nursedâ

nursedâ
@seruseda
bir pencere, yeter bana*
yeni ile güzelin arasını iyice ayırmak lâzım. her yeni behemehâl güzel olmaz. fakat her güzel olan insana yeni gibi görünür.
Sayfa 101·Kitabı okudu
Reklam
bi-hakk-ı hazret-i mecnûn izâle eyleye hak serimde derd-i hıredden biraz eser kaldı allah, hazret-i mecnûn hatırı için, başımda birazı kalan akıl derdinin eserini gidersin*
Sayfa 101·Kitabı okudu
bir seher vaktinde kuş cıvıltılarının latifliğini ilk kez bu kadar yakından duyumsuyorum. sesleriyle pencerelere dolarak ve benim içimden taşarak şavkıyorlar. neredeyse bir yıldır aynı yurt odasında kalmama karşın ses’lerinin mâhiyetinin ilk defa bu denli inkişâf etmesi ise şaşılacak şey. böyle tesirli bir tesbihin vuku bulması o’ndan şümullü bir tecellinin gerçekleştiğinin mi alâmeti. kökleriyle gökyüzüne uzanan çınar ağacı da bir başka görünüyor zirâ. şairin “beşerin üzerine gökten bir dindirişin serpilmesi” dediği tecelligâh burada olmalı ve üzerinde durmalı.
yağmur müjdesi ile biten lâkin ilk dört beytinde sevdâ, sabâ, cânân, küfür ve imân ile bütün bir hayatı ihâta eden gazeli tekrarladılar: sünbülün râyihasın turra-i cânân getirir lutfeder bâd-ı sabâ derdime dermân getirir ben derim nükhet-i zülfün getir ey bâd-ı sabâ o gider bâşıma sevdâ-yı perîşân getirir ben derim kâsıda git nâmeyi cânâna ilet o gider sür’at ile katlime fermân getirir küfr-i zülfün ‘urefâ rehzen-i îmân dediler o nice küfr idi yâ rab gören îmân getirir sâbitâ gam yeme kim her mihnet içinde lezzet gökyüzü ebr-i feşân bağlasa bârân getirir
Sayfa 18·Kitabı okuyor
zarf veya dil ustalığı, bir iletişim ve etkileme aracıdır ama asıl cevher mazrûftadır. mazrûf hafif veya zayıf kalırsa o haber bir manzûme olur. mazrûf, ruh ve duygu dünyamızda derin akisler uyandırıyorsa işte o şiirdir. çünkü derin ve asil bir çileyi yaşamış olan insan yani şair oradadır, mazrûf ile özdeştir.
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Reklam