• Erkendir her ölüm, sevdiğini uğurlarken buralardan. 
    başlangıcı olup sonsuza uzanan tek şey zamandır. ve geriye kalan her şey, onun içinde kaybolmaya mahkumdur, biliyorsun. 
    Bunu tahmin etmemişsin işte, hiç böylesi aklına gelmemiş. düşlemiş miydin? böyle bir şeyi nasıl düşlersin ki, düşlemedin elbet.
    Sevdiğin hiçkimseye yakıştıramadın ki ölümü, onlar sıcaktılar, sevgi dolu. ama ölüm, içini üşütecek kadar soğuk. ellerin değil, duygularındı üşüyen şu yaz ortası.
    görememek, konuşamamak. bir gün önce yanında olandan, artık bir ömür boyu ayrı kalmak gibi yakıcı hisler kapladı heryanını. 
    Bu idi demek, sevdiklerinden önce gitmek isteyişinin nedeni. bunu nasıl bir bencillikle istediğin ve isteğini ne kadar geçerli nedenlere dayandırdığın aşikardı şimdi.
    Ona senden yakın olanların acısını görünce, sakladın kendi acını. öncelik sırasını karıştırdın acıların. onların bu haline mi, acının asıl nedenine mi üzülüyordu için, en ilk?
    Gideceğin zamanı bilerek yaşamanın verdiği ağırlığı, bir kez daha hissetmiştin.

    -Alıntı
  • Senden geriye kalan tek şey fotoğrafın..
  • Sade ve anlaşılır olması nedeniyle, kendisini çok kısa sürede okutan bu kitapta baş karakter; en yakın arkadaşının intiharı ile sarsılıyor. Ancak kendisine hiçbir şey anlatmadığı için bunun altında başka sebepler arıyor ve aradığı, daha doğrusu bulmak isteği şey için yola düşüyor. Yazar; kitabın sonundaki notunda da bu kitabı intiharı düşünen veya buna meyilli olan kişiler için yazdığını belirtiyor. Güzel bir amacı olduğu için gözümde daha da anlamlı hale geldi diyebilirim.
  • Ama sen bir şeyler söylesen ben anlardım. Söylemedin. Anlamlı anlamlı sussaydın en azından, o bile bir şey demek olurdu. Olmadı. Bir sürü laf edip hiçbir şey söylememeyi nasıl başardığını hala almıyor yarım aklım. Şu an tek bir kelimesini bile hatırlamadığım bir dolu laf edip hiçbir şey söylemeden gittin. Senden geriye ara sıra hatırlayıp gözlerimin yaşarmasına neden olacak iç burkan bir çift laf bile kalmadı. Ayrılmalı, elvedalı çok film izlemiştik oysa beraber... Hiçbirinin sonu böyle bitmiyordu. Şöyle afili bir veda bile edemedik birbirimize... "Kendine iyi bak, böylesi ikimiz için de en iyisi..." türünden laflar ediyordun giderayak, ben de bende kalan birkaç kitabını en kısa sürede iade edeceğim türünden saçmalıklarla mukabelede bulunuyordum. Adam gibi ayrılmayı bile beceremedik, sanki işleri bozulduğu için yolları ayıran iki müflis tüccar gibiydik.
  • Vokalist üçten geriye saydı ve müzisyenler hâla rüyalarıma giren melodiyi çalmaya başladı.

    Ba-da-da-da... ba-da-da-di dam.

    https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

    Hani bazı kitaplar vardır; anlatmak için ''hani'' ile başlayan cümleler kurup, edebiyatın dibine vurur ve Shakespeare tarzı bir şeyler söylemeye çalışırsınız. İşin sonunda cümlede en ufak elle tutulur, anlaşılabilecek bir kelime yoktur; ama anlatırken yaşadığınız o heyecan ve yüzünüzdeki tebessümle aslında her şeyi anlatmışsınızdır.

