Belki de küçümseriz kendimizi; işe yaramaz olarak görürüz varlığımızı, hiçe sayarız potansiyelimizi. Dışarıdan bakan ise, pencerelerinden çiçek çiçek mutluluğun taştığı, duvarlarından umutlar okunan, bacasından sıcacık huzur tüten bir eviz. İçeride kaldığımız sürece, sadece “ben” olarak kaldığımız sürece ne pembe panjurlarımız ne duman tüten bacamız ne pencere önü çiçeklerimiz görünür kendi gözümüze. İstersek, çok istersek, kendimize başka gözden bakmak da mümkün. Dışarıdan bakan bir gözü, kendi bakışımız yapmamız çözebilir her şeyi. “Ben” kalarak, bir de “o” diye seyredebiliriz kendimizi. O vakit anlarız ki kendi öykümüz içinde önemli ve vazgeçilmez bir kahramanız. O vakit görürüz ki bizim de yeryüzünde hatalı olsa da -ve hatta hatalı olduğu için- onurlu bir silüetimiz var. Çocukluğumuzdan yetişkinliğimize doğru uzanan ipleri, şimdi buradaki korkularımıza, umutlarımıza kadar uzanan kader motiflerini, kendimizi yeni baştan inşa etmek için gerekli başlangıcı sağlayabilir. İçimizde saklı sesleri duyabiliriz, derinlerde bir yerde susturduğumuz ümit tohumlarını patlatabiliriz.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yolu “yol” yapan şey nedir? Gelenek “evvel refik, bade’l tarik” der. “ Önce yoldaş, sonra yol!” Bize yalnız yürüdüğümüz yollarda bile yoldaş olacak -o an yanımızda olmasa da- her an varlığını hissettirecek dostlar lazım.
“Aşağı yer”demeye gelir dünya. Düştüğümüz kuyudur. Sıladan sürgünümüzdür. Kalıbımız sığar dünyaya ama kalbimize dar gelir dünya. Gövdemizi taşır dünya ama gönlümüzü ezer. Sonlu bir yerde sonsuzluğu isteyen bir kalple yaşamanın sancılı rahmidir dünya. Umduğumuzu bulamadığımız yerdir. Bulduğumuzla kalamadığımız yerdir!