• https://youtu.be/UYCwB-pOb_g

    Lisede ilk günümdü.okulun girişinde panoda asılı olan listede sınıfımı ararken rastladım ilk defa ona.Parmağıyla aşağı doğru listeyi yoklarken istemsiz bir şekilde parmağının,elinin zerafetine dalmış gözlerim.O kadar naif o kadar masum bir yüzü vardı ki bir türlü gözlerimi alamadım ondan.Öyle ki liste sırasında ''hadi kardeşim senimi beklicez'' diyenleri bile duymuyordum.Durumu fark eden bir arkadaşı ona beni gösterdi.Sonra bana bakıp kaşlarını çattı arkadaşını da alıp gitti.O an beni sınıfıma yerleşme endişesi terk etmiş yerine onu okulda bir daha görememe telaşı yerleşmişti.Hemen arkasından gidip sınıfını öğrenmeliydim fakat arkasından takip ettiğimi anlamamalıydı.Etrafa bakınır gibi arkasından merdivenleri çıkmaya başladım.Tekrar merdivenden köşeyi dönerken beni fark etti ama takip ettiğimi anlamadı.Bu sırada beni gördüğü için biraz bekledim o sırada koridordan sağa döndüğünü gördüm fakat hangi sınıfa girdiğini görmedim.Tam beş tane sınıf vardı acaba hangi kapıdan girmişti derken istemsiz bir şekilde bir sınıfa atıldım.Sınıfta öğretmen vardı.Hocam girebilirmiyim dedim,derken bir çırpıda içeriyi süzdüm orda olmadığını fark edince hocam yanlış sınıfa gelmişim diyip çıktım hemen.Bir yandan çok korkuyor bir yandan da bunu yapmamak için hiç bir sebep bulamıyordum kendime.Sonra bir yan sınıfta aynı taktiği uyguladım.Bu sefer girdiğim sınıfta onu görünce hiç onu aldırmıyormuş gibi yapıp boş bulduğum bir yere yerleştim hemen.Neden böyle birşey yaptım bilmiyorum.Biraz garip biriyim ben, biraz garip seviyorum yani.Daha sonra hoca yoklama almaya başlayınca biraz tedirgin oldum foyam ortaya çıkıcak diye korktum.Sonra hoca benim ismimi okuyunca şaşırdım cevap vermedim hoca tekrar etti ''yokmu burda'' diye başka isim benzerliği olmadığını anlayınca burda diye seslendim.Sonra hoca Züleyha diye seslendi. Burda diyene kafamı çevirip baktığımda gözlerimi üzerinden alamadığım o güzellikten başkasını görmedim.Bir an adını öğrenmenin verdiği sevinçle doldum.Allah'ım sana binlerce kes şükürler olsun dedim içimden.Ne kadar şükretsem az gibi geliyordu zira aynı sınıfa düşmemiz tesadüf olamazdı diyordum...

    Böylece benim için yeni bir kaderin başladığına inandırmıştım kendimi zira daha önce bu aşk denilen duyguyu hiç bu kadar felaketli hissetmemiştim..Fakat hiç de düşündüğümü sunmadı hayat....
    Okulun ilerleyen günlerinde bir türlü merhaba bile diyememiştim Züleyha'ya.Öylesine güzel öylesine hayal gözleri vardı ki onun güzelliğinin yanında kendimin sınıfta kaldığını düşünmeye başlamıştım.Ona bir merhaba diyememenin bedelini depresyon ve ezilmişlik sendromuyla ödüyordum.Henüz iyi tanımadığım biri için fazla olduğunu düşündüğümde oluyordu.Bu tür düşüncelerle kendimi teselli etmeye çalışsam bile nafile avladım hep.Devasa bir mıknatıs gibi çekiyordu beni kendine,vazgeçemiyordum...
    Böyle ben ona açılamadan,bırak açılmayı iki çift laf edemeden beş ay geçti.Züleyha'yla olmasa bile kendime bir yakın arkadaş bulmayı başarmıştım.Bir gün okul çıkışında bir kişiye birden fazla kişinin saldırmaya çalıştığını üzerine gittiğini fark ettim.Tabi dururmuyum hemen olaya müdahale ettim fakat çocuklar aynı şekilde benide rakip bellediler ''sanane lan yavşağ'' dedi birisi.O sözünü bitirir bitirmez kafayı yedi benden,sonra ortalık toz duman falan.Adamları hallettik derken karşımıza dört kişi daha geldi.Bunlar bizi altı kişi dinlene dinlene dövdüler.Adamlar okulda çeteymiş biz nerden bilek tabi sonra anladık.Yediğim dayaktan sonra kavgayı ayırmayıp bizi yerden kaldırmak isteyen delikanlılara sert çıkıyorduk ilk orda tanıdık birbirimizi Fırat'la...Harbi sağlam çocuktu gözüme kestirmiştim.Bu olaydan sonra çok yakın iki arkadaş olduk.Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemeye başladı...Aradığım dostu bulmuştum galiba...

