• sanırım kim olduğumu merak ediyorsun ama ben sürekli bir adı olmayanlardanım. adım sana bağlı. aklından geçtiği gibi seslen bana.
    eğer uzun zaman önce olmuş bir şeyi düşünüyorsan, diyelim biri sana bir şey sormuştu ve sen de cevabı bilmiyordun.

    işte benim adım o.

    belki çok sıkı bir yağmur vardı.

    işte benim adım o.

    ya da biri senden bir şey yapmanı istemişti. sen de yapmıştın. sonra dediler ki yaptığın şey yanlış -''hatam için üzgünüm'' dedin- ve başka bir şey yapmak zorunda kaldın.

    işte benim adım o.

    belki çocukken oynadığın bir oyundu ya da yaşlanıp da camın kenarında otururken, aklına öylesine gelen bir şey.

    işte benim adım o.

    ya da bir yerlere yürüdün. her yerde çiçekler vardı.

    işte benim adım o.

    belki bir nehre bakakaldın. yanında seni seven birileri vardı. neredeyse dokunacaklardı sana. daha onlar dokunmadan hissetmiştin bunu. sonra dokundular.

    işte benim adım o.

    ya da birilerinin çok uzaklardan seslendiğini duydun. sesleri neredeyse bir yankıydı.

    işte benim adım o.

    belki uzanmıştın yatakta, uykuya dalacaktın neredeyse ve birden bir şeylere gülmeye başladın, kendinle ilgili bir şakaya, günü bitirmek için güzel bir yol.

    işte benim adım o.

    ya da lezzetli bir şeyler yiyordun ve bir an ne yediğini unuttun ama devam ettin yemeye, iyi bir şey olduğunu bilerek.

    işte benim adım o.

    belki gece yarısıydı ve ateş, ocağın içinde bir çan gibi çaldı.

    işte benim adım o.

    ya da belki o kadın o lafı edince sana, kendini kötü hissettin. başka birilerini de anlatabilirdi: onun sorunlarını daha iyi bilen birine.

    işte benim adım o.

    belki de alabalıklar yüzüyordu su birikintisinde ama nehir sadece sekiz santim enindeydi ve ay ben ölüm'ün üzerinde parıldıyordu ve karpuz tarlaları alabildiğine ışıldıyordu, karanlık ve ay her bitkiden doğuyor gibiydi.

    işte benim adım o.

    ve keşke margaret beni rahat bıraksa.
  • İyi dinlemeler..
    https://youtu.be/bmgwVuXeyZs


    Yorgunsun. Hissettiğin bu yorgunluğun ne kadarı fizikseldir bilemiyorsun; ama ayakların gövdeni taşıyacak güçten giderek yoksunlaşıyor. Ayakların ağırlaşıyor, ayakların bir ton ağırlığında sanki. Bazen kıpırdayamıyorsun bile. Sanki çok kötü bir haber almışsın ve olduğun yerde donakalmışsın. Ne bir adım ileri ne de bir adım geri.
    İnsan, bedenen ve ruhen aldığı en büyük tahribatı haraket halindeyken değil, durağanken yaşar. O yüzden akmalıdır insan, çağıldayıp gürül gürül akamıyorsa bile en azından damlamasını bilmelidir. Günden güne suyu buharlaşan, çoraklaşan ve sonunda verimsiz bir toprağa dönüşen insanların yaşadığı bir dünyada olduğunu düşün. Bu söylediklerim kötümserlik olarak algılanabilir ama insana dair konuşurken ve gerçeklerden bahsederken kötümser olmayı iyimser olmaya tercih ederim. Eğer üzüleceksem hemen üzülmeliyim, ağlayacaksam bu bir an önce olmalı. Ertelenmiş üzüntüler, hüzünler ve acılar tüm hayatını kaplar çünkü.
    ...
    Hayatın ağırlığı üstüne çökmüş. Önünü göremediğin gibi bazen geçmişine de yabancılaşıyorsun. İnsanın geçmişi hatırlaması mı daha zordur, yoksa geleceğe dair öngörüde bulunması mı?

