"Her toplumda insanlar yaşamak için çalışmak zorundadır. Pek çok toplum, işi kölelere yaptırmak ve böylece de özgür insanı, kendisini "daha soylu" uğraşlara adayabilecek duruma getirmekle bu sorunu çözmüştür. Bu toplumlarda, çalışmak, özgür bir insana yakışmaz. Ortaçağda da, çalışma yükü, toplumsal hiyerarşide çeşitli sınıflar arasında eşit ölçüde dağıtılmıştı ve bir hayli kaba sömürü görülüyordu. Ama işe, çalışmaya karşı tutum, daha sonra modern çağda gelişen tutumdan çok farklıydı. Çalışma, pazarda kar sağlayacak şekilde satılabilecek bir meta üretmek şeklinde soyut bir anlam taşımıyordu. İnsan, somut bir talebe yanıt vermek amacıyla çalışıyordu ve bunun somut bir anlamı vardı: hayatını kazanmak. Max Weber‘in özellikle işaret ettiği üzere, geleneksel yaşam standardını korumak için gerekli olduğundan fazla çalışma itkisi yoktu. Ortaçağ toplumlarındaki bazı gruplarda, çalışma, üretken yeteneğin gerçekleştirilmesi olarak zevk veren bir şeydi belki; grupların pek çoğuysa, zorunlu oldukları için, bu gerekliliğin dışarıdan gelen baskılarla yönlendirildiğini hissettikleri için çalışıyorlardı. Modern toplumdaki yeni gelişme, insanların dış baskıların etkisiyle değil de içten gelen bir zorlamayla çalışmaya itilmeleriydi; bu zorlama onları, diğer toplumlarda son derece katı bir efendinin buyruğu altında çalışan insanlar kadar ağır ve çok çalışmaya itiyordu. İçsel zorlanım, bütün enerjileri çalışmaya yöneltmede herhangi bir dış zorlamadan daha etkiliydi. Dış zorlanıma karşı her zaman için çalışmanın etkililiğini engelleyen ya da insanları zeka, girişimcilik, sorumluluk gerektiren herhangi bir farklı işi yapamayacak duruma sokan belli bir başkaldırı vardır. İnsanın kendisinin köle ağasına döndüren çalışma zorlanımı, bu nitelikleri engellemiyordu. İnsan enerjisinin en büyük