ozakiabi, bir alıntı ekledi.
37 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çile dediğim şey, yazı yazmak değil, o gazetelere girip çıkmaktı. Benim o çevrede çilem, kadın yazar olmaktı. O yokuşu, bu yüzden istemeyerek çıkardım. O gün, bir kadın yazar olmak şöyle bir şeydi: Yazı işleri müdürünün odasına girersiniz. Dost olurdunuz. Kadın olduğunuz için gözler tümüyle sizdedir. Projektör gibi üzerinize yapışır her bir göz. Diğer masallardaki insanlar bırakmazlar. Onun için ben, hikayemi bırakıp bir an önce kaçmaktan başka bir şey düşünmezdim. Öbür genç kadın yazarlar da Babıali'de aynı şeyi hissetmişlerdir. Yazınızın yerine sizinle ilgilenmeye başlamaları, beni müthiş deli ederdi. Yüzlerine bakamazdım.

Peride Celal

OT Dergi Sayı: 02, KolektifOT Dergi Sayı: 02, Kolektif

Hiçbir soruya cevap veremiyorum herşey mümkün hiçbir şey mümkün değil gibi geliyor. Sanırım beynim boş bir levha halini aldı .Hayırlı olsun

Züleyha, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

İnsan, her mevsim buğday, arpa gibi mahsuller toplamak istiyorsa da zamanı gelmemişse bir şey toplayamaz.
Bakınız!
Kış mevsiminde, harman yerinden buğday toplayamazsınız.
Çünkü harman yoktur.
Bu da aynen bu şekildedir.
Allah-u Zülcelâl'in kulları için RAMAZAN AYI da hayırların harman ayıdır.

Ramazan Risalesi ve Üç Aylar, Seyda Muhammed Konyevi (Sayfa 21)Ramazan Risalesi ve Üç Aylar, Seyda Muhammed Konyevi (Sayfa 21)
Okuryazar@, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

"Tüh! Bir toplantıda, kişinin özel işlerinden söz etmiştim. Ne kadar aptalmışım. Sizin gibi insanlar için tam aranan lokma. Daha bir şey anlayamadan cankurtaran simidi gibi ona sarılırsınız. Bununla da ne kadar gururlansanız yeridir, doğrusu!

Suç ve Ceza, Fyodor Mihailoviç DostoyevskiSuç ve Ceza, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Hırsız gibi olan ego ve onun işleriyle ilgilenme. Rabbinin işi hariç her şey boştur, boş!
Mesnevi II-1063

Yoruma muhtaç bir giriş yazısı
Yorgunluk belirtisi insandan insana değişir miydi bilinmez ama onun göz kapaklarından aşağı doğru akıyordu. Uyku üzerine doğru geliyorken son bir çaba ile gözlerini açıp ayağa kalkmayı başarması onu sevindirdi. Ceketini üzerine geçirmek için kapıya doğru yönelirken arkadaşlarından ayrılmak için gerekli konuşmaları yapabilmişti. Yorgunluk ve uykunun verdiği tatlı dalışlardan yüzerek kurtulup, suratına çarpan sert ve soğuk rüzgarla birlikte yağan kara beyninin içinden küfreden bir serzenişle cebinde arabanın anahtarını aradı. Anahtarı yakalayıp çıkarırken arabayı uzağa park etmiş olduğunu hatırlayarak sinirli adımlara küfrü basarak eşlik ettirdi. Karda çatırdayan ayak seslerinin gecenin sessizliğine verdiği, aslında normalde hoşuna giden bu sesin verdiği gürültüde uykusunun kaçtığını fark etti. Madem uykum kaçtı biraz yürümenin zararı olmaz diye düşünerek ıssız sokaklarda yalnızlığın ve sessizliğin tadını çıkarmaya başladı. Dar sokakları severdi ve gördüğü bir dar sokağa girme isteği onda karşı koyulmaz derecede hisler uyandırırdı. Bu hep böyleydi, nedeninin hiç bir önemi yoktu onun için. Bir şey zevkli ise onu yapmak gerekir ve sorgulanmasına gerek yoktur. Her zaman savunurdu derdi ki, eğer başka bir varlığa zarar vermiyorsam yaptığım şey başka biri için anlamsız olsa bile bana keyif vermesi onu yapmam için yeter sebeptir. Düşünmek gereksizdir neden sevdiğin üzerine.