    Sınıfta ki hiç kimseyle samimiyet kuramamıştım onca zamana rağmen.Okulda birgün boş derslerden birinde sınıftaki herkes okulun kantinine bahçesine falan çıkmış ben ise tek başıma kalmıştım.
    Fırat'tan başka okulda arkadaşım olmadığı için sınıfta yalnız oturmayı tercih etmiştim.Sınıfta oturup birşeylerle uğraşırken ERKİN KORAY'ın bu şarkısını oturduğum yerden bağıra bağıra söylemeye başladım bir an ,ne de olsa kimse yok düşüncesiyle.Biraz sonra kendimden geçmiştim ki şarkıya eşlik eden bir yüksek ses duydum kapının arkasında.Ben tabi şarkı söylemeyi kestim,o sıra içeri girdi neden sustun devam etsene dedi.(Ahhh..Ahhh şu an yazarken kalbim o gün ki gibi atmaya başladı desem inanırmısın Hayal gözlüm..)Kapıdan gelen Züleyha'dan başkası değildi.Sesi o kadar güzel değildi belki fakat bana Erkin Koray'dan dinlemişim gibi huzur verdi.Tekrardan bana ısrarcı bir şekilde ''hadi söyle''dedi.O kadar utanıyordum ki ondan yüzüm kızardı,''ben öyle söyleyemem dedim''.Güldü ve ''bunda utanılacak bir şey yok ki''dedi gülüşünü sevdiğim.Israrına dayanamadım belki beklediğim başlangıç budur dedim ve ''o zaman birlikte söyleyelim''dedim hemen hiç düşünmeden kabul etti adını sevdiğim.Birlikte şarkıyı söylemeye başladık o bağırıyor ben hala kıramadığım utancımdan dolayı biraz daha kısık sesle söylüyordum.Hadi sende bağırarak söyle diye o kadar ısrar etti ki bende kabul ettim..Şarkının nakaratında ''oooo sevince derken göz göze gelişimizi hala unutamıyorum.Bu ilk konuşmamızdı.Ben bu olaydan sonra araya hiç mesafe koymadım.sabahları hep derse 10 dk falan geç kalırdı.O geç kalıyor diye bende derse geç kalmış gibi yapar onu bekler birlikte girerdik derse.Bir yıl öyle böyle derken geçti.Onunca sınıfta bölüm tercihlerinde sayısalı seçtiğini öğrendiğimde hemen bende sayısalı seçtim aynı sınıfa geçmek için.Aklım almıyor ben toplama çıkarma bilmem sayısal bölümü nasıl bir aşk bana seçtirdi o zamanda.En yakın arkadaşım Fırat'ta sayısaldı onuncu sınıfa başladığımızda oda bizim sınıfa yerleşti müdüre yalvar yakar...

