• “Bir saat ilm öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevabdır.” (Hadis-i Şerif)
    Hüseyin Hilmi Işık
    Sayfa 24 - Hakikat yayıncılık
  • “Allahü teala, sizin suretlerinize, mallarınıza bakmaz. Kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Hadis-i Şerif)
    Hüseyin Hilmi Işık
    Sayfa 24 - Hakikat yayıncılık
  • “...Kur’an-ı Kerimin anahtarı, Besmeledir.”
    (Hadis-i Şerif)
  • Bak bunları siz Türk olduğunuz için söylemiyorum çok acı çektik Türkler buradan gittiğinden beri Filistin huzur görmedi aslında bizim çektiklerimiz Şerif Hüseyin'in halifeye isyanın'ın bedeninden başka bir şey değil. Benim neden Osmanlı ordusunda çavuşmuş o anlatırdı Osmanlı'nın son döneminde bir de nerelere kadar uzandığını. İlk coğrafya bilgimi onun Osmanlı ordusu ile birlikte gittiği yerlere ait anlattıklarından öğrendim.
    Türkler tekrar buralara gelmeden bizim ağız tadını bulmamız zor...
    Bunları kalbimin derinliklerinden duyarak söylüyorum.


    Ertesi gün mescid-i aksa'nın avlusunda Şerif Hüseyin'in mezarını tam yerini soruyorum adamın kızgınlığın hiç unutmayacağım ilgilenecek başka mezar bulamadınız mı? şehitlerin, ulemanın mezarları dururken o hainan mezarlığa mı ilgileniyorsunuz.


    İstanbul'a iner inmez havaalanı çıkışında yüz yüze geldiğim trafik keşmekeşinin verdiği sıkıntı İstanbul özlemini çoktan unutturuyor.
    Taksi şoförü Avrupa birliği'ne girince trafik hallolacak diyor istihza mıydı? Çaresizlikten irrasyonel bir çıkış arayışı mıydı?
    Bir yanda Türkleri bekleyenler, diğer tarafta AB'yi bekleyen Türkler...
  • 268 syf.
    İçimizdeki şeytan...

    Yükselen bir soysuz umudun varlığının habercisi...
    Sene 1940. Yani bundan 80 yıl öncesi. o günle bugün arasında değişen binaların daha da yükselmiş olması vs vs. Alım gücünün yine diplerde olduğu zamanlar. İnsanların sefaletinin damarlara kadar inmiş olması. Tek bir farkla: bugün kredi kartı, kredi gibi lanetler mevcut. Yani olmayanı yiyoruz. Hadi insan olanı yer de, olmayanı nasıl yer. Bu içimizde oluşan kurtların bizi yemesine benzemez mi? İntiharlar, saçların kısa sürede beyazlaması, ruhun sönmesi (tükenmesi) ve finalde hissizlik. O dönemde moda kapana kısılmışlık!

    İçimizdeki Şeytanlar tam sıralı liste :)

    Emin Kamil - Peyami Safa
    İsmet Şerif - Necip Fazıl Kısakürek
    Nihat - Hüseyin Nihal Atsız
    Profesör Hikmet - Mükremin Halil (Ordinaryüs Profesör)

