Yakıcı sözlerimle inandırıp
Kurtarınca düşkün ruhunu
O yanlış yolun karanlığından,
Saf, derin bir azap içinde,
Bükerek ellerini, lanetler ettin,
Seni çembere alan kötülüğe;
Unutkan vicdanını
Hatıralarınla cezalandırmak için
Benden önce olanın
Hikâyesini anlatırken
Birden yüzünü kapadın ellerinle,
Utanç ve dehşetle
Sarsılıp, isyan duydun,
Ve gözyaşlarına boğuldun...
N.A Nekrasov'un bir şiirinden
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sonra belki içimdekini kâğıda dökmek bana bir çeşit ferahlık verir.
Mesela şu sıralar çok eski bir hatıra beni son derece bunaltıyor. Geçen gün kafamda bütün açıklığıyla canlanıverdi ve o zamandan beri de insanın yakasına yapışıp bir türlü aklından gitmeyen hüzünlü bir musiki nağmesi gibi adamakıllı rahatsız etmeye başladı.
Halbuki ondan kurtulmam lazım.
Buna benzer yüzlerce hatıram var; zaman zaman bunlardan biri durup dururken canlanıp beni ezmeye başlıyor.
Nedense yazmakla onu defedeceğime inanıyorum.
Denemekten ne çıkar sanki?
Bakın, yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki kümese
girerim.
Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray
gözüyle bakamam.
Bana gülecek, hatta böyle bir durumda sarayla kümes arasında fark olmadığını
söyleyeceksiniz.
Evet, hayatta tek gayemiz ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğruydu diye cevap
veririm ben de.
...
“İki kere iki dördün üstünlüğünü kabul ediyorum elbette; fakat her şeyi hoş görmeye karar verdikten sonra, iki kere ikinin beş etmesinden bile hoşlanmak mümkündür.”
...
...
Ama insanoğlu aptal olmasa bile dehşetli nankördür.
Nankörün nankörüdür.
Hatta bana göre en uygunu, insanı iki ayaklı nankör bir mahlûktur diye tarif etmektir.
...