    Fırat sınıfa girer girmez Züleyha'yla göz göze kesiştiğini fark ettim.Bu durum çok feci.Tahmin ettiğim şeyin gerçekleşmemesini diledim.Evet Fırat en yakın arkadaşımdı fakat ben ona sevdiğim kızı söylememiştim.Bilmiyorum nedenini fakat öyle olması gerekli gibi geliyordu insan sevdiğini herkese söylememeli diyordum.Cahillik işte neler getirdi banave neler götürdü benden...
    İlerleyen günlerde Fırat 'olum ben aşık oldum'dedi.kime diye sorunca Züleyhaya dedi.Ama öyle bir anlatıyor ki sandım ki ben konuşuyorum en az benim kadar etkilenmişti belliydi.Peki benim de Züleyhayı sevdiğimi nasıl açıkalayacaktım ona?İşte bu en zoruydu benim için en iyisi zamana bırakmak dedim birşey söylemedim kırılacağını ve aramızın açılacağını düşündüm bir an.Birgün beni züleyhayla sohbet ederken gördü sonrasında dediki sen samimisin onunla benim için bir konuşurmusun dedi.Böyle bir şey yapamayacığımı söyledim zira bu benim için intihardan başka birşey değildi.Aradan aylar geçtikten sonra tekrar ısrarcı ve kararlı bir şekilde yalvardı yakardı son zamanlarda iyice tükenmişti ben yalnış anlayacağından korkup konuşmaya karar verdim.Ama nasıl konuşmak zaten kendim için konuşamıyorum ulan senin için nasıl konuşayım deseydim bugün bunları yazmazdım belki de...
    Gidip durumu bir şekilde anlattım Züleyhaya.Biraz durdu gözlerimin içine baktı ve ciddimisin diye sordu evet dedim sadece defol git dedi.Bu ne manaya geliyordu anlamamıştım.Gidip aynı şekilde Fırata anlattım.Fırat anlayışla karşıladı ne de olsa daha beni tanımıyor diye kendini avuttu.Daha sonra ki günlerde Fırat kendi konuşmaya başlamıştı onunla.Benim ise öyle canım yanıyordu ki belli etmemeye çalışıyordum....Öyleki birgün ilişkilerinin başladığını öğrendiğimde hayatımda ilk defa alkolü denemiştim.Birgün züleyhanın yakın arkadaşı gelip züleyha seni seviyor ama senin tepkini merak ediyor diye Fırat sevgili oldu dedi.Ben ise benim onda gönlüm yok fıratın duygularıyla oynamasın dedim. ve noktayı koydum.Benim bu hareketim üzerine züleyha pes etmedi Fıratla arkadaşlığını korudu her geçen gün yüzünü benden çeviriyordu sanki öyleki bunu aylar sonra daha net anlamak mümkün oldu.Fıratı tanıdıkça onu gerçekten sevip beni bırakmıştı anlaşılan.Daha başlamadan bitmişti herşey.Ben ise saflığımın salaklığımın bedelini ödüyorum hala aradan yıllar geçti ben onu kalbime gömdüm ama fotoğraflarını ve bu şarkıyı hiç yanımdan ayırmadım.Aradan yıllar geçti okul bitti züleyha psikoloji bölümünü fırat mimarlık kazandı ben ise hiç.Ders dinlediğimmi vardı sanki kafam kara tahtaya değil züleyhanın olduğu yere dönüktü hep.Peki aradan yıllar geçmiş ben nedenmi burdayım..Haftaya en yakın arkadaşımın ve sevdiğim kadının nişanı var.Ben davetli bile değilim unutmuşlar beni.Çaresizim elimden birşey gelmiyor.Bunu okuyanlar beniim zararlı çıktığımı düşünebilirler fakat bana göre ben kazançlıyım.Bugün öte dünyaya koca bir yürek ve çaresizliğimi götürüyorum.Bana rahmet okuyun Dostlar...

    Züleyham bu satırları ölümüm haberimi aldıktan sonra illaki sana okutacaklardır.Şunu bilki ben seni geçen yıllara rağmen hiç unutmadım burda böyle iki satır yazdığıma bakma beni çağırıyorlar fazla zamanım yok sevdiğim o yüzden bu kadar kısa anlatabildim.Ben seni ölene kadar sevicem diyemedim hiç bir zaman şimdi diyorum BEN SENİ ÖLENE KADAR SEVİCEM HAYAL GÖZLÜM ELVEDA.....(Alıntı)
  • DIKKAT DUYGUSALLIK ICERIR GOZYASLARINIZA HAKIM OLAMIYABILIRSINIZ.

    Bana, “sen de kimsin?” der gibi baktığınızı hissediyorum. Ben İsmail`in babannesiyim. Seksen yaşında, parkinson hastası bir kadınım. Sabah yediden gece yarısına kadar, belli saatlerde kullanmam gereken bir çok ilaç var. Alzheimerle karıştırılır hastalığım. Unutkan biri değilim fakat bakışlarım donuk olur bazen, ağzım sıkça kurur, sesim cılız çıkar ve ha deyince yürüyemem; bir durdum mu bir iki saat durduğum oluyor son zamanlarda!

