• sen olmasan ben de dolup taşardım
    bunca yıl kullandığım sözcükleri
    kime bırakıp giderim telaşıyla
  • Nasılsınız koçlarım diye başlardın. Sonra bir de çiçeğimi ekledin. Tok, buğulu sesini duyduğumuz anda farklı bir alemin duygularını yaşardık ailecek. Çiçek hariç. Duygulanamayacak kadar küçüktü o daha. Sonra ağlardık ve iyi değiliz derdik hep birlikte içimizden.

    Annemin elinde kaset. Hemen teybin fişini prize takardık. Kaseti de teybe. Birbirimizin gözlerine bakardık. İkişer yaş arayla doğmuş iki erkek ve üç yaşında bir kız çocuğu ile gözlerindeki hüznü dışına yansıtmayan ama içinde büyük bir hüzün taşıyan anne. Elleri titrerdi annemin kaseti teybe koyarken. Gül desenli elbisesini giyerdi. Dudaklarına ruj sürerdi. Eşarbını arkadan bağlardı. Seni dinlerken güzel olmak isterdi. Sessiz olun derdi. Ses düğmesini sonuna kadar çevirirdik. Teybin etrafına dizilir, dışarıdaki bütün seslere kulağımızı kapatırdık.
    Belki de o anımızı görsen, dönerdin yanımıza baba. Bu yatakta boylu boyunca, sessiz yatmak yerine annemin kokusuyla yatardın. Sabah koşarak yanına gelirdik, sarılırdık sana. Kahvaltı ederdik sonra gülerek. Koçlarım derdin bize. Çiçek’i öperdin. Ne güzel bir kızsın, aynı annene benziyorsun derdin.

    “Nasılsınız koçlarım ve çiçeğim! Annenizi üzmüyorsunuz değil mi? Beni sorarsanız iyiyim. Size oyuncak yolladım. Oğullarım için ikişer tane. Kızıma da bebekler… Sakın kavga etmeyin. Burada oyuncaklar çok ucuz. Ben size her zaman yollarım. Babanızı unutmayın yeter.”

    Kocaman bir kahkaha atardın bunları dedikten sonra. Gülüşünü hatırlamaya çalışırdım. Zihnimde kesik kesik ifadeler. Etrafımda gördüğüm babaların ifadelerine karışmış. İçlerinden sıyrılıp, zihnime yer edemezdin bir türlü. Yine de gülüşünü canlandırabilirdim. Sen olmasan da gülüşün hep vardı bende.

    “Hamdi, koçum! Evin erkeği sensin. Büyümüşsündür şimdiye kadar. Annene ve kardeşlerine sahip çık. Aman onları kimseye muhtaç etme. Para yolluyorum sizlere. Zarfın içindedir. Çıkmazsa eğer amcanızdan bilin. Ama bilirim ki, o öyle bir şey yapmaz.”

    Anneme üç görücü geldi. Hepsini kapıdan kovaladık. Bizim babamız var diye bağırdık arkalarından. Annem, odasına gidip ağladı. Kapısına gidip dinledim. Kardeşlerimi yatırdım yataklarına. Bütün gece uyuyamadım.

    “Semih, koçum! Abinin dediklerinden dışarı çıkma. Okulunda çok başarılı bir öğrenciymişsin. Derslerine çalış. Abin okumadı, sen bari oku koçum. Okul masrafların için fazladan para yolladım. Annen ne gerekliyse alacak sana. Ama fazla masraf çıkarmamaya çalış sen yine de...”

    Semih’in dersleri zayıfladı sonradan. Elinden kitap düşmeyen çocuk eve girmez oldu. Öğretmeni çağırdı bir gün. “N’oluyor yahu bu çocuğa. Ben gerekenleri söyledim ama dinlemiyor beni, belki sizi dinler. Annenize söyleyin, kulağını çeksin az. İstese yapacak ama çaba sarf etmiyor. Yazık olacak çocuğa.” dedi. Elinden tuttum yürürken, eve kadar konuşmadık. Bir ara bedenindeki hırçınlığı fark ettim ama. İçi kızgınlıkla doluydu. Okumadı. Serserilerle takıldı uzunca. Annem dövdü birkaç kere. Gözlerinde, kırmızı bir parlaklıkla ağladı. Dayak yediği için değildi. Biliyordum. Şimdi yanımda çalışıyor. Çalışkan bir erkek. Demire son gücüyle vuruyor. Bir yerini kıracak diye korkuyorum. Ağır işlerin hepsi onda. Çalışırken kimse yanına yaklaşmıyor.