    Sabahattin Ali, yazılarına mutlak bir şekilde kendisini ve çevresini yerleştirir. Kürk Mantolu Madonna'daki olay örgüsünün Almanya - Türkiye hattında gerçekleşmesi, Kuyucaklı Yusuf'un yine Sabahattin Ali'nin öğretmen olarak görev yaptığı Aydın'ın Kuyucak ilçesinde başlayıp sürmesi bunlara birer örnektir. İçimizdeki Şeytan'ın olay örgüsünde İstanbul yer alıyor. Yani Ali'nin ömrünün 4/3'ünü işgal eden şehir. Ayrıca romanın ana karakterlerinin Balıkesir'li olması da parantez açılması gereken diğer bir husus. Burada çevresi olarak nitelendirebileceğimiz yukarıda ismi geçen yazarlar farklı isimlerle ancak ortak özelliklerle karşımıza çıkıyor. Amacını basit bir çerçevede düşünmemek gerektiği kanaatindeyim. İnsanların ilgisini aşk gibi güncelliğini asla kaybetmeyen bir olgu üzerinden kazanıp asıl anlatmak istediği olayları yine tanıdık çevresine birer eleştiri anlamında dile getirdiği açık. Sabahattin Ali'nin fikir dünyası üzerine birçok yorum yapılmıştır. Hümanist, sosyalist, milliyetçi ve belki de ölümüne sebep olan komünistlik yaftası. Markopaşa Yazıları'nı okudunuz mu bilmiyorum, ancak okuduysanız şunu rahatlıkla anlayabilirsiniz: kendisini herhangi bir fikrin, düşüncenin merkezine koymadığını ve daima kritik yaparak doğrunun peşinde koştuğunu. Toplumun en alt tabakasından üst tabakasına kadar 80 yıl öncesinde de bugün de şu muhakkak vardır: İnsanları sınıflandırma zorunluluğu. Örneğin Cemil Meriç, fikirlerinin hiçbir izm'le bağdaşmadığını, belirli bir grubun parçası olmadığını ısrarla dile getiren bir düşünür. Ancak Necip Fazıl'a ve yakınındakilerle olan iltisakı, yine yazılarında Batı'ya olan tutumu onu sağcı yapmaya yetmiştir. Hayır, bunları anlatıyorum ama kendimi alamıyorum, onun sağcı olduğunu iç sesim haykırıyor :) Olay bu noktalara gelmiş anlayacağınız. Sabahattin Ali'yi de aşkı, sefaleti perde yapıp ardında bunları açıklamaya zorlayan budur belki de. Sivri bir karakter olduğu aşikar.

    Bugünümüze bakalım biraz. Ünlü, aydın, entellektüel olarak adlandırdığımız ve takip ettiğimiz insanları irdeleyelim. Büyük ironilerin kol gezdiği bir hadisedir. Aslında esefle kınadığımız insanların ne yaptığına, ne yazdığına o kadar ilgili oluşumuzda yatat bu ironi. Şimdi soruyorum aydın nedir?

    Cevap: Aydın insan, bilimin yol göstericiliğini savunan, sorgulayan, insanların özgür ve bağımsız kimlik kazanmaları için çaba harcayan, düşünce derinliği olan, tutarlı davranan, alçak gönüllü ve insanlara saygılı kişidir. Bir anlamda "düşünce namusu ve dürüstlüğü" aydın insan olma niteliğinin ilk belirleyici unsurudur.

    Cevaba bakınca görüyorum ki, ülkemizde aydın diye tanımlayabileceğimiz belki birkaç kişi vardır. Şimdi isimlerini saysam muhakkak ki yukarıdaki tanıma uymayan özelliklerini bulabiliriz. Bu romanda en derin eleştiri, aydın (!) insanların çevresine empoze etmek istediği fikirleri aktarırken uyguladıkları yöntem. Fikirleri için gerekirse insanların kanı akabilir, zalimlik hüküm sürebilir, doğru ile yanlış yer değiştirebilir. Kimisi sağın neferi kimisi solun. Bu iki derin ayrımın ortasında kapana kısılmış insancıklar. Doğumuyla beraber anne babasının etkisiyle sahip olunan kimlik, daha sonra çevresiyle şekillenen kimliğin devamı ve finalde eğer düşünme yetisine, sorgulama becerisine sahipse kendi kimliği. Ölmez, kalmazsa tabii.

    Freud'a göre insanın ilk travması, artık yeme ihtiyacını kendi giderme zorunluluğuyla başlar. Sonraları bu travma kendi tuvalet ihtiyacını gidermesiyle devam eder. Bu dönemleri Fallik, Gizillik (Latent) , Ergenlik dönemleri takip eder. Neyse konumuz bu değil. Travmaların en derini kimliktir elbette. Bu saydığımız dönemler insanı belirler ancak asıl ana konu kimliğimizdir. Amin Malouf'un 'Ölümcül Kimlikler' kitabı bakış açınıza direkt etki edecek, farklı bir pencereden var olanı görmeye yardımcı olacaktır. Onu da okumanızı tavsiye ederim.

