Korkular, görünmediği zaman insanı ürkütmezdi. Lakin elle tutulur bir hâl aldıklarında en büyük imtihan olurlardı. Benim ise en büyük korkum geçmiş olmuştu. Gömmek için canımı dişime taktığım, küçük bir kız çocuğunu ağlatarak elinden aldığım geçmiş...
Bayrağı için savaşan insanda korku olmazdı. Bunu bilmeyenin bayrağı da vatanı da olmazdı. Korkusuzca savaşıp yıllar yılı atalarının kanıyla sulamadığın toprak ise senin vatanın asla olamazdı.
Şehitlikte yine derin bir sessizlik hâkimdi. Tek tük insan vardı. Hepsinin başında Türk bayrağı dalgalanan kocaman, beyaz mezar taşları... Vatan için canını veren her yaştan insan... Biz geride kalanların tek ortak durağıydı burası. Söyleyecek çok şey vardı belki ama herkes susuyordu burada. Çünkü derin acıların sesi olmazdı. Geride kalanların acıları ise fazlasıyla derindi.
Babamın sadece tek bir fotoğrafı vardı evde. Salonun başköşesine asılmış, üniformalı tek bir kare... Yirmi yıldır ciddiyetle oradan bakıyordu bize. Annemin dediğine göre tek fotoğrafı buymuş. Çünkü fotoğraf çektirmeyi sevmezmiş. Yalan söylüyordu. Tek fotoğraf bu değildi. Annemin hepimizden sakladığını düşündüğü bir albümü vardı yatağının altında. İçi hep babamın fotoğraflarıyla doluydu. Onun haberi yoktu ama ben bulmuştum o albümü. Onun haberi yoktu ama ben defalarca annemi, geceleri yatağın boş tarafına o albümü koyup, babamın fotoğraflarına titreyen parmaklarıyla dokunup ağlarken de görmüştüm. Giden gidiyordu ama hayat geride kalana zordu. Ölüm tek kişilik değildi. Tenine soğuk değmesin diye gözünden sakındığını, kendi eliyle soğuk toprağın bağrına verenin ruhundan da bir parça girmez miydi o mezara?