"Canım gökten zembille inmedi ya bu maraz! Bulunur çaresi."
"Jale'anım zembil sen ne bilir misin?"
"Ay ne bileyim, hep öyle deriz ya!"
"Zembil sepeti vardı eskiden, savaş zamanı. Ekmeği, pekmezi ona koyarlardı; çocuklar bulamasın, erişemesin diye iple tavandan sarkıtırlardı. Yemek zamanı gelince ipi bırakırsın aşağıya iner zembil sepeti oradan gelir.
"Buna gülmek denmez Samim, asap bozukluğu denir. Efendim, memlekette mizah ne kadar gelişmiş! Ne gelişmesi kardeşim! Memleketin asabı bozuk, olan bu! Halkımız sinirden gülüyor!"
"Annem sonra bana eve gelince kelebekleri anlattı. Meclis, onları içine almazmış. Çünkü onlar fazla heyecanlıymış. Kelebeklerin kalbi çok büyük olduğu için ama kendileri küçük olduğu için Meclis'e giremezlermiş. 'Bu ülkede güzel olan hiçbir şeyin yaşamasına izin verilmez, dedi. Keşke kelebekler Meclis'e girse. Çok güzel olur. Çok güzel olur de mi?"
"Yıllar sonra, hem de böyle aniden... buluşunca bile, "Nasılsın?" diye başlıyor ya konuşma... "İyiyim" diyorsun, öteki de "İyiyim" diyor falan filan... İnsan film gibi olacak sanıyor... Hayatın... hayatımızın makaslanacak çok bölümü var Önder."