Rıfa'a ibni Rafi' Ez-Zuraki (ra) anlatıyor:
"Biz bır gun Resûlullah'ın arkasında namaz kılıyorduk
Allah Resûlü rükûdan başını kaldırırken,
سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ
'Allah kendisine hamdedeni işitir.' deyince cemaatten bulunan birisi,
رَبَّنَا وَلَكَ الحَمْدُ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ
'Rabbimiz, hamd sana mahsustur. Bol, her türlü gösterişten, -desinler kaygı sından uzak- halisane ve hayırlarla dolu bir hamd ile sana hamdederiz.' dedi.
Resûlullah selam verip namazdan çıkınca, 'O hamdi söyleyen kimdi?' diye sordu.
Bunu söyleyen kişi, 'Bendim, ey Allah'ın Resûlü!' deyince Peygamber şöyle buyurdu: 'Otuzdan fazla bir melek topluluğu gördüm. Bu sözü daha önce yazabilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı."
İnsanı Allah'a yakınlaştıran yollar arasında ubudiyyetten/kulluktan, O'ndan uzaklaştıran yollar arasında da iddiadan/kendini yeterli görmekten daha etkili bir hål yoktur.
Kulu Allah'a yakınlaştıran en kısa yol, kâmil bir ihlastır Kul hiçbir şeyi kendinden bilmez, hiçbir iddiada bulunmaz, tüm kuvvet ve esbabtan teberri eder, yaptığı hiçbir şeyi minnet vesilesi kılmaz. Bilakıs tam bir fakirlik ve ihlas hâlinde Rabbine yaklaşır. İhtiyaç ve mıskinliğin kalbin en ince noktalarına ulaşıp parçaladığı, kırıklık ve muhtaçlığın her yönden kendisını kuşattığı, Rabbine olan ihtiyaç ve zaruretine şahit olan, her zerresinin Allah'a muhtaç olduğunun farkında olan insanın acınası hâlıyle Rabbine yönelir. Rabbinın rahmet ve fazlıyla kendisini kuşatması hâli dışında bir ån bile Rabbinden yoksun olsa helak olacağını, telafisi mümkün olmayan bir zarara uğrayacağını bilir.
Ebu Hureyre'nin (ra) rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
""Şüphesiz insanlardan, Allah'a yakın olan kimseler vardır.'
Sahabiler, 'Onlar kimlerdir, ey Allah'ın Resûlu?' dediler
Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: 'Onlar, Kur'ân'a göre yaşayanlar, Kur'ân'la birlikte olanlar ve işlerini Allah'ın isteklerine göre ayarlayan kimselerdir.' "