    “ Çiçek ! En küçüğüm. Seni henüz göremedim ama sürekli aklımdasın. Belki de dediklerimi anlamıyorsun şimdi. Gözlerinden öpüyorum çiçeğim. En yakın zamanda yanınızdayım. Hatta gıcır gıcır bir araba aldım, onunla geleceğim. Üstü de açılıyor. Sırayla kafanızı çıkarırsınız dışarı. Sünnetinizi de yaptıracağım koçlarım geldiğim zaman. Çiçek’e de küçük gelinliklerden alacağım. Söz. Şimdi annenize verin kaseti.”

    Annemin gözleri ışıldardı. Ne zaman bunu söylesen olurdu bu. Hadi siz yatın, ben odaya geçiyorum derdi. Teybi odasına taşırdım. Odanın kokusunu bir tek senden kaset geldiği zaman duyumsardım. Yalnızlık kokardı. Hiçbir kokuya benzemeyen bir kokuydu. Kardeşlerimin yanına döndüğüm zaman, bu kokuyu suratlarında görürdüm. Yapışkan ve bulanık bir şeydi.

    O gün sesini son kez duymuşuz. Annem odasındayken, kardeşlerimin yanındaydım. Gönderdiği oyuncaklarla oynuyorlardı. Sonra uyudular. Annem ve ben uyumadık. Ağlama sesine irkildim. Annemdi. Odasının kapısına gittim. Dayanamayıp kapısını açtım usulca. Yatağının üstünde, önündeki teybin tuşlarına basıyordu hızlı hızlı. Yakaladım kolunu. N’oldu anne diye sordum. Yüzüme bakmadan, babanız gitti dedi. Öldü mü diye bağırdım. Bizim için evet dedi. Gözlerindeki yaşı sildi. Bunu bir sen bir de ben biliyoruz dedi. Uzunca süre sustuk. Kollarına aldı beni. Kendimi bildim bileli ilk defa anneme o gece sarılıp uyudum.

    Biliyor musun sayende güçlü olduk baba. Belki sen olsan bu kadar güçlü olmazdık. İçimizdeki acılarla baş etmeyi öğrendik. Baba olmadan, baba olmayı öğrettin bizlere. Verdiğin en büyük ders gitmen oldu. Konuşmak mı istiyorsun benimle. Suratın mosmor oldu. Ağzının kenarındaki köpüğü gittiğim zaman, hemşire siler.

    Dayım evlenmişti. Düğünden çıkmıştık. Özür dilerim baba! Annemin sandığından çıktı kasedin. Bir poşet de Arapça yazılı para. O zamana kadar hiç merak etmedim, o gün anneme ne dediğini.

    Çiçek fark etti önce arabayı. Bu eski araba da neci, Arap plakalı hem de dedi. Dönüp baktık hep birlikte. Dayım yanımdaydı. Bizi uğurluyordu. Tam karşımızdaydın. Annem düşüp bayıldı. Ne olduğunu anlamadan çıktın arabadan. Koşarak geldin annemin yanına. Seher diye bağırdın. Kaldırdın onu. Dayım ittirdi seni. Kardeşimi bırak diye bağırdı. Semih ve Çiçek tanımadı seni ama ben tanıdım baba. Saçların dökülmüş, kilo almıştın. Ten rengin bile değişmişti. Sesinden tanıdım. Buğulu ve tok… Hengame koptu ve ortasında kaldım. Düğündeki herkes başımıza üşüştü. Gözlerim üstünde, kalakaldım öylece. Şaşkın bir ifaden vardı. İnsanlar neden böyle davranıyor ki bana şimdi der gibiydin. Nedenini anlayamıyordun olanların. Dedem gelmişti. Suratının ortasına bir tokat patlatmıştı. Öpeyim emmi demiştin. Eline sarılmıştın. Arabadan koşup gelen iki erkek olmasa dedemin elinde kalacaktın. Sonradan öğrendik ki oğlullarınmış. İkisi de kara ve kardeşlerimin hiçbirine benzemiyor. Anneleri ölmüş. Şimdi benim olduğu gibi.

    Annem öldü baba. Doktor verem dedi. Ben hasret dedim. Özlem dedim. Kızgınlık dedim. İçte birikmiş gözyaşı dedim. Ağlıyor musun? Ağlama baba. Ben ikimize yetecek kadar ağladım.

    Kaset elimde baba. Şimdi birlikte dinleyeceğiz. Biliyorum duyuyorsun beni. Çocukların gitti. Kendine bir ev tuttun. Sürekli evimize geldin. Semih kovdu seni. Yine geldin. Hamdi diye bağırdın. Beni istedin. Seni anlayacağımı düşündün. Bilmiyordun ki baba ben o esnada annemin yatağında ağlıyordum annemle birlikte. Çiçek korku içinde kaldı her seferinde. Taşındık da kurtulduk senden. İnsan babasından kurtulmak ister mi, biz istedik baba.