    Tam üç yıl oldu torunumu yitireli. Halsizlikten ve vücudundaki ağrılardan şikayet edip, tetkikler sonucunda kendisine kanser teşhisi konulduktan iki ay sonra mektuplarımı yollayamayacağım bir yere gitti…

    Mektuplar yazıyorum İsmail`e; bazen uydurma da olsa iyi haberler veriyorum kendimle ilgili ve beraber çekildiğimiz fotoğrafın başucunda okuyorum mektuplarımı ona. İsmail`e yazdığım son mektubu okuyacağım size; onun da sizinle paylaşmamı isteyeceğinden emin olarak.

    İsmail,

    Pır pır ediyor kalbim bu mektubu yazarken. Pikapta yine Zeki Müren plağı çalıyor tahmin edeceğin gibi. Sana teşekkür etmek istiyorum; odanda, kendi başına kaldığında rock dinleyen sen, benimle sanat müziği plakları dinledin ve bir kez olsun sitem bile etmedin bana.

    Babannesiyle sanat müziği plakları dinleyen ve kış için kurutma hazırlayan yirmi üç yaşındaki gencecik bir adamın nefesi nasıl tükenir, gözü nasıl kapanıverir diye çok düşündüm ve küçük bir sebep buldum kendimce.

    Hatırlıyor musun İsmail, bir sabah, kahvaltıda, “Şimdi Uzaklardasın” şarkısını söylüyordu Zeki Müren. Sen bana demiştin ki, “babanne, bu akşam seni rock bara götüreyim mi?” “Deli deli konuşma, benim ne işim olur öyle yerlerde!” diye çıkışmıştım sana. Gülümsemiştin… “Çok isterim bana eşlik etmeni” demiştin de, yine azarlamıştım seni.

    Odanda, senden kalan hatıralara usulca dokunurken, gittiğin rock bara ait kartviziti gördüm geçen gün. Varlığında fark edemediğim önyargılarımı, tutuculuğumu yokluğunda fark edebilmek acıtıyor içimi… Evden zar zor çıkabilen ben, bayram günüymüş gibi giyinip kuşandım dün akşam, taksi çağırdım ve zemin katta oturmama rağmen, evin kapısından çıkıp da taksiye binene kadar sanırım on beş dakika geçti. Şöför bey de, kapıcımız da bana yardım etmek istedi fakat kabul etmedim bunu. Dün akşama dair sana anlatacağım her şeyi tek başıma becerdim!

    Dilim dönmedi rock barın adına;Türkçe ve İngilizce karışımı bir adı vardı ve adresi de ezberleyemediğim için doğrudan kartviziti uzattım şöför beye, “kartvizitte yazılı yere gideceğiz” dedim. Şaşkınlıkla baktı adam, “ne yapacaksınız orada?” diye sordu. “Rock dinlemek istiyorum” dedim. Normal karşılamayacağını tahmin ediyordum zaten bu durumu! Neyse, başka bir şey demedi ve yol boyu Ferdi Tayfur dinleyerek ulaştık mekana. Zar zor indim taksiden yardım teklifini reddederek. Baston da işe yaramıyor artık; sanırım yürüteç kullanmalıyım. Birkaç basamak çıkmam gerekiyordu bardan içeri girmem için. Korktum İsmail; çok korktum basamakları ağır ağır çıkarken…

