... mutsuz olmanın hiç olmaktan daha iyi olduğunu, karla kaplı bir ovanın ortasında saatlerdir bekleyen trenin içinde, elinde boş bir rakı kadehiyle artık çok geride kalmış bir gençlik anısını yeniden gözden geçiriyor, cesarete adım atmayarak hayatını olduğu yerde kalmaya mahkum ettiğini görüyordu.
Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor, ama daha karışık, daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.
Bütün bu sohbetler, meyve soyup yemeler, çay içmeler, vakitlice yatmalar, lavanta kokan çarşaflar iyiydi, hoştu. Ama mutluluğu andırmıyordu. Bunların adına dense dense huzur denirdi. Kişiliksiz, sıradan bir huzur. Huzur böyle sıradanlaşınca bir değeri kalmıyordu.