• Sevmek, herkesi ona benzetip hiç kimseyi onun yerine koyamamaktır ...

    (alıntıdır)
  • Bulutlar yaratılmıştı önce. Yazgısında bir kadının saçlarına düşme payı. Bulutlar, yüreğinde o gökkuşağı renkleriyle… Günahı, bir elmayı koparıp, bir sözü inkar edip aşk ile kovulmakla neticelendirdi kadını. Gökten düşerken melek kanatlarının gölgesi ve sessizliğiyle anlayamadı..
    Suçu neydi?

    Diğer yarısıyla birlikte bütün olan bir günahtı bu ve teninde onun hatırası gül yaprakları. Yüreğinde büyüyen bir nesille düşüyordu gökten, melekler aleminden yeryüzüne…

    Önce toprakla bütünleşti…
    Gözyaşlarının yağmur olduğu, balçık olduğu özüyle..
    Çamura bulandı elleri ve o çamur ki alnına kara bir leke…
    Bu leke ki yüreğindeki tohumla büyüyen, onun yüreğine utançtan bir gölge…

    Yalnızdı kadın, çilesiyle…
    El becerisiyle ve cennetten öğrendiği sanatlarıyla ve o sanatın bir parçası elleriyle kundaklar dokudu kendine. Koza gibi.. Onu, mahremini, varlığını, ruhunu ve geleceğini örtecek olan..
    Utandı…

    Balçıklar üzerinde, bir balçık gibi yürüdü.. bulabilmek için günahının bir diğer yarısını…

    Günahı ise onu bu hallere düşüren Aşkın peşinde..
    Hayır hayır sadece aşkın peşinde..
    Meyveye tat, cennete isim ve tenindeki toprağa rüzgar olan diğer yarısının.
    Bir utanç savruldu gökyüzüyle..
    Bir fısıltı…
    Dinlemedi adam!!
    Dudaklarında tatlı sarhoşluğunun hatırası…


    Zaman unuturken varlığını ve kabuklarını pul pul soyarken kadın kızgın bir güneşin eşliğinde, gül yaprakları kaldı geriye..
    İnsan olmanın ölçütüydü bu..
    Biraz kahverengi, çokça balçık.. yazgı ve gül rengi…
    Utanışını, bu hissi örtmek kat kat kapatmak isterken rüzgar kadını, dinlemedi..
    Koparıp attı elleriyle…
    Utanç değildi hissettiği…
    Aşk ve daima varolacak olan bir sevgi...


    Yaşamın yüreğindeki müzik ki her ikisinin adımlarında ürkek pırıltı…
    Birbirlerine yaklaştıran ve yaklaştıracak olan…



    Nice engeller çıktı yollarına.
    Oysa dünyada sadece ikisi…
    Gökteki melekler izlerken bu iki cennet tanesini..
    Bu balçıktaki alemi…
    Duaları eksik değildi..
    Yüreklerine doldu melek duaları ve her ikisinin bir dudaklarında gül rengi bir nefes…

    Sevgiydi…



    Savaşlar gördü kadın,
    Yüreğin dedi rüzgar.. nelere gebe.
    Bak ve utan.. bak ve yıkıl, dön balçığına, geldiğin yere...
    Sen ki kadınsın, ne cennet ne insan.. sen ki hep yarım... utan!! Sarıl kabuklar içine..

    Senden olan parçalar ki yeryüzünün felaketi. Utan ve yol ver diğerine...
    O günahsız. Dön, yeryüzünün cehennemine…

    Rengine yakın…



    Bulutlar gürledi yüreğinde diğerinin.
    Bir yüreği var mıydı?
    Hissetti.. yüreğine yakındı.
    Bulutlar gürledi ve dinledi sesi…

    Utan ondan.. Niçin bu adımların.. Hepsi boş yere..
    O ki seni kovduran cennetten..
    O ki kanatlarını kırdıran..
    Bir parça ışık kalmış ayaklarının gölgesinde..
    Gücün nerede alemi titreten, meleklere secde..
    Ey sen.. dön geriye….