    İçeri girdiğimde loş bir ışık, beynimi delercesine bir elektro gitar sesi, başlarını bir o yana, bir bu yana sallayan gencecik insanlar ve bir çok bira şişesi…İlk hissettiğim, gözlemlediğim bunlardı. Kapıda kalakaldım… “İsmail, neredesin?”dedim…”Babannen geldi İsmail” dedim…Bir anda bir çok bakış yöneldi üzerime. Gençlerden biri, “ohaa, gelene bak!” dedi. Bir başkası, “hanginizin ninesi lan bu?” dedi; gülüşmeler, alaylar, beni süzmeler…Bir barmen geldi yanıma, “teyze, yanlış geldin sen; koluna gireyim de çıkartayım seni” dedi. “Hayır” dedim, “doğru geldim, rock dinleyeceğim” Güldü, “yapma teyze, burası sana göre değil!” dedi. Kolumdan tuttu.”Bırak beni” dedim. Sesimi duyuramıyorum da; hem müzik, hem de biliyorsun, sesim bazen çok cılız çıkıyor hastalıktan ötürü. Anlamadı, birkaç kez dedim “bırak beni” diye. Bıraktı…Gözüm seni aradı İsmail… Yadırganacağımı biliyordum fakat içine girmeyince anlayamıyor insan. Öyle çok iğnelediler ki, öyle çok alay ettiler ki benimle… Ve birden müzik kesildi. Solist kadının bana doğru geldiğini gördüm. Hışımla geliyordu benden yana, korktum, elimle yüzümü kapadım…Öyle bir bağırdı ki, “insan mısınız be, ne istiyorsunuz teyzemden!” diye. O bağırdıkça, o kızdıkça nasıl rahatladım biliyor musun İsmail! Fakat elim yüzümdeydi hala ve gözlerimi kapamıştım…”Korkma teyzem” dedi kadın. Elimi çekti yüzümden. “Hadi aç gözlerini teyzem” dedi. Açtım…Kimseden çıt çıkmıyordu. “Hoş geldin, ben Pınar” dedi gülümseyerek. “Hoş buldum kızım” dedim. “Nereye oturmak istersin söyle, doluysa bile boşaltırız!” dedi. Baktım masalara öylece, bütün masalar doluydu ve herkes bana bakıyordu, “Boşver bu şerefsizleri, gel seni sahneye çıkartayım, yanımda otur” dedi. “Yok kızım, sağol, oturt beni bir köşeye” dedim. Duymadı beni. Tekrarladım yine birkaç kez. Bir genç adam çıkıştı Pınar`a, “sen kime şerefsiz diyorsun!” dedi. Bir masadan bira şişesi aldı Pınar, çarptı masaya, ikiye bölündü şişe, bira masaya döküldü olduğu gibi. “Pislik herif, fırlatayım mı bunu yüzüne !” dedi. “Sakin ol be, tamam, yok bir sorun “derken, bu sefer adam kapamıştı eliyle kendi yüzünü. Beraber sahneye çıktık Pınar`la. “Teyzem, seni zor duyuyorum, dur bir yaka mikrofonu takayım sana “ dedi. Yanımdan ayrılmasıyla gelmesi bir oldu sanki. Bluzumun üst kısmına küçük bir mikrofon taktı. “Herkes adına özür dilerim senden, misafirimizsin teyzem, rahat ol benim yanımda” dedi. “Teşekkür ederim kızım” dedim. Korkum geçti iyice. “Biliyorum beni yadırgadınız” dedim. “Seni kim yadırgadıysa, bir parça delikanlıysa söylesin yüzüme!” dedi Pınar. Kimseden ses seda yok! “İsmail çok gelirmiş buraya; hem kendim için, hem de onun için geldim” dedim. “İsmail kim?” diye sordu. “Torunum” dedim, “üç yıl önce vefat etti” dedim…”Başın sağolsun teyzem” dedi, “ben bir aydır sahne alıyorum burada” dedi. “Beni getirmek istemişti buraya da ben istememiştim” dedim. Helal olsun İsmail`e!” dedi. Sarıldı bana. “Helal olsun sana da teyzem, geldin işte” dedi. Elimi öptü…Birden alkış sesleri koptu kıyamet gibi! Benimle alay edenler bile alkışladı beni. “Soft rock sever misin?” diye sordu bana. “Sen söyle kızım, dinlerim ben” dedim. Yine gülüşmeler; ama kaba saba değil öyle. Gülümsedi Pınar. “İsmail için söylüyorum teyzem” dedi. Konuşur gibi, hatta mırıldanır gibi, sakin sakin söylemeye başladı şarkısını.

    Karalara büründük
    Kıyılara varmalı
    Bizi mahvetti şehir
    Artık mavilenmeli

    Bir gemiye binelim
    Derya deniz gezelim
    Zaman,mekan silinsin
    Kendimizden geçelim

    Bir parça incelik beklediğimiz
    Bir parça mutluluk dilediğimiz
    Bir parça özgürlük istediğimiz
    Bir parça da sevda düşlediğimiz

    El yazımızla yazmalı artık…

    Yıprandık be yıprandık
    Buralardan göçmeli
    Dünya üç günlük dünya
    Artık yenilenmeli

    Bir buluta girelim
    Yağmur olup düşelim
    Yeryüzüne değil de
    Yar yüzüne değelim

    Bir parça incelik beklediğimiz… diye süren bir güzelim şarkı…

    “Sevdin mi teyzem?” dedi Pınar. “Ne rocktı bu?” dedim, “Soft rock teyzem” dedi. “Güftesi, bestesi kimin?” dedim. “Ben kendi şarkılarımı söylüyorum teyzem” dedi. “Aferin sana kızım” dedim. Orkestra, Pınar, gençler, barmenler, herkes beni sahiplenmişti; böyle hissettim bir anda. Birkaç şarkı daha söyledi Pınar. Hepsi çok güzeldi. Ah İsmail, hayatta olaydın bu kızla evlenmeni çok isterdim!