    Sonra kaza haberini aldık. Alkollüyken köpeğe çarpmayayım diye direğe çarpmışsın. Yaptığın en mantıklı hareket bu oldu. Amcam haber etti. Babanızdır, gidin yanına dedi. Semih gelmek istemedi. Çiçek’in hala haberi yok. Babasız yaşamaya alıştı. İşte yanındayım. Bu soğuk ve kasvetli odada. Saçların yok artık. Suratının yarısı felçli. Bir tek sol kolunu kımıldatabiliyorsun. Onu da beni görünce yaptığını söyledi hemşire, gitmeden önce. Ağzının kenarından köpükler akıyor. Konuşmak istiyorsun benimle. Yapamıyorsun. İnsan, konuşmak isteyip de başaramayınca ne kadar kızıyor biliyorum. Zaten bu yüzden geldim yanına. Bu kasetin son kısmını seninle dinlemek için. Anneme dediğin şeyi suratına bakarak öğrenmek istedim. Ve son kez bir şeyler söylemek istedim sana.

    Boşuna nefesini harcama baba, konuşamayacaksın artık. Yanına da benden başka kimse gelmeyecek. Annen öldü, karın öldü, annem öldü… Hepimiz öldük baba. Kanlı canlı duran tek şey elimdeki kasetin. Özür dilerim baba. Bunu birazdan dinleyeceğiz. Senle ben. Teybi de getirdim. Aynı teyp. Çıkınca da çöpe atacağım. Kaseti de…

    “Seher. Bu son kasetim sizlere. Evlendim. Böyle başlamak istemezdim. Diğer kasetler gibi seni ne kadar özlediğimi belirten cümleler kurmak isterdim ama değiştim ben. İnsan farklı bir ülkede yaşayınca değişiyor. İşverenin kızına aşık oldum. Biliyorum kızacaksın bana ama aşk bu. Beni anlarsın. Evinize geldiğim zaman sen de bana aşık olmuştun hatırla. Damlatma yerlere şu boyayı demiştin. Elinde bez, yerdeki boyaları silerken bakmıştın ilk kez gözlerime. Bilerek uzatıyordun işi. Ben de bilerek daha fazla boya damlatıyordum yere. İşim bittikten sonra çayın kenarında buluşmaya başlamıştık. İsteyenler var beni demiştin. Ben seni istiyorum ama. Diğer bütün isteyenleri geri tepip benimle evlendin. Hatta köyde, neredeyse kızın ailesi oğlanı isteyecek diye laf dönmüştü.”

    Gülüyorsun baba burada. İyi dinle bak. Anneme, bir başkasına aşık olduğunu söyledikten on saniye sonra gülüyorsun. Üç çocuğu olan sen. Boşuna debelenme baba, sonuna kadar dinleyeceksin. Hayat bu kadar komik değil.

    “İşte öyle oldu bana da. Aşık oldum. Beni en iyi sen anlarsın Seher. Biliyorum kızmazsın bana. Aklımda olacaksın. Çocuklar da… Yine para göndereceğim. Hatta daha çok gönderirim. İşlerim düzelecek. Fatma’nın babası işlerin başına koyacak beni. Çocuklara iyi bakarsın böylece. Cuma söyledi, görücü geliyormuş sana da. Hepsini siktir et dedim. Size sahip çıkacak merak etme. Oyuncak yolladım çocuklara. Sana da parfüm. Özür dilerim Seher. Ben böyle bir insanım. Hep böyleydim. Çocukların gözlerinden öperim. Babalarının yokluğunu hissettirme onlara. Hoşçakal. ”

    Sonrasında uzunca bir cızırtı. Galiba teybin tuşuna basmayı bile düşünmedin. Belki bunları söylerken yeni sevgilin yanındaydı. Şimdi yok ama. Çevrendeki bütün insanları öldürdün baba. Kimisi toprağın üstünde kimisi altında. Ama hepsi ölü. Şimdi de sen ölüyorsun. Bu saçma sapan odada, tek başına. Kardeşlerimin yanına gideceğim ama önce annemin. Ona söylemek istediklerim var.

    İlk ve son gelişim yanına. Özür dilerim baba. Hoşçakal.
  • Watsappda buldum paylaşayım dedim. Sonuna kadar arkasındayım.

    "Kitap okuyorum ama karakterleri ve içeriği sürekli unutuyorum” diyen kişiler için bir paylaşımdır..."

    Bir defasında hocama dedim ki: “Bir kitap okudum ama zihnimde kitaptan hiçbir şey kalmadı.”