    Yağmurlar yağdı henüz incilerde yeni büyüyen meleklerin gözlerinde..
    Onlar daha toy,
    Onlar daha anlaşılmaz, düzeni dahi anlamaz yürekleriyle…
    Yağmurlar yağdı kadınla adamın birbirlerine kavuşan adımlarının gölgesinde...

    Birbirlerini buldular o an.
    Rüzgar aralarında doğu batı kadar keskin bir müzik...
    Uykulu bir düş..
    Uyandırmayan….

    Okşadı adamın balçık varlığını... Rüzgarla kuruyan...
    Yüreği sıcacıktı, gördü.
    Yağmurlar yağdı…
    Rüzgarın tüm kirini arıtan..
    İkisini bir, ikisini bütün kılan….




    …. Bir gül düştü, bir gelincik.. yeryüzü topraklarını sardı çiçekler ve insan var oldu…
    Bir kadın ve erkeğin bütünlüğünde.
    Meleklerin duası o bütünlüğün ki yüreğinde.
    Bir kadın ve erkek varlığını hatırlayana kadar ve ondan da öte bir kadın, varlığını, kıymetini, sonsuzluğunu farkedene kadar.. Yaşamı değiştirme gücünü…
    Bir gül düşecek, bir gelincik.. yeryüzü topraklarına;
    Bir rüzgar eşliğinde...

    O en tiz sesiyle "Savaş" isminde…



    Düzen değişene kadar,
    Kadın silene kadar alnındaki bu uğultulu lekeyi..
    Duyana kadar yüreğindeki sesi..
    Balçığın ki kaderi unutulmuş bir toprak..
    Gül rengi, toprak olana kadar..
    Cennetle varlığının bütünleştiği….

    " https://soundcloud.com/...o-1/sad-piano-violin "


    ...

    Savaşlardan bahsederken kalemim kırılıp çiçek açtı her seferinde ve fısıldadı yarını; bir kadının yüreğinden, yarınların yüreğine...

    Duyuyorsunuz biliyorum.
    Yaşamın yazgısını değiştirmek için dinlemek kafi.

    Özellikle biz kadınların...



    İncelememi:

    İncime, Ferda'ya, Ebru'ya ve Buse'ye olmak üzere Varlığımla tüm Kadınlara ithaf ediyorum.

    Gelecek, bizim ellerimizde.
    Herzaman ve Her şeye Rağmen...


    Vaktiniz, varlığınız için teşekkür ederim...
    Sevgiyle...
  • Vahşi bir kurt mu daha acımasızdır, yoksa akıl gibi bir nimetle bezenmiş insan mı? Her canlının doğasına uygun bir şekilde yaşadığını düşünürsek vahşi kurt daha mantıklı bir seçim olacaktır. Üstelik insanın düşünen, akleden bir varlık olduğu bilindiği için ilk bakışta çelişkiye girilmesinin anlamı yoktur. Hadi onu da geçtim. Barış içinde yaşanması gereken şu dünyada, yalnızca ekmek kavgasının hüküm sürdüğü vahşi ortamda, hayvanların ne zorluklar içinde bu ihtiyaçlarını giderdiği yadsınamaz bir gerçektir. Doğanın iklim şartları -hele ki burası her bir yanı buzlarla kaplı Güney Alaska ise- bazen en vahşi hayvanları bile dize getirecek boyutta zor olabiliyor. İşte bu hayat şartları, bu canlının fıtratını daha çok tetiklediğini varsayarsak bu seçim gayet akıllıcadır.

    Peki insan ile vahşi bir kurdu karşılaştırmamızın altında yatan amaç neydi? Yazarın bu kitap aracılığıyla okuyucuya asıl vermek istediği anafikir bu sorunun cevabıydı benim nezdimde. Kitabın sonlarına doğru olayın akışına bıraktığın aklındaki tüm beklentilerini alabora edecek kadar kuvvetliydi bu tespit.

