Hepimiz akşam olsada yatağımıza girip hayal kursak diyoruzdur.
Kirpiklerimi yalnızlığın beni esir aldığı bu dünyanın üzerine örter, uyumadan evvel kendimi hayallere teslim ederdim. İmkansızdı, bilmiyor değildim. Ancak en güzel imkansızlık, geceleri uyumadan önce kurduğum hayallere sakladıklarım değil miydi? Zaten biz aydınlıkta kaybolmasından sakındığımız o kırık hayalleri gecenin karanlığında koynumuza sarıp usul usul sevmek için bitirmiyor muyduk günleri?
Sayfa 146·Kitabı okuyor
TÜRK(!) HAFİF MÜZİĞİ...
(...) 60’lı, 70’li yıllardan itibaren toplumumuza, 30’larda tepeden inme biçimde giremeyen Batı müziği formları girmeye başlar. Batı müziği, aslında “kanto” tipi hoppa nağmeleriyle Osmanlı döneminin sonlarında belli çevrelere girdiyse de, tutunamamış ve topluma yayılamamıştır. Fakat Batı’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde gelişen “pop” ve “rock” türü müzik, bütün dünyada olduğu gibi bizdeki yeni nesiller arasında da derhâl karşılık bulur ve Türk müziğinin yerini almağa başlar. Evvelâ “hafif müzik” adı verilir bu tarza. Bu tarz beste yapmayı bilen pek kimse olmadığı için, başlangıçta, dışarıda revaç bulmuş bestelere Türkçe güfte yazmak sûretiyle iş götürülür. Fransız, İtalyan, Amerikan, bu arada Beyrut’tan yükselen aynı havada melodiler, büyük şehirlerde oluşmaya başlayan zengin ve -ekseriya dışarıda- okumuş sınıfın ruh hâlinin tercümanı olur. Bunların sözleri de, melodileri kadar yenidir: Türk tipi münasebetler yerine, “alafranga ilişkiler” üzerine yazılır bu sözler. Bütün bir müzik kültürümüz “sevmek-terketmek” diyalektiğine sığdırılır. Bütün ifade son derece basit basit ve hafiftir burada: Gel veya git… O kadar!
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997, Feyyaz Aksakal imzasıyla) Müzik Zevki ve Cihad Şuuru Hakkında
Akademya Yazıları
Mustafa Kemal de nihayet bir insan idi, onun da bir kalbi vardı. Sevilmek tarafı kadar şiddetli olmasa bile, sevmek hassası her insan gibi onda da kuvvetli idi. Çok şık bir gençti, itina ile
Sayfa 30
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri:
Sevmek üzerine irdeleme
"Ben seni seviyorsam bundan sana ne?" Belki de samimi olan, kendi anlamından sebep yalnız "ben"dedir. İki kişi belki de asla samimi olamaz, hayat belki de bu yüzden başlangıcı ve bitişiyle tek kişiliktir. Dışındaki ambalajın yırtılmasına kim izin vermiş ki içini bilelim, içini bilmek yetmiyor. Daimonion'unu duyan var mı hala? Ben seni seviyorsam, bu artık seni bağımsızlaştırdığım bir mesele haline dönüştüyse benim için bir ürünün hammaddesi olmaz mısın? Aşk bir üretim mi? Yaratıcılığın büyüsüyse evet aşk bir üretim, o halde aşk belki de yalnızca bir ürünleştirme eylemi. Fakat hayır aşk bir kırılganlık da olabilir, bir dönüşümün başlangıcı "hem yarabandı hem yara" Yani ben, seni sensiz seversem, bıraktıklarını imgelere dönüştürüp seni zihnimdeki ben olarak sevmiş olur ve sonuç olarak seni değil kendimi sevmiş olurum. Peki öyle olsa neden bir başkasını yani seni ("ben" de olan ya da hiç olamayan) sevmeye ihtiyaç duydum? Belki de ben göremediğim "ben"e sende rastladım ya da bilmediğim bir gizin ardında merakımı dolandırdım. Seni severek kendime mi yaklaştım, yoksa seni sevdiğim için eski kendimden mi uzaklaştım?