Sevgili kalbim! Neden hâlâ apartman boşluğunun gün ışığı görmeyen penceresinde kuş sesleri beklersin?

Ali Lidar

Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
16 May 11:52 · Kitabı okuyor

Hayalci _ Gerçekçi _ İhtilalci
"Kalbim yanıyor, Ah sevgili ...etrafımız ne sefaletle çevrili. .. "

_Vatan için /Enver

Sırlar, Yalçın Küçük (Sayfa 48 - Mektuplar /Enver Paşa)Sırlar, Yalçın Küçük (Sayfa 48 - Mektuplar /Enver Paşa)
Tuğçenur Ayas, bir alıntı ekledi.
13 May 11:00 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Herkes gider.
Ne?
Bilmiyor muydun sanki
Sevgili kalbim!
Neden hala apartman boşluğunun gün ışığı görmeyen penceresinde
Kuş sesleri beklersin.

Alengirli Şiirler, Ali Lidar (Sayfa 22)Alengirli Şiirler, Ali Lidar (Sayfa 22)
Aram Adar, bir alıntı ekledi.
11 May 16:52 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Perişan
yırtarak geçiyor kalbimizden
hayatı da törpüleyen zaman

şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde herşey
hem acıya, hem umuda benzer

gün ölümle başlatıyor hayatı
her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor
her sabah ölümü anlatıyor gazeteler
sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf
yeni bir cinayetin rontgenini çıkartıyor gövdeme
beynim sabırla keskin
iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını

bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir
gelirsede bilinir nerden ve nasıl
böyle ölümün yücedir adı
ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası
çünkü ölümün kanıdır besleyen
bir başka baharın tohumlarını
şuramızda birşey var
bizi onduran birşey
acıya saran
umudu kuşatan

kalbim: kalbim mi desem
var kalbim :yaşayan ben
hayatla, ölümle, cinayetle
gazetelerle, radyolarla, eski üniversitelilerle
eski prof hocalarla
yaşayan ben :geç mi kaldık/ kabul edemem
ah benim sevgili annem
oğlun da elbet yurtseverden
birgün bırakır da sizi yüzüstü
yüzüstü değil :elbette bizüstü
bırakırda kötü sarmaşıkları, yaban güllerini
bırakır da sekizyüzlük hırtları,şunları bunları
giriverir senin sıcacık kucağına
yani hem sana karşı, hem senin için
giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına
ölüm mü dedin annem
ölüm senin gibi güzel annelerin
senin gibi güzel çocuklar feda etmiş
o tarih atlasında
bir kırmızı gül olur ancak
koksun diye çocukların bahçesi

şuramızda, tam şuramızda
kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da
bizi yaşatan
günler perişan

Sevdadır Şiirler, Arkadaş Zekai Özger (Sayfa 117)Sevdadır Şiirler, Arkadaş Zekai Özger (Sayfa 117)

Bir Yudum Kitap
Hakikat, fena hâlde ağır bir kelime. Ekseriyetle darmadağın ediyor zihnimizde inşa ettiğimiz dünyayı. Kaçıyoruz bu yüzden. Korkuyoruz belki de. Çehov, "İnsan gerçekten yaşayamayınca,seraplarla avunur." diyor ve ekliyor: "Ne de olsa, tam bir hiçlikten iyidir." Belki de Çehov haklıdır sevgili okur. Hakikatin peşinde tükeniyor ömrümüz. Var olun. 

Anton Çehov - Vişne Bahçesi

Çevirmen: İpek Söylemez, Karbon Kitaplar, s.44-45

 

LOPAHİN: "Ah. Ophelia, peri kızı, dualarında unutma beni!" 

LUBOV: Hadi, yemek vakti geliyor. 

VARYA: Beni çok korkuttu. Kalbim küt-küt atıyor. 

LOPAHİN: Bayanlar ve baylar, izninizle hatırlatmak isterim ki, vişne bahçeniz 22 Ağustos'ta satılmış olacak. Bir düşünün bunu! Bir düşünün! 

TROFİMOV ve ANYA hariç herkes çıkar. 

ANYA: (Güler) Varvara'yı korkutan o adam sayesinde sonunda yalnız kaldık. 

TROFİMOV: Varya birbirimize âşık olacağız diye korkusundan bir an olsun yanımızdan ayrılmıyor. Onun o basit aklı bizim aşkın çok üstünde olduğumuzu anlamaya yeterli değil... Mutlu ve özgür olmamıza mâni olan tüm o önemsiz ve aldatıcı şeylerden kaçıp kurtulmak; işte hayatımızın hedefi ve anlamı bu... İleri! Orada, uzakta yanan o parlak ışığa doğru pes etmek bilmeden ilerleyeceğiz. Geride kalmayın, dostlarım! 

