim,
Hadi vur kadehi,
Daha anca bir büyük bitti bak,
Yazamıyorum henüz,
İçelim biraz daha,
Atarız korkuları belki,
Oooff,
Suyunu az mı tuttun sanki,
İyi olmuş iyi olmuş,
Doldur bi tane daha.
Nerede kalmıştık,
Yok geçtik kendimi,
Oraya dönmeyeceğiz,
Heh, hatırladım!
Veda diyorduk,
Veda ediyorduk,
Tamam tamam kalkacaz,
Dur az,
Bitirelim şiiri,
Bari bu yarım kalmasın,
Veda,
Evet veda,
Güzel olsun,
Bak ne diyeceğim,
Gel son bir kez sarıl bana,
Sonra git.
Bu bitsin kalkarım ben de,
Giderim giderim,
Bir şeyim yok,
O kadar kızaracak gözler cancağazım,
Yok sen git hadi,
Bekletme.
Şiir de bitti sayılır zaten,
Ben yazarım son satırları,
Hadi,

Git,

Gülüşüne daha fazla aşık etmeden...

Gölgem Düşmüyor Artık Evinin Duvarlarına
Gölgem Düşmüyor Artık Evinin Duvarlarına


Hadi gir içeri. Ama gözlerindeki o kanayan suçluluk bırak kapıda kalsın. Ona ihtiyacımız yok artık. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu kapıda bırak. Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini bırak kapıda. Yoksa ne kadar istesem de konuşamam seninle. Konuşamam, yalnızca ağlarım.
Ne olur gir içeri. Ama girerken tut elinden sevdanın. Yıllar sonra seni yeniden uzağıma düşüren, seni o geri dönüşü olmayan yollara düşüren, yüreğinden aşkımı, dudaklarından adımı, evinden gölgemi silip götüren, o adını kimselere söylemeden ölmek istediğin, o, hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin sevdanı al yanına ve gir içeri. İlk aşkının yüzünü yanına al. Utanma benden n'olur. Kalbindeki o sızının halinden en çok aşkınla kavrulmuş yüreğim anlar benim...
Kapat kapıyı. Kapat, içeri hayat girmesin. İçeri yalanlar girmesin. İhanetler, ihtiraslar, oyunlar, maskeler girmesin içeri. Çünkü burada yalnızca sevdan oturuyor. Hayatın içinde soluk alamayan, kendine kalbinde bir yer bulamayan sevdan oturuyor bu evde. Bak, bu ev benim yüreğim. Ne zaman kalbinden kovulsam, ne zaman hayatın ortasında öyle hazırlıksız, öyle savunmasız, öyle yapayalnız kalakalsam gelip sığındığım bu dört duvar benim yüreğim. Burası aşkımın mabedi. Burası sensizliğimin kalesi. Burası deliliğim... Burası baştan ayağa sensin, sevgilim.
Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi yabancın olmadan... Gözlerine baktığımda kendimin değil, bir başka aşkın aksini görmeden önce ölmek isterdim. Ama yapamadım. Nice kaybedişlerden, nice savruluşlardan sonra, artık bu aşkı hayatın pençesinden kurtardık, o dünyevi ihtiraslardan, oyunlardan sıyrıldık ve şimdi artık Tanrı'ya yaklaştık dediğim anda, hayatı, dünyayı ve kaderi yendik dediğim anda, kalbin kalbimin yanında atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken, içinde o annemin rahmi kadar huzurlu kokunu soluyarak nefes aldığım yüreğini bırakıp gidemedim. Çünkü zaten hayattan kopmuştum ve cennetteydim. Aşkınla öylesine sarhoştum ki birgün cennetimden kovulacağıma hiç inanmak istemedim.
Evimin, şu talan olmuş yüreğimin dağınıklığını bağışla. Sensizliğe benimle beraber ağladı bu duvarlar. Rutubetleri ondan, aldırma. Otur şöyle, bir sigara yak. Konuşalım. Sözcüklerle değil, sevdamızla konuşalım. Anlatalım herşeyi. Sonra söz bitsin. Ölüme kadar yalnızca susalım. Anlatalım ki bu sevda kanatlarından kırgınlıklarla bağlı kalmasın bu çirkef hayata. Kurtulsun yüklerinden, bağışlasın hayatı ve sonsuzluğa uçabilsin huzurla.
Biliyorum. Seni böylesi sonsuz bir aşkla severek çok büyük bir günah işledim ben. Hayatın girdaplarında savrulup duran ruhuna o yarım ruhumun ağırlığını yükleyerek çok büyük günah işledim. Ne yaptıysan sevdim seni, ne yaşadıysan sevdim. Aşkın o bulup bulup kaybetme oyunlarından yaptığın zırhın içine sakladığın kalbini ne yaparsan yap yıkılmayarak, vazgeçmeyerek ve hep affederek savunmasız bıraktım. Hiç solmayan bir sevda çiçeği olup bozdum ezberini. Direncini kırdım, kalbine girdim. Seni bir kalbi fethetmenin, ona her an kaybedebilme ihtimaliyle bağlanmanın, bir aşk için