Hevybanû yanıt olarak bir çocuk edasıyla omuz silkti. İçinde büyütemediği küçük bir kız çocuğu var gibiydi ama o kiz çocuğunu büyütmek için de çok yanlış topraklara adım atmıştı. Çünkü burada yüreği anca acıyla karılır, kanla sulanırdı.
Annemin kendisine yuva bildiği ve beni kapısından içeri bir kez almaya tenezzül etmediği cehennem ateşinin tam ortasina düşüvermiştim ama özlediğim, duyumsadığımda ciğerimi yakan o koku; tam da burada kol geziyordu. Gözlerimi yumdum. Hasretinden her geçen gün zihnimdeki hücrelerin öldüğü o kokuyu, barut kokusunu; derin derin nefesler eşliğinde ciğerlerime doldurdum.
'Sana geldim, anne.
Senin topraklarına.
Senin kokuna.'
“Orada insanlar gözünün önünde patır patır ölürken, bomba seslerinden kulakların duymaz hale gelirken, mideni düşünemiyorsun anlayacağın. Hayatta kalacak kadar yiyoruz yani…”