Serkan KILINÇ

Serkan KILINÇ
@serkankilinc
Bazı insanlar daha yumuşak bir alev, bir soluklanma, düşlere imkân veren bir rahatlık umut edebilir, ki ben de bu umudu içimde taşıyorum. Fakat sanatçının sahip olabileceği huzurun bulunduğu tek yer, içinde yer aldığı savaşın sıcak alevleridir.
Reklam
Tüm bu söylediklerimden basit bir sonuç çıkaracağım. Tarihimizin gürültü patırtısına ve hiddetine rağmen "bunların keyfini çıkaralım". Yalancı ve konfor düşkünü bir Avrupa’nın ölüşünü görmenin ve zalim gerçeklerle yüzleşmenin keyfini çıkaralım. Uzun süredir etkisi altında kaldığımız aldatmacaların sona erişinin ve bizi tehdit eden şeyleri açıkça görebilmenin keyfini çıkaralım. Uykudan ve sağırlıktan kurtulmuş sanatçılar olarak sefilliğe, hapishanelere, dökülen kanlara tanık olmanın keyfini çıkaralım. Eğer bu manzara karşısında geçmişi ve yüzleri aklımızda tutabilirsek, dünyanın güzelliği karşısında, aşağılanmış insanların varlığını unutmazsak, Batı sanatı işte o zaman eski gücüne ve kudretine yavaş yavaş yeniden kavuşacaktır.
Bunun için özgürlüğün doğuracağı tüm riskleri göze almamız ve dökeceğimiz alın terine hazır olmamız gerekir. Adaleti ararken özgürlüğümüzü muhafaza edip edemeyeceğimi önceden bilmenin bir önemi yoktur. Asıl önemli olan, özgürlük olmadan hiçbir şeyi gerçekleştiremeyeceğimizin, ufukta görünen adalet ve eski çağlara özgü güzelliklerin ikisini de aynı anda kaydedeceğimizin farkına varmaktır.
“Sanat kısıtlamayla yaşar ve özgürlükle ölür.”
Bir şekilde yaşamışlar ve gerçekten yaşamışcasına tek başlarına ölmüşlerdir. 20. yüzyılın yazarları olarak bizlerse asla yalnız bir yaşam süremeyeceğiz. Hepimizin ortak kaderi olan sefaletten kaçamayacağımızı bilmek zorundayız ve içinde bulunduğumuz durumda tek tesellimiz, eğer varsa, imkanlarımız ölçüsünde, seslerini çıkaramayanlar adına konuşmak olmalıdır.
Reklam