Sen şimdiye kadar bu şehri bırakıp çok uzaklara gitmedin, gidemedin. Bu şehir seni köşeye sıkıştırsa, tüm pisliğiyle, kokuşmuşluğuyla üzerine gelse, bir dostun sana kalleşlik etse, yaşamak her geçen gün, her geçen saat sana acı verse, yine de bu şehri bırakıp gitmezsin.
“Yolculuğu hayâl etmeye başladım. Seninle hiç yolculuğa çıkmadık. Oysa bunu ne çok isterdim. Gecenin bir yarısı uyandığımızda birden uzaklaşmak isteseydik bu şehirden... Bizi uzaklara götürecek bir vapur, bir tren, her ne kadar hoş olmasa da bir otobüs bulup kendimizi yabancı bir şehirde buluverseydik.”
“Çocuklar nedense sever kalabalıkta, gürültüde bir yere kıvrılıp uyumayı. Ben de öyleydim küçükken. Düğünlerde masa üzerlerinde uyumasını severdim. Bütün çocuklar gazoz kapağı ve kamış toplama telâşındayken benim uykum geliverirdi. Orkestra ve insanların sesi uğultuya dönüşürdü. Annem başımın altına yastık niyetine hırkasını katlar koyardı. Bana zor gelen, uyandırılıp eve kadar yürümek zorunda kalmaktı.”
“Dinle bak. Yaşamda bütün doğru ve yanlışları insanlar koymuş. Sonra bunlar düzeni oluşturmuşlar. Yanlışlar doğru, doğrular yanlış olabilirdi. Bunu kim engelleyebilirdi ki... Sonra bunlar bir düzen oluşturabilirlerdi. Önemli olan yapmaktan mutlu olduğumuz şeyleri öbür insanların çizdiği çerçeveden çıkarıp yapabilmek.”