Doğru ve aydınlık yolu bulan bir yolcunun dolambaçlı karanlık çıkmazlara bir daha dönmek istemediği gibi, o da eski sapıklığına bir daha dönmek istemez.
Bu hal, kızgın çöllerde hayatını kaybetmek üzere olan kimsenin bir gölgeliğe erişmesine benzer!
İmanda hissettiği tatlılık ve değeri ancak küfür ve imansızlığın acısını tadan ve çilesini çekenler bilir.
İmanla dolu olan bir kalp, sapıklıktan sonra eriştiği hidayetin değerini takdir edeceği gibi; gözü kapalılıktan kurtulup gerçeği apaçık görebilmenin, şaşkınlıktan sonra doğru yolu bulmanın tereddütlerden sonra huzura kavuşmanın, mahlûkata taptıktan sonra yalnız Allah'a ibadet etmenin ve nefsin tatmin olması için değersiz şeylerle vaktini öldürdükten sonra eriştiği büyük ve değerli şeylerin kıymetini elbette ki bilecektir.
"İşittik ve itaat ettik..." (en-Nur, 24/51)
İşte hepsi bu kadar... Gerçekten de sağlam bir iman, gönülde yer etti mi, onun neticesi hareketlerde beliriverir. Çünkü iman sadece 'ben mü'minim' demekle kalmaz. Kalbe yerleşen imanın tatbikat ve amelle tamamlanması gerekir.
İmam-ı Azam, imanda bir
"fitri muhabbet" yani Allah Tealaya karşı aşırı sevgi ve muhabbet hassasiyeti bulunduğunu söyler ve şöyle der: "Mü'min Allah'ı, Allah'tan başka her şeyden fazla sever. O derece sever ki, ateşte yakılmakta Allah'a kalbinden iftira etmek arasında muhayyer bırakılsa yanmayı iftiraya tercih eder."