Hayatımız boyunca, ben ve kardeşlerim. Hep babamızın ve annemizin yaptığı hataların sonuçları ile yüzleştik. Onlar da bu hayatı her ne kadar bizim kadar ilk defa deneyimliyor olsalar da, kendi kanlarından canlarından olan, kendilerinin bir parçaları olan bu çocuklara, hayatlarında çocukları için kendi gençlik ve çocuklukları gibi zor dönemler yaşatmamayı vazife bilmek yerine, bize acı çektirmeyi, düşüncesizce, üstün körü, genel kararlar alıp, süreç ve sonuçlarıyla bizi yüzleştirmekten, zavallı yavrularının ne kadar yıpranıp, hem içsel hem de fiziksel olarak ne kadar harap olduklarını fark edememişler. Bunların sonucunda bu boynu bükük üç çocuk, kimseye kolay güvenemeyen, kendini sürekli kanıtlamaya çalışan, en küçük şeyde aile sevgisini arayan, topluma girdiğinde kendini yetersiz hisseden bireylere dönüştü. Her çocuk, birer farklı hayat demekti ve en küçüğünden en büyüğüne kadar, hayatta karşılarına ne kadar acımasızca şeylerin çıkacağını, ama her kötülüğün içinde bir güzelliğin de bulunduğunu göremeyecek, çünkü hayatları, kendilerine yetişemeyen anne babasının yerine, birbirlerine anne babalık yapmakla geçmişti.