• Kardeşim ne kadar seversen sev,
    iki kişilik kabir yok..!
  • Ben çok uğraştım, babamla kardeşimin arası bozulmasın diye. Babama kardeşimi açıkladım, kardeşime babamı. En çok da ikincisini yaptım. Bir babanın pencerisinden bakabilsin istedim kardeşim, bir oğul olarak anlayabilsin onu; kinle dolmasın içi, öfke duymasın istedim. Bir babanın ne yapıyorsa, evladını sevdiğinden, onun iyiliğini istediğinden yaptığını düşünebilmesini, aklına getirebilmesini istedim. Bir babanın evlatlarını, her şeyden öte tuttuğunu, ölçülemeyecek derecede sevgi duyduğunu onun da hissedebilmesini istedim. Küsmesindi babama, kırılmasındı, kızmasındı ya da, biriktirmesindi olumsuz duygularını, belki yansıtsındı ama, kin tutmasındı. Çünkü denildiği gibi; gölgesi yeterdi bir babanın. Severdi babalar her şeyden önce, kötü niyetli olmazdılar. Bilsindi kardeşim de, sevildiğini hissetsindi. O da keşke benim görebildiğim gibi görebilseydi, babamın neleri düşündüğünü o da bilebilseydi; anlayabilseydi onu, ince ve derin hesaplarını fark edebilseydi. O zaman belki anlayabilirdi o da, şu dünyada hiçbir şeyin, insanın sevdiği insanlara duyduğu hisleri ondan esirgememek kadar güzel ve önemli olmadığını. Şu üç günlük dünyada, sevdiği insanlara insanın, küsüp kırılabilmek için, daha sonraları pişmanlık duymayacak, vicdan azabının ne olduğunu bilemeyecek, sızlamayacak bir yüreğe sahip olması gerektiğini, bilebilirdi.
    Dünya çok küçüktü küsüp kırılabilmek için, insanın ailesinden başka kimsesi yoktu, olamazdı yanında. Kimseler sevemezdi onu onların sevdiği gibi. Yanlarında duramazdı, destek olamazdı. Sonra kısıtlıydı zaman, sevgi bitimsizdi. Yetmezdi kalbe bu dünya, sığmazdı. Bir ömür sevse de yine doymazdı. Keşke derdi her daim kalp, keşke, keşke daha çok sevebilseydim onu, keşke daha çok olabilseydim yanında, keşke sevgiden öte hiçbir şeyin olmadığını idrak edebilseydim daha önceden, keşke hiçbir şeyi onun önüne koymasaydım. Ölümlüydü dünya, ayrılık kaçınılmazdı, yalnızlık kaçınılmaz. Bu küçücük dar zamanları, sevmek ile doldurabilseydim. Kovsaydım gururu kibiri mantığı. Atsaydım hepsini çöpe. Bencilliğimi bir kenara bıraksaydım. Bir tek sevgiye izin verseydim bencil olabilmesi için. Yüreğime seslenseydim: "Haydi! Dilediğin kadar sev!" diye.

    Ve bir aralık gözlerimi kapıyorum burada.

    Vazgeçtim artık. Birilerinin birilerini anlayabilmesi için çabalamaktan vazgeçtim. Birilerine insanların belki de bir şeyleri "o" niyetle değil de, bir başka "şu" niyetle yapabilmiş olabileceğini hatırlatmaktan, onu düşündürmeye çalışmaktan, eminliğinden uzaklaştırmaya, kendi eminliğimde, -örneğin babamın kardeşime duyduğu sevgi konusunda- inandırmak için çabalamaktan yoruldum.

    Vaz geçiyorum baba. Seni seviyorum. Ama artık benim de gücüm kalmadı baba. Pes ediyorum. "Seven sevdiğini alsın." Diyordu galiba bir şarkı, nereden hatırladığımı bilmiyorum bu sözü. Ama artık seven uğraşsın sevdiği için diye düşünüyorum. Seviyorsan sen çabala girdiğin kalbi kaybetmemek için, kayıp gitmemesi için o yer ellerinin arasından kum misali, kuş gibi ansızın ürperip, uçup gitmemesi için.

    Eğer evlatların seni sevsin istiyorsan baba, sen çabalamalısın. Senin yerine bunu yapmaktan ben, yoruldum. Sen ve ben olmak üzere, iki kişinin yerine çabalamaktan yoruldum. Baba. Özür dilerim. Vaz geçiyorum. "Seven sevdiğini alsın." Vazgeçiyorum, seven değer veriyorsa gerçekten, çabalasın. Ben, bıraktım artık.

    Seven, sevdiği için çabalasın.

    Bıraktım baba. Hoşça kal.