    Konudan konuya saptım ancak şunu belirtmek isterim: Birtakım insanların fikirleri için hammadde olmaktan vazgeçmeliyiz. Kendi fikir dünyamızı inşa edip, onun peşinde koşmalıyız. Mücadeleyi değerli kılan budur. Peyami Safa'nın sözü geldi şimdi aklıma: ''Aslolan aşk mücadelesi değil, mücadele aşkıdır'' diyordu Yalnızız kitabında. Mücadelemizi değerli kılan ona bizim ulaşmamız. Başkasının fikirleriyle yaşamak taklitten ötesine gidemeyecek, taklit ettiğimiz insanın aslını yaşatmaktan, yani sizi hammadde yapmaktan öteye götürmeyecektir. Başkasının fikri ancak bize ışık tutmalıdır, tamamen yüz çevirmemeliyiz elbette. Örnekleriyle de gördük ki topluluklar için sadece bir kelleden ibaretiz. Zamanı geldiğinde onu koltuğumuza almak, zamanı geldiğinde de yere atmak kaydıyla.

    Hüseyin Nihal Atsız'ın ''İçimizdeki Şeytanlar'' adlı yazısını bilmeyenler için okumak isteyene linkini bırakayım. Eğer tüm yukarıda anlatılanlardan bağımsız kitabı okumak isterseniz, bu yazıyı unutun ve iki gencin nasıl bir kapana kısılmışlık içerisinde bir mücadele verdiğine şahit olun. Sabahattin Ali'yi ölümsüz kılan romanlarıdır. Keyifli, güzel bir gün diliyorum.

    http://www.nihal-atsiz.com/...r-h-nihal-atsiz.html
  • Sivaka Hapishanesi’ne girmemi üzerinden bir hafta geçmişti ki, bir koruma görevlisi ile tartıştığı gerekçesiyle hapishane idaresi Zerkavi’yi, çevresinde toplanan grubu arasında gücünün kırılması için hücre hapsi ile cezalandırdı. Makdisi ve arkadaşları, Zerkavi’nin kendilerine iade edilmesi için hapishane idaresi ile görüştüler ancak erteleme ve geciktirmeler nedeniyle bir hafta sonra Zerkavi’nin grubu hapishanenin içinde isyan başlatma kararı aldı. Biz siyasi tutuklulardan kendilerine katılmamızı istediler. Onlara katıldık. Durum kötüleşti ve idare ile tutuklular arasındaki gerilim iyice arttı. İşler uç noktada çatışmaya varınca siyasi tutuklular, Zerkavi’nin iade edilmesi için hapishane idaresi ile herkes adına benim görüşmemi önerdiler. Makdisi bu öneriyi kabul etti. Nöbetçi subaya, işler iyice kötüleşmeden, memnun olunmayacak sonuçlar doğmadan krizden çıkma yolu bulunması için müzakerenin zorunlu olduğunu bildirdim. Görüşmeler için Zerkavi’nin grubundan Ebu Muntasır bana eşlik etti. O zamanın hapishane müdürü İbrahim Haşaşaneh ile görüştük. Ancak o, yumuşaklık göstermedi ve durum daha da tırmandı. İsyan zirveye ulaştı. Tutuklular, gözetleme kameralarını kapattılar. Savaşmak için yataklardan keskin aletler yaptılar. Genel güvenlik görevlilerinin girişini önlemek için kısmın ana kapılarını kapattılar. Hapishaneler müdürü Şerif Ebu İsam durumu öğrendi ve sabaha doğru geldi. Mahkûmların adına, onunla Zerkavi’nin salınması için görüştüm. Hapishane müdürünün saygınlığının kaybolmaması için salınmanın ertesi gün gerçekleşmesi hususunda ittifaka varıldı. Zerkavi 6.bölüme döndüğünde arkadaşlarına tekrar emirlik yapmaya başladı. Onun yokluğunda emirlik yapan Makdisi de araştırma ve yazma işine geri döndü.
    Fuad Hüseyin
    Sayfa 9 - Küresel Kitap Yayınları