    Geçmişte yaptığın hataların etkisi bile silinmeye başlıyor. Olumlu ya da olumsuz her ne varsa, hepsi buhar olup uçuyor. Elinden bir şey gelmiyor. Gözünün önünde her gün içinden bir şeylerin koptuğunu ve senden hızlıca uzaklaştığını hissediyorsun. Giderek azalıyorsun, azaldıkça hafifliyorsun ama bu bir rahatlama sağlamıyor. Sen hafiflettikçe seni daha kalın iplerle ve daha sert çeliklerle bağlıyorlar. Geçmişini alıyorlar, üzerindeki tozları sildiklerini ve bu halinle daha parlak ve yeni bir görüntüye kavuşacağını söylüyorlar. Hayatının tozlarını kimyasal temizliyicilerle siliyorlar. Önce suni bir temizlik ve ferahlık hissediyorsun. Zaman geçtikçe kendi kokunu özlüyorsun, kendine hasretin artıyor. Bir bebeğin yıkandıktan sonra üzerinden giden kokusu, masumiyetin kokusu, günahsızlığın kokusu, melek kokusu. Tekrar bebek gibi kokmasını nasıl da bekler annesi. Aynı onun gibi kendi öz kokunu bekliyorsun hasretle.
    ...
    Geçmiş bugünden daha çok hayatımızın içindedir. Bugüne dair söylenen sözlerin çoğu geçmiş için söylenmiştir. Aslında geçmiş hiçbir zaman geçmeyecek olandır, gelecek ise her zaman bir ihtimal olarak kalacak.
  • Kocası olmayan yaşlı kadın evde tereyağ yapıp bakkala satıyordu. Ve günlük olarak Bakkala teslim ediyordu. Ancak bakkal tereyağını hiç tartmıyordu. Birgün aklına bir şüphe düştü, kadının getirdiği yağı tartmaya karar verdi... 1 kg olarak aldığı tereyağın aslında 900 gram olduğunu görünce çok sinirlendi.. Ve ertesi gün kadın dükkana gelince, bakkal; "Bir daha senden tereyağı almayacağım" dedi. Yaşlı kadın üzülerek: "Efendim bir yanlışım mı oldu." dedi. Bakkal, "Senin bana verdiğin yağ 900 gram geldi ayıp değil mi bu yaptığın ??" dedi. Ve kadın şöyle cevap verdi; "Efendim benim terazim yok, daha önce sizden bir kilo şeker almıştım onu tartı olarak kullanıyorum." dedi.. Tabi Bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı. Böyledir işte dünya, ne ekersen onu biçer. Kime ne verirsen, geri onu alırsın..

    (Alıntı)
  • Senden kalan acıları unutacağım önce. Ve yeniden doğmaya başlayacağım; sıra seni unutmaya gelince
  • Popüler bir roman olduğundan açıkçası biraz çekinerek başlamıştım. Popüler herhangi bir şeyleri sevememe huyum vardır. Hele ki konusu aşk olduğundan büyük bir önyargım vardı. Fakat ilginç bir şekilde çok sevdim kitabı. Hayatta her şeyin toz pembe olmayacağını anlatan bir kitap. Yeri geldiğinde güldüm yeri geldiğinde ağladım. Bana kattığı bir çok şey oldu.
    İkinci kitabını muhtemelen okumayacağım. Bazı şeyleri tadında bırakmak gerekir.
  • Önce sen, kendini değerli bulmalısın. Önce sen, seni sevmelisin. Unutma ki koskoca kainat içerisinde teksin. Hayatın ve her şeyin seninle başladı, seninle bitecek. Sakın kendini yok sayma, asla değersiz bulma. Başkalarına benzemeye özenme. Sen, seninle güzelsin... Biliyorum, bazen zorlanıyorsun. Hatta çok acı çekiyorsun, onu da biliyorum. Göz yaşları içinde kıvranırken, aslında en güzel yerdesin desem kızar mısın bana?.. Çektiğin acılarla büyüyorsun... Ruhun olgunlaşıyor, arınıyorsun. Unutma ki hayatına giren her insanın bir nedeni var. Yine unutma ki, aşık olduğun, canın gibi sevdiklerin seni kıracak, acıtacaklar. Hepsi o kadar... Kimin gücü yeter, senin özündeki değerleri yok etmeye?.. Yeter ki sen izin verme. Sen sana sahip çık... Geri dönüp baktığında "iyi ki hayatıma girdiler" diyeceksin... Sakın pişman olma, sen hep sevgi gözüyle bak, kusur arama... Her şey yolundayken oldum sanma, köşeye sıkıştığında bak kendine ve kızdığına. İşte o zaman sevgiyi, aşkı sorgula. Bence sorunlarına takılma, kattıklarını gör ruhuna. Çektiğin acılardan, yeni bir "Ben" çıkardın aslında. Yeni sen, yeni bir hız kazandıracak tekamül yolculuğunda. Olgunluk nasıl da yakıştı sana... Canın yanmasaydı, sevgiyi nasıl öğrenecektin?.. Sabretmeyi, her şeye rağmen sevmeyi... Egonla başa çıkmayı... Nefsini terbiye etmeyi... Gönülden verebilmeyi... Hatta vermeye doyamamayı... Yaşadığın acılar seni çirkinleştirmediyse, her şartta zerafetinden hiç bir şey kaybetmeden devam edebildiysen yoluna, ve bir gün sessizce gidebildiysen, geçmişini uğurlayabildiysen, ne mutlu sana... Yeni "Sen'i" benim gözümle görmeye ne dersin?.. Öyleyse bu kez; ruhundaki gerçek güzelliklerin, gözlerinden yansıdığını görmek için, bak aynaya... Gördüğün muhteşem güzellik seninde gözlerini kamaştıracak az sonra... Büyüdün, arındın, sınanmalardan başarı ile geçtin. SEN, hem çok güzel, hem de çok özel bir insan oldun. Çünkü Sen, Senden Vazgeçmedin... (Alıntı)
  • Dün kü çocuk bize akıl mi öğretiyorsun? Başka bir şey yapmak gerekseydi elbette biz bulurduk bugüne kadar senden önce. Dur bakalım. Sen gelinciye kadar biz yaşamıyor muyduk?