çırpınmanın o karanlık hazzından mahrum bıraktım. Affet beni, seni aşkın o dünyevi oyunlarından mahrum bıraktım. Belki de bunun için gözyaşlarıyla kazandığın ve yitirmekten çok korktuğun bir sevgiliyi sever gibi değil, sesini birtürlü susturamadığın vicdanını ya da o kusursuz ve daimi sevgisinden bunaldığın ve bu yüzden incitmekten asla çekinmediğin anneni sever gibi sevdin beni. Ama hiç aşık olmadın. Bu yüzden suçlama kendini. Asıl suçlu, bu hayatta kendine yer bulamayan, nereye gitse ya eksik ya fazla kalan, hayatı bir oyun gibi görmeyi ve kurallarına göre oynamayı hep reddeden benim o isyankar, o yaralı ve yabancı ruhum... Sen değilsin sevgilim.
Hayatında önce bir sığıntı gibi yaşamaya, sonra seni kaybetmeye, ardından seni paylaşmaya, sonunda tam da sana kavuştum sanırken aşkın değil vicdanın olmaya, senin için aklına ne gelirse ona dönüşmeye razı oldum hep, katlandım. Hiç pişman olmadım seni sevmekten. Sana hiç kırılmadım. Hep anladım seni. Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o karanlık yanını, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunun, hayatla uzlaşamamış aşk kırgını, yitik ilk gençliğinin ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle derinleşen yüzündeki çizgilerin aşkına bağışladım.
Sevdim seni sevgili, sevdim... Seni o birtürlü kucaklayamadığım, ama başımı kaldırıp bakmasam bile hep orada, yukarda olduğunu bildiğim gökyüzüne duyduğum hasret gibi... Seni o suyundan hiç içmediğim, toprağına hiç basmadığım, insanlarını hiç tanımadığım, ama herşeyden kaçıp sığınmak istediğim o uzak ülkelerin hayali gibi... Seni aşkın için gözümü hiç kırpmadan arkamda bıraktığım, gözyaşlarını ve o yaralı ömrünü vicdanım gibi hep içimde sakladığım annemin karşılığı bu hayatta mümkün olmayan duaları gibi... Seni o rahmimden kanaya kanaya söküp atmak zorunda kaldığım, ama kalbimde aşkınla besleyerek büyüttüğüm sevdamızın o masum çekirdeğini tarifsiz bir hasretle özler gibi... Seni öylece, seni çırılçıplak, seni kadere isyan eder gibi, seni Tanrı'ya eş koşar gibi... Sevdim seni sevgili, sevdim...
Beni bir kez öldürüp sensizliğe gömdüğün o yıllarda, o yabancısı olduğum hayatın ıssızlığında soluk almadan ömrümü yalnızca Tanrı'dan gözyaşlarıyla dilediğim o mucize için bekletirken... Sonra Tanrı sesimi duyup o mucizeyi, yani seni, yani o hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yeniden bana verdiğinde... Kalbim kalbinde atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken... Mutluluğa dokunarak, mutluluğumun farkında olarak, mutluluktan ağlayarak... Ama bir yanım seni her an yeniden kaybedecek gibi hep tetikte... Sensizliğin o dipsiz uçurumunun kıyılarında korkusuzca dans ederek, seni benden çalan hayatın o acımasız pençesini her an arkamda hissederek... Her gece yüzümü masumiyetinin o benzersiz yurdu olan boynuna gömüp uykuya dalmadan önce bu huzuru bana bağışlayan Tanrı'ya minnetle gülümseyerek... Ve işte tam da o anda ölmeye, sonsuzluğa karışmaya hazır olduğumu ona sessizce fısıldayarak... Sevdim seni sevgili, hep sevdim...
Otur karşıma hadi, bir sigara yak. Konuşalım. Anlat bana sevdanı... İlk aşkının yüzünü anlat... O, hiçkimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin, o adını kimselere söylemeden ölmek istediğin sevdanı anlat bana. Kalbindeki o sızının dilinden en çok aşkınla kavrulmuş bu yüreğim, sevdanın uğruna solup giden şu çocuk ömrüm anlar. Anlat hadi ne olur. Ama sakın bana hayattan söz etme. Sakın bana, hayat böyle bir yer, herşey bitip tükeniyor, her aşk hayata yenik düşüyor, deme... Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o karanlık yanınla değil, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunla, hayatla birtürlü uzlaşamayan o aşk kırgını, yitik ilkgençliğinle ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle gün geçtikçe daha da derinleşen yüzündeki çizgilerle konuş benimle. Hayat dışarda kaldı, bak. Burada yalnızca sevdan oturuyor. Sevdanın dilinden konuş benimle. Ben hayatın dilinden anlayamam. Biz bu sevdayı hayatın içinde yaşamadık. Biz bu sevdayı hayatın diliyle yaşamadık. Biliyorum bu şizofren aşkım hep korkuttu seni. Bu uyumsuz varlığım, gerçekliğin içinde yaşayan ve en az hayat kadar acımasız olan o yanını çok korkuttu. Benimle hayata yabancılaşmaktan korktun. Bu yüzden yalnızca öykülerinde ağladın o uyumsuz varlığıma. Yalnızca öykülerinde eğildin bu sevdanın önünde. Sen beni yalnızca öykülerinde sevdin...