ANYA: (Ellerini çırparak) Ne güzel konuşuyorsunuz! (Duraksar) Bugün de burası bir harika! 

TROFİMOV: Evet, hava muazzam... 

ANYA: Bana ne yaptınız, Pyotr? Eskisi kadar sevmiyorum artık vişne bahçesini... Eskiden öyle çok severdim ki, dünyada vişne bahçemizden daha güzel bir yer olmadığını düşünürdüm. 

TROFİMOV: Tüm Rusya bizim bahçemizdir. Toprak büyük ve çok güzel, üstelik bir sürü fevkalade yerin de ev sahibi... (Duraksar) Bir düşünün, Anya, dedeniz, büyük dedeniz ve tüm atalarınız serf sahibiydi; canlı ruhların sahipleriydiler; ve şimdi bahçedeki her vişne ağacının, her yaprağın ve her gövdenin nir insan gibi göründüğünü hissetmiyor musunuz? Seslerini duymuyor musunuz? Ah, berbat bir şey bu, bahçeniz korkunç bir yer! Özellikle de akşamları veya gece olduğunda ağaçların eski dalları loş bir ışık sızdırıyor ve ihtiyar vişne ağaçları yüz yıl, iki yüz yıl önce şahit oldukları acıların ağırlığıyla çökmüş gibi görünüyorlar. Yine de tüm bunlar iki yüz yıl geride kaldı. Ancak şimdiye kadar hiçbir şey kazanabilmiş değiliz; -henüz geçmişin bile bizim için ne anlam ifade ettiğini tam olarak bilemiyoruz- yalnız felsefe yapıyoruz, sıkıcı olduğumuzdan şikâyet ediyor ve votka içiyoruz. Günü yaşamak için geçmişin kefaretini ödemek gerekir; bunu da ancak acı çekerek, yorucu ve durmak bilmeyen bir emekleyapabiliriz. Bunu anlamalısınız, Anya! 

ANYA: Yaşadığımız ev uzun bir zamandır bizim değil artık... Ben de gideceğim. Size söz veriyorum.

TROFİMOV: Eğer çiftliğin anahtarlarına sahipseniz onları bir kuyuya atın ve çekip gidin! Rüzgâr gibi özgür olun! 

ANYA: (Heyecanla) Ne güzel dediniz! 

TROFİMOV: Bana inanın, Anya, inanın! Henüz otuz yaşında bile değilim, gencim, hâlâ bir öğrenciyim, ancak çok şey gördüm geçirdim! Kış kadar aç, hasta ve yorgunum. Bir dilenci kadar yoksulum ve başıma gelmeyen kalmadı; kader beni sürükleyip durdu. Ancak ruhum her zaman bana aittir; gün ve gecelerimin her anı dile getirilmez önsezilerle doludur. Mutluluğun yaklaştığını biliyorum, Anya, onu şimdiden görebiliyorum. 

ANYA: (Düşünceli) Ay doğuyor. 

Sena Ç, Bir Savcının Not Defterinden'i inceledi.
 05 May 02:18 · Kitabı okudu · 5 günde · 8/10 puan

Bu incelememi sitede ilk tanıdığım avukat olan Sui Generis'e ithaf ediyorum.(ve tabi etiketlemeyi de bilmiyorum).Zor bir zamanimda tanıdığım sevgili Sui ilk inceleme ithaf ettiğim kişisin:)

Dikkat! Bu inceleme savcı olmak isteyen genç arkadaşlarımız için olumsuz içerik içerebilir:)


Geçen sene kütüphanede görüp 1 yıl sonra aklımda beliren bu kitabı sessiz sakin bir vakitte okumak nasip oldu.

Peki ne okudum bu kitapta?

Duruşma salonlarında "Adalet Mülkün Temelidir" yazısının bazen sadece bir cümle olduğunu fiiliyatta bunun karşıt önermeleriyle dolu olduğunu okudum.

"ARADIĞIM ADALET,YİTİRILMESINE YARDIMCI OLDUĞUM ADALET MİYDİ?

Diyen bir savcının çaresiz kalışlarına ortak oldum.


Okuduğum olaylarin gerçek oluşu içimde bir ürperti oluşturdu.Savcılık hakkında kulaktan dolma birkaç bilgi sahibiyken bir savcının girdigi davalar,şahit oldukları,çıkmaza girip zorlanişlari, bana bu mesleğe bakma açısından farklı bir pencere açtı.Gözümdeki saygınlığı daha da arttı.