    Şuan yaşadığım durum sanırsam bu. Kitap bittiği an ne yapacağımı bilemedim; neden bu kadar vurucu bir sonla bitmek zorunda ? Neden karakterler artık ailem kadar bana yakın ? Sadie ve Jack sizleri niye bu kadar sevdim ? Neden kitap bittikten sonra sırf sigara kullanmadığımdan dolayı içimde biriken efkarı kahve ve patatesli et eşliğinde, bir yandan ''Boş Ders Şarkısı'' dinlerken, bir yandan soru çözerek atmaya çalışıyorum. Ama yok, maalesef bu sefer işe yaramıyor :D

    Şimdi saçma sapan duygusal anlarımı geçtikten sonra biraz daha kendi tarzıma dönüyorum. Kesinlikle Yaz boyu okuduğum inanılmaz açık ara fark en iyi kitaptı. Stephen King kitapları içinde değerlendirmek gerekirse eğer, ''O'' ile eşdeğer düzeyde olduğunu söyleyebilirim; ama bu ikisi inanılmaz farklı türde kitaplar. Korku gerilim zaten çok sevdiğim bir tür, o yüzden ''O''yu sevmem çok anormal bir durum değil; ama genel olarak duygusal yüklü bir kitap bende nasıl bu kadar iz bırakabilir ? Hemde aşk denen çocuğa yüksek dozojda alerjim varken... Kusura bakma kankitom Stephen, ama senden bile bu düzeyde sağlam bir kitap beklemezdim.

    Kafanızda biraz fikir oluşması için kitabın ilk 30 sayfasını baz alarak olayın ne olduğunu anlatıyorum izninizle, tabi bu kadarcık bile spoiler istemiyorsanız yıldızlar içinde kalan bölümleri atlayın lütfen ( Ama bence okuyun. Az bir şey spoiler okuma zevkinizi azaltmaz, aksine kitaba merakınızı uyandırır. Hem yazasıya kadar canım çıktı )

    ************************************************

    Hamburger dükkanının sahibi Al isminde bir kankimiz var. Kendisinin dükkanının içinin arka tarafında bir dolap var, dolaba girdiğiniz an 1958 yılına gidiyorsunuz. İstediğiniz kadar takılın, geri döndüğünüz an yaşadığınız andan en fazla 2 dakika geçmiş oluyor. Al Jackie Kennedy süikastini engellemek için geçmişe gidiyor, ama başaramıyor. Bizim başkarakterimiz Jake Epping'den geçmişe gidip, süikastı önlemesi için rica ediyor. Bana kalırsa kitabın tek zayıf noktası bu, kendi tarzımla aradaki geçen konuşmayı anlatıyorum:

    -Al yapamam. İşim, evim, arabam, okulum her şeyim burada.

    -Jack beni mi kıracaksın seni ahmak!

    Öteki gün...

    -Tamam Al, fikrin çok cazip geldi. Hem benim öğrencilerden birine babası yamuk yapmış, gitmişken onu da öldürürüm; hem de Stephen King geçmişe yolculuk için bahane bulmuş olur, kötü mü olur canım...

    Evet, kitapta fantastik öge olarak zamanda yolculuk var; peki bundan daha büyük bir fantastik öge yok mu ? Hepsi bu mu ? Hayır değil. Çok çok daha büyük bir fantastik öge var, o da geçmişe gidip sevgili yapmaktır sanırsam. Her ne kadar kitaptaki olay Jackie Kennedy'yi kurtarmak için geçmişe yapılan bir seyahat olsa da, bu belli bir yerden sonra Sadie ve Jack'in macera ve gerilim eşliğindeki aşk hikayesine dönüşüyor.

    *****************************************************

    Tabi kitapta belli başlı yerlerde fazladan tebessüm ettim. Bu yerler ''O''ya inanılmaz miktarda gönderme olan 6.bölüm ve Stephen King'in her seferinde Scarlett (Rüzgar Gibi Geçti) karakterini kullanarak benzetmeler yaptığı yerler. Ya bir insanı bundan daha çok ne mutlu edebilir ? Dünyanın %99.9'unda çağrışım yapmayan ''Bip Bip Richie'' sözünü gördüğüm an kitabı yiyecek kadar mutluluktan ağzımı sonuna kadar açtım. Bundan da daha ilerisi olamaz ve Richie'nin ağzından Beverly'ye şu sözler çıktı :

    ''Özür dilerim Bayan Scağlett!" diye bağırdı oğlan cırtlak bir sesle. Herkesin ırk konularında aşırı dikkatli davrandığı yirmi birinci yüzyılda insanların size ters ters bakışlar fırlatmasına yol açacak bir Rüzgar Gibi Gecti taklidiydi. "Ben taşralı bir çocuğum ama ölsem bile bu dansın adımlarını öğreneceğim!"