    Bana bir meyva uzattı ve dedi ki: “Bunu ağzında çiğneyip ye.”
    Yedikten sonra sordu:
    ”Şimdi sen büyüdün mü?
    ” Hayır,” dedim.
    Dedi ki: “Büyümedin ama o hurma vücuduna dağıldı; et oldu, kemik oldu, sinir oldu, deri oldu, tırnak oldu, hücre oldu…”

    Anladım ki, okuduğum kitap da öyle dağılıyor:
    Bir kısmı kelime dağarcığını zenginleştiriyor. Bir kısmı bilgi ve irfanını artırıyor, bir kısmı ahlakını güzelleştiriyor, bir kısmı yazı ve konuşmada üslubuna incelik katıyor, bir kısmı hayata farklı bakmanı sağlıyor, bir kısmı içindeki sevgi-merhameti arttırıyor, bir kısmı özgüvenini arttrıyor, düşünmeni, sorgulamanı tetikliyor, olaylar karşısında nasıl davranman gerektiğini öğretiyor… her ne kadar sen bunların farkında olmasan da.

    Kitap okumak bir şeye yaramaz, çünkü kitap okumak çok şeye yarar! O kadar çok şeye yarar ki neye yaradığını söylemek imkansızdır.

    “İyi dostlar, iyi kitaplar, bir de huzurlu bir vicdan: İşte ideal hayat.”

    Mark Twain
  • “Kitap okuyorum ama karakterleri ve içeriği sürekli unutuyorum” diyen kişiler için bir paylaşımdır..."

    Bir defasında hocama dedim ki: “Bir kitap okudum ama zihnimde kitaptan hiçbir şey kalmadı.”

    Bana bir meyva uzattı ve dedi ki: “Bunu ağzında çiğneyip ye.”
    Yedikten sonra sordu:
    ”Şimdi sen büyüdün mü?
    ” Hayır,” dedim.
    Dedi ki: “Büyümedin ama o hurma vücuduna dağıldı; et oldu, kemik oldu, sinir oldu, deri oldu, tırnak oldu, hücre oldu…”

    Anladım ki, okuduğum kitap da öyle dağılıyor:
    Bir kısmı kelime dağarcığını zenginleştiriyor. Bir kısmı bilgi ve irfanını artırıyor, bir kısmı ahlakını güzelleştiriyor, bir kısmı yazı ve konuşmada üslubuna incelik katıyor, bir kısmı hayata farklı bakmanı sağlıyor, bir kısmı içindeki sevgi-merhameti arttırıyor, bir kısmı özgüvenini arttrıyor, düşünmeni, sorgulamanı tetikliyor, olaylar karşısında nasıl davranman gerektiğini öğretiyor… her ne kadar sen bunların farkında olmasan da.

    Kitap okumak bir şeye yaramaz, çünkü kitap okumak çok şeye yarar! O kadar çok şeye yarar ki neye yaradığını söylemek imkansızdır.

    “İyi dostlar, iyi kitaplar, bir de huzurlu bir vicdan: İşte ideal hayat.”

    Mark Twain
  • - Sen kim oluyorsun ki sana bir tekne vereyim,
    - Sen kim oluyorsun ki bana bir tekne vermeyeceksin,
    - Ben bu krallığın kralıyım ve krallıktaki tüm tekneler bana aittir,
    - Bu gidişle onlar sana değil sen onlara ait olacaksın, tekneler olmasa sen bir hiçsin, oysa tekneler sen olmasan da rahatlıkla açılabilir.
    José Saramago
    Sayfa 17 - Kırmızı Kedi - 12. Basım
  • giden gitti (yiten zaman)
    açtığın kapıdan girdim, adımı söyledim
    işte orda kaldım

    herkes nerde? (gibi yanlarında durdum)
    yiten zaman (onlar öyle sandı)
    hiç ayrılmadım ki (aklım)
    ben orda kaldım

    senden bana hiç durmadan akan neyse
    olsan olmasan
    yansıladım (yüreğim, ben)
    sen yoksan da iki olduk
    gidenlerle gittim (gibi)
    dünya (zaman)
    ben orda kaldım
  • sen olsan da, olmasan da, hayat akıp gidecek.
    sabah guneş yine doğacak,
    insanlar işine gidecek, işsizler zaman oldurecek,
    kadinlar çılgınca alisveris yapmaya,
    erkekler, kadınların peşinden koşmaya,
    sokak kedileri copleri karistirmaya devam edecek.
    kasiyer kız tertemiz hayallerini gecirecek kasadan,
    tamirci çocuk, aşık olduğu, o gunes gibi parlayan sevdasının hayalini asacak arabalara,
    masumlar hapishanelerde çürümeye devam edip,
    zenginler gobegini kasiyacak,
    kimileri meze olacak icki masalarinda,
    kimileri ise yanip tutuşacak sicak bir yuva hasretiyle...
    ama sen olmadan ve kimsenin umurunda olmadan.
    M. Amca