Tüm mevcudatın hülasası olan insanın yaratılmasından maksat oyun ve eğlence değildir. Yemek, içmek ve uyumak da değildir. Bilakis yaratılıştaki amaç insanın kulluk vazifelerinin yerine getirmesi;Allah Teala'ya karşı zillet, acziyet, muhtaç olduğunu bilmesidir. Bununla birlikte Cenâb-ı Hakk'a daima bir iltica ve boyun eğme durumuna ulaşmasıdır.
"Sabah akşam, sırf Allah rızasını isteyerek yalvaran o fakir kimselerle beraber (oturmak hususunda) nefsini sabrettir. Dünya hayatının süsünü arzu ederek gözlerin onlardan çevrilmesin. Kalbini bizi anmaktan gafil ettirdiğimiz, kendi hevasına uyarak kendi işinde aşırı giden kimselere sakın uyma. De ki: Gerçek Rabb'inizdendir"(Kehf 18/28-29).
Bu övgüsü yüce olanın, nebî-yi müctebası Muhammed Mustafa'ya [Sallallahü aleyhi vesselam] vasiyetidir.
Kardeşim, Allah senden razı olsun, ben sana senin bilmediğin bir şey tembih etmiş değilim. Senin geri kaldığını düşünerek de bunları söylemiş değilim. Hâşâ her türlü hata ve kusurdan, her türlü noksan ve füturdan seni Allah'a sığındırırım. Lakîn Cenâb-ı Hak buyurmuştur:
"Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminler fayda verir." (Zariyât 51/55).