Sena Sert

Sena Sert
@senasertb
Bir yıl sonra ayrı odalarda yatmaya başladık, o gece geç saatlere kadar böcekleriyle uğraşıyor, beni rahatsız etmek istemiyordu, en azından bana böyle demişti. Bu şekilde anlatınca evliliğim sana korkunç bir şey gibi görünebilir ama olağan dışı bir şey yoktu. Evlilikler o dönemde hemen hemen hep böyleydiler, iki kişiden biri ölene kadar süren küçük ev cehennemleriydiler.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Augusto'yu çok sevimsiz bulmuştum. Bizim oraların deyimiyle İtalya'dan geliyordu ve bütün İtalyanlar gibi sinirime dokunan, kendini beğenmiş bir hali vardı. Tuhaf ama genellikle sonradan yaşantımızın en önemli kişisi haline gelen insanlardan ilk anda hoşlanmayız.
Üniversiteye gidememiş olmaktan ötürü kanatları budanmış bir kuş gibiydim. Aslında benim beceriksizliğimin, yeteneklerimi kullanmayışımın nedeni bu değildi. Schliemann, Truva'yı kendi özel eğitimiyle bulmamış mıydı? Beni frenleyen başka bir şeydi, içimdeki o minik ölüydü, anımsıyor musun? Beni durduran, ilerlememi engelleyen oydu. Duruyor ve bekliyordum. Neyi? Bu konuda en ufak bir fikrim yoktu.
Annemle babam yaşlanıyorlardı, babama felç gelmişti, zor yürüyordu. Her gün, koluna girerek, onunla gazete almaya gidiyordum, o sıralar yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında olmalıyım. Günün birinde onunla yürürken vitrinlerde yansıyan görüntümü görünce ben de kendimi çok yaşlı hissettim ve yaşantımın nasıl bir yöne kaydığını fark ettim: yakında o ölecekti, annem onun peşinden gidecekti, kitaplarla dolu koca evde yalnız kalacak, zaman öldürmek için nakış işleyecek, suluboya resim yapacaktım, yıllar da uçup gidecekti. Sonra bir gün, uzun zamandir ortalıkta görünmediğim için meraklanan itfaiyeciler kapıyı kıracak ve yerde yatan cansız bedenimi bulacaklardı. Ölecektim ve benden geriye kalan o kuru bedenin, böcek ölülerinden hiç farkı olmayacaktı.
Çok uzun yaşadığım ve pek çok kişi yitirdiğim için artık biliyorum ki ölüler yokluklarıyla değil de -onlarla bizim aramızda- söylenemeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl.