Büyük yazarın ilk büyük romanı sayılan Budala, DOSTOYEVSKİ'nin, kişinin içsel sorunları ve toplumdaki varoluşunu en çıplak biçimde ele aldığı yapıtlarından biridir. 1868 yılında tamamlanan Budala'nın kahramanı Prens Mışkin, tıpkı DOSTOYEVSKİ gibi sara'lıdır. Tedavi için gittiği İsviçre'den bitkin halde döner. İnsanlardan iyice uzaklaşmış, kendi iç dünyasına kapanmıştır. Mışkin, dış dünyadan kopukluğu ve budalalık derecesinde iyi yürekliliği temsil eder. DOSTOYEVSKİ'nin ruhsal bir arınmayı işlediği bu büyük eser, hem bir tragedya hem de bir aşk romanıdır.
Edebiyat klasiklerinde bir çok kitaba imzasını atan DOSTOYEVSKİ’nin en önemli başyapıtlarından birisi olan “Budala” romanı 19. Yy, Rusya’sında geçmektedir. Mışkin adlı baş karakterin gözünden bizlere oldukça derinlemesine analizler ve tespitler aktaran yazarın kitabında yer yerse kendinden parçalar bulunmaktadır. En çok değindiği konulardan birisiyse yine aşktır. Sıradan bir vatandaşın bir çok kesimle etkileşiminden doğan ilginç ama kayda değer verileri okuyucuya o kadar etkin geçiren usta yazar adeta bir roman ziyafeti sunmaktadır.
DOSTOYEVSKİ’nin başyapıtlarından biri olan Budala’da, 19. Yy, Rusya’sının çalkantılı yaşamının mükemmel bir yansımasına, zaman zaman yazarın sarsıcı özyaşam öyküsünün izlerine ve onun zihnindeki ideal insanın ete kemiğe bürünüşüne şahit oluyoruz. Her eserinde olduğu gibi, Budala’da da insan varoluşunun yakıcı sorunlarını yarattığı karakterler üzerinden sorgulayan DOSTOYEVSKİ, romanının örgüsünü ‘Budala’ denecek kadar kötülük bilmez Mışkin karakteri ile onun etrafını saran sıradan insanlar, sarhoşlar, serseriler, divaneler, soylular ve düşkünler arasında dokumaktadır.
"Budala" DOSTOYEVSKİ'nin eserlerinin arasında okuduğum ve beni herzaman derinden etkileyen bir şahaser olduğunu