• 129 syf.
    ·2 günde
    Neyiz biz? Dünyayı nasıl algılarız?

    Kitap ustalıklar üzerine kurulmuş.Sevgi,saygı,ilişkiler,benlik gibi olguların ustalığını öğreniyorsunuz.

    Altını çize çize okudum bu güzelliği.
  • 280 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Kızılderililerin kültürlerini ve yaşadıklarının anlatıldığı yıllarca okurlarının eksik olmayacağını düşündüğüm harika bir otobiyografik eser. Onların hayata bakış açıları sevgi hoşgörü ve insanlık üzerine kurulmuştur. Hayatı yaşanmaz hale getiren kendi çıkarlarını doğrultusunda başkalarının yaşamlarına karışan insanoğlu onların hayatlarına müdahele etmeye devam etmektedir. Kitapta en çok dikkatimi çeken büyükbabasının Küçük Ağaç'a insanlar üzerinde olumsuz etki yaratan kelimeleri( hor görmek- sorumsuz-lanetli yahudi ) öğretmemesidir. Bir nevi bizdeki" Ağaç yaş iken eğilir " sözünün birebir tasnifidir.
  • 312 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Sevgi dolu bir baba tarafından büyütülen, annesizliğin acısını çeken ve aşkı bir türlü bulamayan bir adam, Poyraz.

    Yaşanabilecek en korkunç ve en iğrenç şeylerden birine maruz kalan yaralı bir kadın, Hayal.

    Hayal yaşadığı acılar yüzünden erkeklerden nefret etmeye başlamış ve intikam yolunu seçmiştir. Kendine yeni bir başlangıç yapmak için gittiği İzmir de ise gözüne kestirdiği son hedef Poyraz olmuştur.

    Hayal ve Poyraz'ın yolları öyle bir noktada kesişiyor ki,  nefretten sevgiye dönen, acılara merhem olan, en büyük yaraların sevgiyle sarıldığı bir aşk hikayesi çıkıyor karşımıza.

    Kitap sadece iki karakter üzerine yoğunlaşmayıp, yan karakterleri de anlatıyor. Aziz Baba, Devran, Efsun, Aslan ve Demet. Öyle güzel bir dostluk, aile, arkadaşlık ve aşk var ki kitapta, sevgi, mutluluk, hüzün, yalnızlık, acı, pişmanlık tüm bu duyguları barındırıyor içinde.

    Kısacası  bir yandan içiniz burkulup yüreğiniz acıyarak, bir yandan ise gülümseyerek okuyacağınız güzel bir kitap.
  • 1724 syf.
    ·Beğendi·9/10·
    "Bu kitap, başkahramanı sonsuzluk olan bir dramdır. insan, yan karakterdir."

    Kitabın giriş kısmında böyle diyor sevgili Hugo dramı yaşatıyor olmayan derdiniz oluyor hatta :))..Çocukken iyi ki tanıştığım dediğim önemsediğim bir eser.ilk kitabı gördüğüm zaman "fakirlerin yaşamlarını "anlatıyor gibisinden düşünüyordum "zaten fakirim bide fakirligimin depresyonunu mu çekicem gibisinden takmamistim :)Sonra elime almamla çok şey değişti.. kanalizasyonların uzun uzun anlattığı kısım bile farklı..

    Kitapların dünyasına ilk girmeme sevmeme aracı oldu. Okuduktan sonra ismini duyunca herhangi bir paylaşım görünce direk duraksiyorum ve içimi buruk bir hüzün kaplıyor şuan dahi..

    Üniversite sınavına hazırlanma şeklim de Hasan Ali yücel klâsiğinden okumak oldu tuğla gibi olduğuna bakmayın gerçekten akıyor kitap zorluyor ama okutturuyor :)empati bile yetersiz kalıyor bir yerden sonra okurken duygu halleri olaylar insanı Titanigin batan gemisi haline sokuyor :)Bakmayin boyle diyorum ama kitap küçük emrah ve küçük ceylan klâsiğinden uzak böyle düsünmeyin tabi boynu bukukler olarak cekildi ama Hugon kemikleri sızladı bundan eminim dalga geçmişler :)

    Şuan sayfa aralarinda gözyaşı damlalarımın ve koyduğum papatyanin gülümün kuruduğunu görüyorum.Kitabı okurken ağır tribe girmemden değil kesinlikle :)Hugo bile 14 senede yazabilmiş eseri.Bu da başarılı kılıyor zaten kitabı yaşayarak kaleme almış. Bir rivayete göre zaten yasanmış kurgu değil roman.

    SÜRPRİZ BOZAN(SPOILER)

    Kitabın içeriğinde ; iç içe geçmiş iki ayrı eksen üzerinde olaylar gelisiyor.ilkinde kitabın ana karakterleri hâkim.O kadar güzel tasvir ediliyor ki hisleri fikirleri yaşatıyor araya Hugon girmesi de daha etkileyici kılıyor.

    Kitapin olay örgüsünde ailesini doyurmak isteyen ve bu uğurda sadece bir somun ekmek çalan jan valjean'ın başına gelenleri hapse girmesini sonra evlatlık aldığı klozet etrafında gelişiyor.Haksızlıkların insan hayatını nasıl kararttığını yargısını anlarız. O dönemin dini sıkıntıları aşki sembolleri de anlatılmış.Kitap bu konuda da bilinç oluşturuyor.