    Bu nasıl bir mutluluktur! Okumaya devam etti ve Jack Derry ile ilgili dedikoduları dinlerken şu sözü duyuyor:

    "Kimse palyaço kıyafeti giyip kırmızı burun takmış birinin gerçek yüzünü bilemez."

    Yapma, bu kadar mutluluk benim için çok fazla :D

    Konusu açılmışken şunu da söyleyim: King'e bu kitapla başlarsanız ömür boyu bu yazarı bırakamazsınız; ama bu kitapla başlarsanız da 6.bölümde geçen 30 sayfalık bölümü anlamazsınız. Seçim sizin, keyfinize göre okuyun.

    Peki neden bu kadar başarılı oldu ? Kitabın bu kadar başarılı olmasındaki asıl sebep sadece King'in inanılmaz hayal gücü ve istediğini sorun yaratmadan anlatabilme yeteneği mi ? Hayır. Kitabın 2011 yılında yazılmış olmasının belli bir sebebi var. King kitabı ilk olarak 1972 yılında yazmayı düşünüyor, ama tam zamanlı bir öğretmen olduğundan dolayı projeyi erteliyor. 2011 yılında tecrübeli bir yazar oldugundan ve boş vaktinin çokluğundan yararlanarak yeniden kollarını sıvıyor. Jfk'ye düzenlenen süikast girişimiyle ilgili, kendisinin terimiyle, ''üst üste koysanız boyunu geçecek'' kadar kitap okuyor. Bununla da kalmıyor ve işin profesörleriyle uzun uzun konuşmalar yapıor ve onlardan saatler boyunca ders alıyor; Kolay mı bir King olmak ?

    Çenem düştü biliyorum ama dizi hakkında da bir şeyler söylemek isterim. Genel olarak dizi izleyen birisi değilim, ama diziyi de çok sevdim. Kitabın hikayesi baz alınarak uyarlansada belli yerlerde ciddi miktarda değişiklik gösteriyor. Benim için çok çok daha iyi; okuduğum kitabın aynısının görüntülenmiş versiyonunu izlemektense (o ne öyle, sanki manga animeye uyarlancak) , biraz değişiklik olan versiyonunu tadını çıkarta çıkarta izlemeyi tercih ederim. Mutlaka izleyin.


    Aslında kitabı King serüvenimin sonlarını doğru saklamayı düşünüyordum. Ama Samet Hızır'ın reklam yeteneklerine daha fazla dayanamadım. Bu çocuk Metro okumuş, mutlaka bir bildiği vardır. Aynı gün en yakın arkadaşlarımdan Saf papatya ve Nausicaä'ı ikna etmeyi de başardım :D Olay yerine benden önce geldiler. Sonuç olarak birisinin kuzeni doğdu, birisi kardeşinden uçan tekme yedi ama olsun öyle böyle 17 gün boyu bu güzel kitabı tadını çıkara çıkara okuduk ve en sonunda 9 puan verdiklerinden dolayı aramız şuan bozuk :D (Gerçi Kübra benim zorumla sonradan 10 yaptı sanırım)

    Son sözümü kitabın vurucu sözüyle bitirmek istiyorum. Bu söz, ergence bir sözün doğru yer ve zamanda kullanıldığında insanı ne kadar etkileyebileceğinin en büyük kanıtıdır:

    ''Elveda Sadie. Sen beni hiç tanımadın ama ben seni hep sevdim...''

    Kendinize iyi bakın :D







    Dipnot: Her gidiş, ilk gidiş unuttun mu?