Şimdi ilk aşkımın yüzü diye sarıldığın ve uğruna adımı dudaklarından, kalbimi kalbinden, gölgemi evinin duvarlarından söküp attığın o sevdanın, yaralı yüreğine rağmen hayatın ortasında dimdik ayakta duruyor olması bir tesadüf mü sence? Hayatla yaralanmış iki kırgın yürekten, onun içinde varolmayı reddederek yalnızca aşkı kendine vatan bileni ve bu yüzden çırılçıplak, savunmasız ve güçsüz kalarak yıkılmış olanı değil, hayatın tam da ortasında ona meydan okuyarak yaşayanı, sevgiye duyduğu güvensizliği yaralı yüreğine kalkan yaparak ayakta kalmayı başarmış olanı seçmen bir tesadüf mü? Hayattan kopmuş bir roman kahramanından sıkılıp, hayatın içinde mücadele eden bir gerçeklik kahramanını tercih etmen bir tesadüf mü?
Anlat bana ne olur... Kaybedecek birşeyimiz yok artık. Birazdan şu kapıdan çıkıp gideceksin. Aramıza hayat girecek... Aramıza başka bir sevdayla anlamlanan sayısız anlar, sayısız mekanlar, geri dönüşü olmayan anılar, sözler ve koca bir yaşam girecek. Gittiğin o sonsuzluk yolculuğundan seni bir daha geri çağırmayacağım. Duvarları gözyaşlarımla rutubetlenen bu dört duvar yüreğimde geçireceğim karanlık gecelerde bana o mucizeyi yeniden göndermesi için Tanrı'ya yeniden yalvarmayacağım. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerinin, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunun, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarının ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunun özlemiyle çıldırsam bile, merhametin için yalvarıp sana bir kez daha aynı acımasızlığı yapmayacağım. Kimi geceler başka bir sevdaya sarılıp uyuduğun yatağından ansızın uyanıp doğrulduğunda, o koyu sevdasıyla boşlukta kanayan gözlerimin hayali 'nereye gidiyorsun sevgilim' demeyecek sana... Korkma benden artık. Aşkına rakip değilim. Ömrüne rakip değilim. Seni kadere emanet ettim. Seni ilk aşkının yüzüne emanet ettim. Kırgın değilim ne sana, ne de seni elimden alan bu acımasız hayata... Beni onca kaybedişten ve gözyaşından sonra bu dünyadaki cennetine çağıran, sonra annemin rahmi gibi huzur kokan uykularımızı sonsuza kadar yeniden elimden alan Tanrı'ya bile kırgın değilim ben...
Şimdi git artık sevgilim. Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi yabancın olmadan... Gözlerindeki o çocuksu suçluluğu giderken denize at. Ona ihtiyacın yok artık. Affet kendini... Beni affet... Affet bu yaralı sevdamı... O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yanına al giderken... Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini alıp git... Şizofren aşkının son mektubu bu sana... Şimdi söz bitti artık.
Konuşamam artık seninle... Konuşamam, yalnızca ağlarım...
Uçurumun dibinde nasıl göründüğümü
Merak ederdim hep.
Yüzümün aynadaki boşluğuna hep bakmak isterdim.
İnançlarımın kırılıp döküldüğü yeri anlamak için
kalabalıklar içindeki yalnızlığıma dokunmak isterdim...
Aşktı adın uçurumda, yanı başımda
aynadaki suretimdi yüzüm,
aykırı kanardı bana.
İnançlarımın çoğu yalanmış
alay ederdi benimle.
Çok geç anladım, kalabalıklar arasındaki
senmişsin dokunamadığım...
Yalnızlığım diye küçümsediğim senin sevginmiş,
Geceleri ansızın uyanıp
İncitip durduğum senin yokluğunmuş...
Onca sevişmeden sonra değişmemişsem,
sihirli bir aydınlıkta,
içimde bir yer sana sonsuz hasret kaldığı içinmiş...
İşte onca yalan geçen hayatımda
buymuş tek gerçekliğim...

-Cezmi ERSÖZ-