Bu devletin askerleri de dağdaki teröristler de aslında çoğunlukla gencecik ve ne olup bittiğinden haberdar olmayan insanlardı. Bir şeylere inanmaları istenmiş, bir şeyler uğruna hayatlarını ortaya koymaları ve düşmanlarıyla hayatları pahasına çarpışmaları emredilmişti. Öyle de yapıyorlardı. Bizler ise o gencecik insanların doğru dürüst başlayamadan biten hayatlarının sonlandığını bikaç saniyeliğine haberlerde duyardık sadece. Eğer yalnızca birine, hatta tercihen, “karşı ve zalim” tarafta olduğunu düşündüğümüz birine olabildiğince yakından bakabilseydik... o gence, ailesine, yetiştiği ortama, yavuklusuna, kardeşlerine, arzularına, heveslerine, hayallerine... Yürekler artık nefretle değil, büyük ihtimalle, merhamet ve “keşkeler” le çarpacaktı. Ama bize “haber getirenler” bunu biliyorlardı ve böyle yakından bakmayalım, orada “skor” yerine insan görmeyelim diye ellerinden geleni yapıyorlardı.