Ve şunu anladım tüm zihnini hayatını adaman gereken bir meslek .Ben savcılığin zorluğundan bahsederken diğer mesleklere kolay demiyorum yanlış anlaşılmasın ama İşleri gerçekten ciddi ve her girdiğinde içinı kasvet dolduran adliye koridorlarindan tut karakollara kadar hep stresli ve gergin işlerle uğraşıyorlar.(En azindan benim çıkarımım bu,hatam varsa düzeltin:)) Zor...Ben sadece seyirciydim ama benim de stresten sırtıma ağrılar girdi.

Okurken " Allah'im ne acılar var! Cümlesi çıktı istemsiz dilimden.


Bazen okurken sinirlendim.Hani sizinde Tv'de görüp nasıl serbest bırakılır ya da nasil bu kadar az ceza alir dediğiniz katiller var ya savcıyla birlikte öfkelendim bunlara ben.Bazı şeyleri ne kadar uğraşsak da değiştiremeycegimizi gördük gözlemledik sayın savcıyla.Peki Neden?hukuk devleti değil siyaset devleti olunca adalet imaresi zaman zaman geride kalıyordu çünkü.


Kitabın ilk kırk sayfasını okuduktan sonra derin bir nefes aldım.Alışmam gerekiyor,kalbim yansa da bunları okumam gerekiyor biliyorum.
Final haftasına bir ay olmasının verdiği rahatlıktan olsa gerek bir iki kişi dışında kimse yoktu.Boş sıralara baktım ve uyuşmuş başımı kendine getirmeye calıştim.

"BAZI ÖLÜMLERE HİÇ ALISAMAZSINIZ# diyen savcının kastettiği bir bebeğin ölümü...Bir bebek...Günahsız bir melek...İçime oturan acı ,o bebeğin açlık ve bakimsizliktan ölmesi gerçeği karşısinda ne kadar manasızdı.

İçime çöreklenmiş sıkıntı ileriki sayfalarda dağılmadı.Bir savcıdan bana gül bahçesinde gül toplarken ki yaşadıklarını anlatmasını beklemiyordum ama yüreğime ağır geldi bu kadar hayat.Hayat bu kadar acı verici ve ciddi miydi?!

İolayların oldukça ayrintısiź ve yalın anlatıldığı bu kitaptan neden bu kadar etkilendim? Empati yapınca etkilenmemek ne kadar mümkün?

Adliye koridorlari insana gerçek dert neymiş öğretiyor zannımca.Topu topu adliyede bir elin parmağını geçemeyecek kadar bulunmuş olsam da her çıkışimda hayatımda büyüttüğüm sorunlarım için şükrettim.

Şükredelim azizim! Şükredecegimiz cokkk şey var.



Beni öldürmeyen beni güçlendirir hesabı bu kitabi okumak ruhuma ağır gelse de okuduğum için pişman değilim.Bazı tarihi olaylar hakkında araştırma yapmama vesile olacak bu kitap.
Bu kitabı okuyan başka biri benle aynı hissiyati paylasmayabilir.
Farklıyız ve farklılığin verdiği harikaliklardan biri hepimizin kitap sayfalarını cevirirken farkli melodiler eşliğinde kitabı okuması.
Ama eğer hayatınızın bir dönemini adliye koridorlarinda gecirecekseniz sizi bir miktar etkileyebilir diye düşünüyorum.(sui senden geçti tabi:))

Okuduğunuz için saygılar sevgiler..

Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim sensiz ben dünyayı?

Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem,
meltemi istemem.
Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.

Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.

Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim,
Sılası sen olmayan gurbeti istemem, vatanı istemem.

Bir ateş yakacaksa beni kalbimden,
Senin aşkının ateşi yaksın,
Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,
Bu kalbi istemem, ateşi istemem, koru istemem.

Seni göremediğim vahalar bedevilerin olsun,
Ben senin çölünü isterim, suyu istemem.

Sana çıkacaksa durmaz yürürüm,
Sonu sen çıkmayan yönü istemem, yolu istemem.

Ben gönüllü bir köleyim, kulağımda küpem.
Kalbini fethedecekse geçerim bin sina’yı birden.

Yoksa neyime?
Bu fethi istemem, Mısır’ı istemem, cihanı istemem.

Ben Sultan Fatihim, önündeyim İstanbul’un.
Yakarım bu şehri yüzünde bir tebessüm için.

Yoksa gül yüzünü güldürmeyen sultanlığı istemem, İstanbul’u istemem.

Ben bir garip yunusum, yazdığım sensin, yandığım sen.

Senden gayrı bir aşka ben kalemi istemem, kağıdı istemem.

Ben senin ümmetinim, sensin benim efendim.
Senden gayrı, senden başka efendi istemem, sevgili istemem, istemem…

| Avnî |