    Düşünsenize...
    Haksızlığa ugruyorsunuz küçük bir masum suçla cezasını yillarca güçlükle çekiyorsunuz. çıktıktan sonra haksızlığa karşı kendinizi kabul ettirmeye çalışıyorsunuz ama insanlar "tertemiz kalpleriyle" "doğru hayat ve fikirleriyle" ahlak bekçisi"kesiliyor daima ve sizi eziyor..Yapabileceğiniz ne olurdu ?Dürüstlügunuz başa bela olabilir.

    Hayatimizda kabahatli gördüğümüz çok kimse vardır ki, onlara kendi açımızdan baktığımız için suçlu buluruz; Halbuki suçlarını masum bir zorlayışla yaptıkları çok defa gizli kalır .Ve o kimseler topluma karşı kabahatlerini hiçbir şeyle temizleyemezler.Çünkü hep suçlusunuzdur.

    "Ne kadar iyi bir insan olduğunun pek önemi yok, nasıl olsa ilk hatanda en kötü insan sen olacaksın.” Charles Bukowski böyle diyor ya insanlar o hataya göre sizi yargılayıp üstünlük kurma yarışına giriyor nefret besliyor.

    Halbuki Jean'in arkadaşı hapiste cinayet işlemişti.Aynı cezaya mahkum edilmeleri adaletin gercekten tabela üstünde kaldigini gösteriyor. Hadi bunu geçelim insanın vicdanının adaletini bir yerden sonra uzun uzun sorguluyor insan.

    jean valjean insanlığın bütün ahlak yönünü bünyesinde toplamıştır.Gasp, kötü niyet,Hırsızlık düşkünlük gibi insanın  içimizdeki şeytanı da gösterir; merhamet, yardımseverlik, fedakarlık gibi ulvi davranışları da polyanna olarak da bizi sergiler.

    "kendisinin yol açtığı ziyanla, kendisine yüklenen zarar arasında bir denge yoktu."kitabin bu yerinde Hugo böyle tarif ediyor.
    Baktigim zaman jean valjean, kötü bir adam değildi, tersine zindana girdiğinde henüz iyiydi. Orada uğradığı haksızlıkla toplumu mahkum etti, kötüleşmeye başladı. Orada tanrı'yı mahkum etti, dinsizliğini anladı." jean valjean, bay myriel ile karşılaşana kadar, bu nefretle yaşadi. piskopos, onu iyiliğe yöneltmiştir.


    Sefalet,ahlâk, merhamet, vicdanın kendini bağışlaması üzerine daha çok anlatımlar var.Ikinci kısımda da 19yy da Fransa/Paris üzerinde olaylar gelişmeler hakim.fransız devriminin getirdiği yenilikleri, siyasal, din ve ailevi yönlerini, dönem insanın yaşam biçimini ve hayatta kalma savaşını dönemini çok iyi anlatan şaheserdir.
    milliyetçilik, politika,insani değerler,toplum ekonomi, sosyal hayat, savaş, aşk, sevgi,merhamet, aile adalet vs gibi insana ve insanlığa dair birçok değer bir arada irdelenmiş.

    Kitabın aslında bu alıntısı eserin özeti niteliğinde;

    "on dört yaşındayken, karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldım. bu yüzden beni zindana attılar, ama altı ay bedava ekmek verdiler. hayatın adaleti budur işte."

    Çıkarımlarim şöyle oldu alıntılarla;

    "bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak , bütün umudum kendimde "

    "Zalimlerin çarkı, cahillerin çalışmayan kafalarıyla döner... ''

    "düşmanından intikam almanın en güzel yolu, ona iyilik yapmaktır." 

    Kitabın sonundaki şiir ağlamıştı aynı zaman da sonu da ağlatır;

    uyuyor
    tuhaf bir kaderi olmasına rağmen yaşadı.
    meleğini kaybedince ölüp gitti
    işler kendiliğinden olup bitti
    tıpkı gündüzün yerini gecenin alması gibi.

    Filmini de tavsiye ederim kitapla alakası olmayan kısımlar da var ama müzikler konu itibariyle güzel izlenir ;

    https://unutulmazfilmler.pw/...rables-sefiller.html

    Kitabın japon anime tarzını tavsiye ederim harika çekmişler izleyin ..

    https://youtu.be/YbFOIRXhTjc

    Iyi okumalar..
  • ´Kendi kendine duyulan nefret ağır basıyorsa, aşkına karşılık bulan taraf (şu ya da bu ne­denle) ötekinin kendisine layık olmadığını söyleyecektir. (layık değildir çünkü kendisinden daha iyi birisiyle ilişkiye girmiştir.)
    Ama kendi kendine duyulan sevgi ağır basarsa, her iki taraf da aşklarına karşılık bulmanın karşısındakini alçalttığını düşün­meden, karşısındakinin gerçekten sevilesi olduğunu kabullene­bilir.`
  • Eğer kişi insanların mutluluk,sevgi,sevinç olarak tanımladıkları şeylerin tamamıyla yanlış temeller üzerine inşa edilmiş varsayımlar olduğunu keşfederse yüreğinde derin bir boşluk hisseder..
  • Yankısız kala kala hayatın dışına düşmüş bir sevgi, zehiri kana karışmış bir umut ve yanıla yanıla tükenmiş bir güvenin açtığı boşluk üzerine kurduğu dünyanın katılığı ile mağrurdu.