    Sana içimden veda ediyorum. Eski bana, eski davranışlarıma, içimdeki sana, hayalimdeki sana.

    Ama sen yine de bakma, seviyorum seni, kızma, üzülme. Bir tane babam var, benim babamın da içinde sevgi var. Seni seviyorum baba.

    İçim erir belki. Yine.
    Yine sevebilirim seni.
    Belki.
    Her zamanki gibi.
  • Sev kardeşim. Seversen keşfedecek gönlün olur.

    Bülent Ata
  • Senay - Sev Kardeşim
    https://youtu.be/rfJfz3LLOZw
  • İçinde bulunduğun duruma uyum sağla, aralarında yaşadığın insanları sev, ama gerçekten sev.
  • Allah’a imandan sonra belki de en önemli konulardan biri de ‘Allah’ı sevmek neyi gerektirir?’ sorusudur… Allah’ı seviyorum diyen bir insan sadece iddiada bulunmuş demektir… Bir de bunun ispat boyutu var. Hepimiz biliyoruz ki ispat edilmeyen bir sevgi kuru bir iddiadır… Peki, Allah’ı sevmek neyi gerektirir?

    Sevgili kardeşim..!

    Bu önemli başlığımızı maddeler halinde yazmaya çalışayım.

    Allah’ı sevmek neyi gerektirir:

    Allah’u Teâla’yı tanımayı gerektirir.
    Allah’ın sevdiklerini sevmeyi, sevmediklerini sevmemeyi gerektirir.
    Bütün ibadetlerde başkalarını Allah’a ortak koşmamayı gerektirir.
    Bütün amellerde ihlaslı olmayı gerektirir
    İbadetlerimize şirk ve bid’at bulaştırmamayı gerektirir
    İman esaslarına dikkat etmemizi gerektirir.
    Allah’ın resulünü sevmeyi ve onu örnek almayı gerektirir.
    Her ortamda Allah’ı anmayı gerektirir.
    Allah’ın nimetlerini itiraf edip başkalarına da anlatmayı gerektirir.
    Allah’a karşı hüsnü zan beslemeyi gerektirir.
    Kadere rıza göstermeyi gerektirir.
    Ümitsizliğe düşmemeyi gerektirir.
    Rızık endişesi yaşayarak dünyaya bağlanmamayı gerektirir.
    Allah’ın kitabını okumayı gerektirir.
    Nafile ibadetlere de önem vermeyi gerektirir.
    Her an Allah’ın gözetimi altında olduğumuzu unutmamamızı gerektirir.

    Allah’ın bizi sevip sevmediği nasıl bilinir?

    Sevgili kardeşim..!

    En önemli sorulardan biri de bu işte!... Biz hayatımız boyunca Allah’ı sevdiğimizi söyleriz, emir ve yasaklarına riayet göstermeye çalışırız, bollukta ve darlıkta anar isyan etmeyiz… Yani ibadet halindeyiz… Buraya kadar tamam ama peki bunca ibadetlerimize rağmen gerçekten de Allah’ın sevgisini kazanabilmiş miyiz?

    İnsan ister istemez merak ediyor… Allah’ın kulunu sevmesinin belirtileri olmalı ki insan nerede hata yaptığını anlasın ve Allah’a dönsün…

    Sevgili kardeşim..!

    Gerçekten Allah’u Teâlâ kullarına karşı çok merhametli ve bu merakımızı gidermek için bakın hadis üzerinden bizlere nasıl bir müjde veriyor:

    “Allah Teâlâ bir kulu sevdiği zaman Cebrail’e:
    – “Ben filanı seviyorum onu sen de sev!” diye emreder. Cebrail onu sever ve sonra gök halkına:
    – Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz, diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde o kimseye karşı bir sevgi uyanır.
    Allah Teâlâ bir kula buğzettiği zaman, Cebrail’e:
    – “Ben, filanı sevmiyorum, onu sen de sevme!” diye emreder. Cebrail de onu sevmez. Sonra Cebrail gök halkına:
    – Allah filan kişiyi sevmiyor, onu siz de sevmeyin, der. Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra da yeryüzündekilerde o kimseye karşı bir kin ve nefret uyanır.

    Evet… Bu hadisi okuduktan sonra eş, dost ve arkadaşlarımıza bakalım… Gerçekten de bizleri hiçbir menfaat olmaksızın Allah için mi seviyorlar yoksa menfaat için mi? Bir de bizi sevmeyen hangi sebepten sevmiyor? Bunun yanında ibadet hayatımıza bakalım, Allah hangi ibadetleri kolaylaştırmış ve hangi ibadetleri henüz nasip etmemiş, oradan da Allah’ın bize olan sevgisini öğrenmiş oluruz…