gelinciklerin rüzgârla konuştuğu bir gecenin içindeyim,
ince bir çizgi gibi açılıyor dünya,
kendi üstüne kapanıyor.
bir ses var,
tam hatırlanacakken yarıda bırakılmış.
bir toprak var,
yağmur sonrası ölüm kokmakla bezenmiş.
ve gelincik var;
sanki kırılmayı öğrenmeden önce çiçek olmuş.
bir yerlerde bir kelime düşüyor, düşerken çoğalıyor.
kırmızı bir iz gibi kalıyor gözün kenarında.
neye dönse kendini tekrar ediyor zaman.
bir şeyler fısıldıyor kulağa, fısıldarken ağlıyor.
rüzgârda bile üşüyor gelincik, yalnızlığında.
aynı yerden geçen su bile farklı akmıyor aslında.
sadece eğiliyor,
gelincik de biliyor, kırılmayarak büyümeyi.
gelinciklerin rüzgârla konuştuğu gece, ay batmıyor.