    Aslında yabanilik, vahşilik, insanlık, akıl, fıtrat... Tüm bunlar ve bunlara benzer birçok kavramı bir kenara bırakalım ve iki canlıyı da salt bir varlık olarak ele alalım. İkisi de henüz yoğurulmamış, şekil verilmemiş birer hamur değil midir? İkisinin de eğitime ihtiyacı var kendi ortamlarına göre. İşte tam bu noktada eğitimin bir canlının gelişiminde, hamurun şekle girmesinde nasıl önemli rol oynadığını bu kitap aracılığıyla görüyoruz. Sayfaları her çevirdiğinizde vahşi bir kurdun sevecen, insaflı ve samimi duygularla nasıl bir insan kadar sağduyulu ve merhametli bir canlıya dönüştüğüne, öte yandan aklı ve ifade yeteneğiyle çok özel bir varlık olan insanın da sevgi saygı ve anlayıştan uzak, acımasız bir hale geldiğine şahit oluyorsunuz. Eh, zehirli bir eğitimin, insanı vahşi bir hayvana dönüştürebileceği herkesçe malumdur.

    Yazarın bir kurdun psikolojisiyle düşünerek olayları, duygu ve düşünceleri kendine has yorumunu da katarak sayfalara aktarması vahşi hayvanlar hakkında bildiklerimize çok farklı bir boyut getiriyor. Okurken sanki herkesin ve her şeyin birebir içinde gibi hissetiriyor oluşu okurların büyük keyif almasını sağlıyor. Okuduktan sonra kitapla tanışmış olmaktan büyük memnuniyet, aynı zamanda bu kadar geç tanışmış olmaktan da pişmanlık duyacaksınız. Alaska'nın o dondurucu soğuklarını hayalinizde canlandırırken Beyaz Diş'in o özel kişiliği ile yüreğinizi ısıtacaksınız...
  • "Sevgi neydi ?
    Sevgi iyilikti dostluktu.
    Sevgi emekti."
    Asya
  • Aylin,Kaya,Mert ve Burak... Raydan çıkan hayatlarını yeniden düzene sokabilmek için ne çok plan ve program yapmış, ne büyük bir çaba göstermişlerdi oysa.

    Peki, bu kasar mücadelenin sonunda ne elde edebilmişlerdi? Ya da sınandıkları şey gerçekte neydi?

    Aşk mı?
    Sevgi mi?
    Dostluk mu?
    .....
    Kader yine ağlarını örüyor, dört kahramanımızı çıkan o ani fırtınayla farklı farklı yerlere savuruyordu. Bakalım şimdi adı,’’Hayat’’olan bu köşe kapmaca oyunundan kim galip gelecekti...
  • Bu kitabı okumaya başlarken aklıma en sevdiğim filimlerden biri olan 'Selvi Boylum Al Yazmalım' geldi. O filimde sorulan bir soru her zaman zihnimdedir. "Sevgi neydi?"
    Hepimizin sevgi, sevmek algısı değişiktir. Gerçekte sevmek nedir, bir ustalık ister mi? Bu kitapla sevginin gerçek anlamını anlamak, özümsemek ve koşulsuzluğunu idrak edebilmek zor değil. Sadece zihindeki sevgi algısını biraz değiştirip, farklı bir açıdan düşünmek bir çok şeyi değiştirebilir bana göre. Kendimize bile yabancı olduğumuz şu dönemlerde belki de kurduğumuz sevgi ilişkileri bağımlılıkla karıştırılıyor. Ya biz bağımlı oluyoruz ya da karşımızdaki. Beklentiye girmeden saf sevgiye nasıl ulaşırız? Buyrunuz size eşsiz bir kaynak.