Kur'ân, insanı basitlikten kurtarır. Zira insan çoğunlukla boş, değersiz ve faydasız şeylerle meşgul olur. Önemsiz şeylerin ardına takılır, savrulur. Biraz şeytanın biraz nefsin biraz da insanın tabiatının sonucu olan bu durum, insanı sürekli aşağı çeker. Burada Kur'ân insanın imdadına yetişir. Ona izzetli olmayı, değerli olmayı, güzel şeylerle ilgilenmeyi öğretir. Onun gündemini, düşünme biçimini ve önceliklerini değiştirir. Onu dert sahibi yapar, çünkü insanı yüceltir. İnsan manen yüceldikçe sığlıktan kurtulur.
insanın en tehlikeli zulmü, kendisine yaptığı zulümdür. En tehlikeli tuzağı da kendisine kurduğu tuzaktır. Şayet vahiy ona kendi nefsinden korunmayı öğretmese insan, kendi kurduğu tuzaklarda zayi olur.
Kur'ân, arınmış bir kalp ve dingin bir zıhinle anlaşılır. Bunun için de kalbin ve zihnin günahların kirinden ve yıpratıcı yükünden arınmış olması
gerekir. Aksi halde günahlarla kirlenmiş kalp, perdelenmiş göz ve ağırlaşmış kulaklar, okusa da Kur'ân'ı anlayamaz
Cabir der kı: "Oruç tuttuğunda kulağın, gözün ve kalbin de yalan ve haramlardan oruç tutsun. Komşuya eziyet etmeyi bırak. Oruçlu olduğun gün üzerinde sükünet/dinginlik ve vakar/ağır başlılık olsun. Oruçlu olduğun gun ile oruçsuz olduğun gün aynı olmasın."