    “Şimdi, benimki gibi bir mikrofon vereceğim sana teyzem” dedi Pınar. Şaşırdım. “Beraber bir şarkı söyleyeceğiz” dedi. “Ben söyleyemem kızım, sesim çıkmıyor zaten” dedim. Duymazlıktan geldi beni. Tutuşturdu elime bir mikrofon. “Söyle teyzem, ben eşlik ederim sana “ dedi. Utandım…”Ben sanat müziği severim “dedim. “Söyle be, sanat müziği söylesin teyzem “dedi. Seni düşündüm İsmail…Boğazım düğüm düğüm oldu… Birden alkış sesleri…Baktım gencecik canlara, her biri İsmail`di sanki, her birinde seni gördüm…

    “Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu…”

    Sesime Pınar`ın sesi eklendi, Pınar`ın sesine bardaki gençlerin sesi eklendi, onların sesine senin sesin eklendi İsmail…

    “Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu…”

    Ağladım İsmail; ben ağladım, Pınar ağladı, gencecik çocuklar ağladı… Sarıldılar bana İsmail, öptüler elimi, saçımı okşadılar, babanneni çok sevdiler İsmail…

    Pınar, kendisi bıraktı beni eve dün gece. Bende kaldı, ona baktıkça seni yad ettim. Kahvaltımı hazırladı bu sabah; kahvaltıda soft rock şarkılar dinledik beraber… Bana “babanne” dedi… Çok mutlu oldum ben…

    Babannesiyle sanat müziği plakları dinleyen ve kış için kurutma hazırlayan yirmi üç yaşındaki gencecik bir adamın nefesi nasıl tükenir, gözü nasıl kapanıverir diye çok düşündüm ve küçük bir sebep buldum kendimce.

    Senin ruhunda sanat müziğinden de, rocktan da,bütün müziklerden de çok ayrı bir müzik vardı; evrenin müziği vardı senin ruhunda. Ruhunda böyle bir müzik olanlar, ruhundaki müzikle yaşamı, doğayı, evreni hissedenler öyle nadir, öyle naif ki, senin gibi çekiliveriyor canları bu dünyadan.

    Benim seçimlerime, yaşam tarzıma, dinlediğim müziğe hep saygılı oldun sen fakat ben beceremedim bunu. Senin ruhunda hissettiğin müzik öyle sarıp sarmalayıcı, öyle barışçıl ve evrensel ki, ben, müziği, duyduğum ve duyulabilen müziklerden ibaret sanmışım bunca yıldır.

    Senden özür diliyorum İsmail; ruhundaki müzikle, ruhundaki yaşamla, doğayla, evrenle yaşayan ve yaşamış bütün canlardan özür diliyorum. Beni affet sevgili torunum, beni affedin canlar…

    Bana, “sen de kimsin?” der gibi baktığınızı hissediyorum. Ben İsmail`in babannesiyim. Seksen yaşında, parkinson hastası bir kadınım. Kalan ömrümü ruhumda dirilen müzikle geçireceğim.

    Seksen yaşında öğrendim müziğin evrensel olduğunu; bana ne mutlu ki, huzur içinde öleceğim…

    Ergür ALTAN
  • Herkes gider
    Ne? 
    Bilmiyor muydun sanki
    Sevgili kalbim! 
    Neden hala apartman boşluğunun
    gün ışığı görmeyen penceresinde
    kuş sesleri beklersin...
  • Cesaret sevgili kalbim.
  • Saçlarımda dolunay taneleri eriyor
    Saçlarımda bir kızılderili reisi
    Oturmuş barış çubuğu tüttürüyor
    İsmi:Mehtapta öpüşen iki sevgili
    Kalbim küs oysa, kalbim yalnız bir kovboy
    Nedense şimdi evinden çok uzakta
  • «Ah sen, benim tatlı, yabansı, sevgili kalbim, » dedim.