Salih Erman

Salih Erman
@serma
6 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Bulunmam gereken yer senin hatıraların... Şu an seninle senin parçan değilmişim gibi konuşmam düzene aykırı bir davranış. Ama geçmişin katılaşıp kristalleşen yükünü eritmeden akışına bırakırsak sağlıklı çalışması için duru, bağdaşık ve de seyyal olması gereken kanın organları kilitlemesi gibi arızalar ortaya çıkabilir ve sen daha iyi bilirsin ki ruhun arızaları onulması en zor olanlardır.
Reklam
Yalnızca adım sırası bir kez bozulsa yahut istemsizce sağ sol, sağ sol, sağ sol şeklinde giden ayakların sırası kasıtlı olarak sağ sol, sağ sağ, sağ sol formülüyle değişse ya da tamamen tesadüfü biçimde aksasa insanın önündeki anlar kısacık da olsa sarkmaz mıydı? Bu sarkma birini tepesine inecek saksıdan kurtaramaz mıydı? Hayatın akışındaki böylesine önemsiz bir değişiklik bir sonraki saniye içinde binlerce alternatif senaryoya gebe değil miydi? Peki ya o saniyeden sonraki saniyenin ve ondan da sonraki saniyenin ve daha sonraki saniyelerin çarpanları hayattaki ihtimalleri sonsuza çıkarmıyor muydu? Daha korkuncu geçmiş adını verdiğimiz biri dışında hiç yaşanmadığını düşündüğümüz diğer saniyeler gerçekten yaşanmamış olabilir miydi? Tersi durumda insanın içinde bulunmadığı milyarlarca alternatif hayatı vardı. Çok mu önemli? Sonuçta şimdi içinde bulunduğu hayat bu ise çok zengin, çok güzel, çok şanslı olduğu diğer paralel hayatlar düşten ibaretti. Fakat şimdi içinde bulunduğu hayat geçmiş de değildi. Pek çok acılar dinmiş, keyifler uçmuştu. Öyleyse geçmiş de mi düş idi?
Onuruyla yaşamak yerine güneşten ışık, bulutlardan yağmur dilenmeye devam eden insanlar daha büyük tanrıları memnun etmekten asla vazgeçmeyecekti elbette... son neandertali katletmeleri ardından, tokmağın ezici ucu sırayla topluluğun özürlü çocuklarına, elden ayaktan düşen yaşlılarına, güzel bakire kızlarına kadar uzanan geniş bir çeşitlilik içinden kurban buldu kendine fakat kuraklık yine de geçmeyince insanlar tapınağı, dolayısıyla Allah’ı terk etti. İnsani yöntemlerle tahayyül edilen yaratıcı, kullarının çağrısını cevapsız bırakmayacağından hiç alakası olmadığı halde onların zihnini kullanarak kendini biçimsel bir forma indirgediğinde bile kıtlığa çare olmak ilgisini çekmemişti. Çünkü böyle bir yakarışı, dilden ve teknik kabiliyetten yoksun yaratılmış hayvanlara bile yakıştıramamıştı. Bunun yerine yalnızca oluşuna nefes verdiği kainatı dolaşıp kendi halinde büyüyen uygarlıkların insanoğlu kadar sefil duruma düşüp düşmediğini öğrenmek için galaksileri cevelan ve kolaçan etti. Dünyadan bilmem kaç ışık yılı uzaklıktaki bir süpernovada kütle ile zaman engelini aşarak maddeden arınmış ve varlığını salınıma yahut da titreşime dayandırmış bir nesil görünce, insanların dünyasına şahit olduktan sonra içinde kabaran evreni yok etme fikrinden caydı. Bir süre kimi tını, kimi renkli ışıklar, kimi de yalnızca bir fikir olarak kendine seçtiği frekans değerinde ve aralığında salınan ve titreşen bu güzel kullarını izledi. Ardından gönlü ferah şekilde, bir anten olarak kullandığı insanların zihninden çıkarak bir daha dünyaya dönmemek üzere özüne döndü Allah, yani hiçliğe... İşte bu insanlık tarihindeki en büyük kaybetme öyküsüydü. Yaradanı kaybetmişti insanlık...
Evreni tabii kuvvetleriyle kabullenip ona ayak uydurmak yerine körü körüne secde ve dalkavukça bir iman karşılığında kendini yaratılmış her şeyin merkezine koymayı tercih eden insanlık o an için emeklemeye henüz başlamış gibi görünse de bin yıllar sürecek toplu bir çıldırmanın arifesindeydi.
Avlanıp toplamak yerine küçük bir alanı ekip biçmek daha en başında günlük diyetindeki doksana yakın farklı gıda türünü bir elin parmağını geçmeyecek çeşitliliğe düşürdü ve onu sağlığından etti. Kalıtsal olarak gelecek kuşakları yalnızca bu gelenekle kirletmekle de kalmadı. Karnını doyurmak için artık günde doksan farklı besine ihtiyaç duymayan insan, bunları bulmak için emek harcamadığından fiziksel olarak bozulmaya başladı. Besleyicilik değeri düşük de olsa ekip biçme işi limitlerinde yaşama fırsatı sunduğu için insan mevcudiyeti kontrolsüz şekilde arttı. Yaradılışından ötürü tamahkar olduğu için yemesi gerekenden daha fazlasını üretmek sermayenin doğuşuna sebep oldu. Bu kapital güç de ekilebilir alanların sahiplenme yarışını başlattı. Haneler obalara, obalar beyliklere, beylikler imparatorlara bağlandı. İktidarlar otoriteyi sağlamak için organize şiddet kurumunu geliştirdi ve bunun manevi boyuttaki despotluğunu idare edebilmek için inancı siyasete bulayıp kurumsallaştırdı. Haberi olduğu söylenemezdi ama artık Allah da işin içindeydi.
Reklam