Bu hafta birkaç öykü kitabı okudum. Günlük konuşma dili kurmaca metinlerin olmazsa olmazı belki fakat yazarın da biraz ayrışması gerekiyor diye düşünüyordum. Bu isteğimi Eroğlu'nun kitabında buldum diyebilirim. Sanki sözlük okuyan birinin kitabını okudum. Tarzı diğerlerine göre daha farklıydı. Dolunay Böcekleri Poe tadında bir ülke gerçeği olduğundan aklımdan çıkmıyor. Salon Bitkisi Almanya göçünün kadınlar üstündeki korkunç yansıması tüylerimi diken diken etti resmen. Bir öykü vardı ki Canımızı Okuyanlar zihninin içine girip beni karakterle özdeşleştirdi hiç böyle bir metin okumamıştım. Edebiyatımızda yeni şeylerin olması yazı evrenine renk katması ayrıca kadın bir yazarın bunu başarması gurur verici. Şeyda Hanım'ı tebrik ediyorum. Umarım yeni bir kitapla karşıma çıkar. İlkler listeme yazdığım bir isim oldu.
Kapanalı çok olmayan kesik yarası kadar acıtıyor artık duyamadığım sesinin yumuşak yarenliği. Şimdi sana bakarken tek hissettiğim şuramda sönen yaşamak sevinci.
Bazen denk gelinen kitaplar, seçerek okunandan daha büyük etki yaratır insanda. Hatta beni anlayan kitapların yeri bir ayrıdır bende. Bugün uzun zamandır kosusturmacanın içinde olan hayatıma bir mola vermek istediğimde denk geldik kitapla. Öykü kitaplarının özelliğide bu değilmidir zaten? Bu güzellikte 18 öyküden oluşuyor. Kitap iki bölüme ayrılmış #zamanınicinde ve #zamanındışında şeklinde. Benim en dikkatimi çeken kısmı yazım dili, her bir öykünün kendine ait bir hissiyatı ve kesinlikle farklı bir türe ait olmasıydı. Bunu başarmak helede ilk kitapta başarmak, muazzam bir detay benim nezdimde.
Okurken sizi düşündürecek, güldürecek, araştırma yaptıracak ve bence en çok sizi kendinize yansıtacak keyifli bir kitaptı. Uzun zaman sonra kitap okurken şarkı dinleten bu kitap kesinlikle tavsiyemdir.