Karşısında duran dar sokağın büyüleyici güzelliğine tereddütsüz kapıldı. Kar yağışının artması, sırtında sadece ceket olması, soğuk rüzgarın kulaklarını kızartması, burnunun uyuşmuş olması önemli değildi. Sadece keşke montu arabada bırakmasaydım diye bir saniye bile sürmeyen iç geçirmenin dışında pişmanlık duymadı. Kar iyice hızlanmış ama bu o dar sokağa daha dar ve güzel bir hava katmıştı. Bazı noktalarında üç kişi yan yana yürüyebilecek genişlikte olsa da genel olarak iki kişilik bir sokak olduğu kanısına vardı. İki taraftan evlerin birinci katlarının saçakları gökyüzüne doğru daha da bir daraltmıştı sokağı. Gökyüzü geniş ve sonsuz görünmüyordu. Düz bir çizgiden akan beyaz tanecikler arasında yürümenin keyfine diyecek yoktu. Her şey çok güzel gidiyordu.

Kar durmaya başlayıncadır ki yarım saattir yürüdüğünün farkına vardı. Farkına vardığı tek şey yarım saattir yürüdüğü değildi, yarım saattir aynı dar sokakta yürüdüğüydü. Bir sokak ne kadar uzun olabilir ki yarım saattir yürüyorum, alt tarafı bir sokak diyerek yürümeye devam ediyordu ama sokağın hala bir sonu da var gibi görünmüyordu. Durdu, gökyüzüne baktı, havanın açmış, bulutların dağılmış, yıldızların ortaya saçılmış olduğunu gördü. Ay ışığının dar açıklıktan üzerine doğru gelerek tüm sokağı nasıl aydınlattığını izledi bir süre. Daha ne kadar yürütecekti, arkasını döndü, geri dönse bir yarım saat daha yürüyeceği kesindi, ilerlese ne kadar yürüyeceği belirsizdi. Acaba geride çıkışlar vardı da kârdan dolayı kaçırmış mıydı? Bu imkansız geliyordu çünkü kaçırabileceği kadar geniş bir sokak değildi. Hava soğuk değildi artık, ilerlemek zorunda kaldı, yürüyordu, yürüdükçe terlemeye başladı. Ayaklarının altında ezilen kar sesini duymaz oldu. Yere baktı ki değil kar bir ıslaklık dahi göremedi. Gökyüzüne çevirdi yüzünü ayın yerinde güneşi gördü. Yıldızlar yoktu artık. Gün doğmuştu. Nasıl olur dedi eli saatine gitti, yanılmıyordu gece bitmemiş olmalıydı.

İlerde bir kapının önünde beton yükseklik gördü ve inanılmaz bir oturma isteğiyle yığılıverdi. Sırtını kapıya aklını içinde bulunduğu duruma verdi. Neredeydi, ne oluyordu?

Mavi Kelebek, bir alıntı ekledi.
 2 saat önce

Çarşamba günü size söylediğim o kaya gibi cümlemi hatırlıyor musunuz:
'Neysen o ol?' Bugün size ikinci kaya gibi cümlemi söyleyeceğim:
'Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir.'

Nietzsche Ağladığında, Irvin D. YalomNietzsche Ağladığında, Irvin D. Yalom
Saniye SAFKAN, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Doymak mümkün mü?
"Açlık, savaş, geri kalmış­lık ve inanılmaz felâketlerle ilgili haberleri, kitleler, masal dinler gibi dinliyor. İşte böylesi bir yaşam önümüzden ge­lip gidiyor. Sen, kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. O, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. Bir başka kentte. Bir başka ülkede. Herkes bir başka kentte. Herkes bir baş­ka dili konuşuyor. Ya da anlamaya çalışıyor. Aynı dili ko­nuşan iki kişi yok. Her sözü, insanın kendisi için söyledi­ğine inanıyorsun. Her söylenen söz, bir biçimde insanın kendi kendini onaylaması. Karşısındakine bir şey anlat­mak istese de, gene kendi gerçeğini, bilmişliğini ya da doğ­ru algılayışını kanıtlamak için söylenen sözler. Bir bede­nin üzerinde dolaşan her el, kendi bedenini okşamak is­tercesine dolaşıyor öteki beden üzerinde. Doyum içinde ayrılacağımı sandığım bu yaşamdan, zaman zaman algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılamayacaksın. Hiç yaşamamış gibi. Doymak mümkün mü?"

Yaşamın Ucuna Yolculuk, Tezer Özlü (Sayfa 12 - Ada Yayınları)Yaşamın Ucuna Yolculuk, Tezer Özlü (Sayfa 12 - Ada Yayınları)
merve gökgöz, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Bir şey geldi bize, bereketi olmayan ekmeksiz yenilen yemekler gibi.

Giderken Söylenmiştir, İbrahim Tenekeci (Sayfa 22)Giderken Söylenmiştir, İbrahim Tenekeci (Sayfa 22)