• Zweig sayesinde adını duyduğumuz bir deha daha. Çok akıllı ve manastır kültürü almış bir insan; direktuvar, konsül, imparatorluk, krallık ve tekrar imparatorluk dönemlerinin vazgeçilmez siyaset adamı. Napolyon’un en büyük rakiplerinden biri ama adı duyulmamış, ilginç değil mi? Ben bu adamı bir tez hazırlar gibi değerlendirmeyi daha uygun buldum ve SPOİLER tehlikesiyle sizleri baş başa bırakıyorum. Ödevi vs olup da faydalanmak isteyen olursa da telif hakkı koymuyoruz gençler sıkıntı yok. :)))))))
    YÜKSELİŞ(1759-1793): Bu bölümde Fouche’nin nereden başlayıp nerelere geldiği, şiddeti ve dönemin meşhur ‘Giyotin’ uygulamasını kullanmadan neler başardığı ve ‘Para’ konusunda yaptığı kazançlı işlere vurgu yapılarak siyaset hayatına atılması konusu işleniyor.
    LYON CELLADI(1793): Burada da Fouche’nin eşsiz zekası ve insanları sürekli kullanarak onları nasıl ölüme kadar götürürken kendisine bir şey olmadığını öğreneceğiz. Bundan sonraki bölümde 77. sayfada da yazarımız onunla ilgili şu cümleyi kurmuştur ki aynen aktarıyorum. Varın gerisini siz anlayın. "-Fouche'nin sözlerinin ve politikasının hesabını her zaman bir başkası kanıyla öder."
    ROBESPIERRE ile MÜCADELE(1794): Fouche'nin çok zeki bir adam olduğunu görüyoruz ancak Zweig oldukça edebi (!) bir biçimde kendisini yerin altına sokmayı başarıyor. Ama şunu da söylemekte fayda var, kimse de kusura bakmasın. Başarıya giden her yolda bir kısım insanlar mutlaka haksızlığa uğrar. Bunu da kimse engelleyemez ne yazık ki. Robespierre öldürülünce, Fouche'nin tam kendi kafasından adayı bu sefer François Babeuf olur. Onun da sonu aynıdır ve finalde adı çıkar ve vekilliği düşer. Tabii böyle zeki bir adamı ne kadar uzak tutabilirseniz!
    DİREKTUVAR BAKANI(1799-1802): Hükümet devirmek isteyen Barras'ın, sürgünde ve fakir kalmış Fouche'den, yazarın tabiriyle pek 'Namuslu' olan Carnot'u devirmek için casusluk ister ve bu iş aslında Fouche'nin gelecekte daha çok işine yarayacaktır. Fouche için Sürgün yaşamından Fransa tarihinin Orta Elçisi unvanı alan bir yükseliş söz konusu. Ardından gelen Fransa Güvenlik Bakanlığı, hem de bir gecede. Ve tabii Napolyon devri. Kaldırılan güvenlik bakanlığı ve Fouche’nin gücünün kaybettirilmeye çalışılması.
    İMPARATORUN BAKANI(1804-1811): Joseph Fouche artık kim mi? Ekselans Bay Senatör Fouche. Yerseniz. Bir yere iki akıllı çok fazla, keza bunlardan biri Napolyon ise. Bu bölümde Fouche'nin takip ağının o kadar genişlediğine şahit oluyoruz ki abartmıyorum, Sherlock karakterinin esinlenmesinde kendisinden faydalandığını düşünüyorum. Ailesi, kardeşleri, eşi gibi tüm bireylerinin sırrını bilen bir adama karşı çaresiz kalan Napolyon ve adı tarih sahnesinde belki de Zweig olmasa unutulacak bir insan Fouche. Sev ya da sevme, yaptıklarını beğen ya da beğenme ama kendisine hayran olmamak elde değil.
    Fouche'ye yani zekasına hayran olmamak elde değil. Umarım Fransa bunu görüp bana ulusal düşmanlık yapmaz. 🤣🤣 Çünkü hatta kitaptan koyayım net olsun: Lyon Cellatlığını birlikte yaptığı Collot, sıtma yatağı adaya sürülmüş, ama Fouché’ye bir şey olmamıştır. Direktuvar’a karşı mücadelesinde bön yamağı Babeuf kurşuna dizilir, Fouché’ye dokunan olmaz. Koruyucusu Barras yurt dışına kaçmak zorunda kalır, Fouché yine yerindedir. Bu kez de yine ön adam, yani Talleyrand düşer ve ama Fouché yerinde kalır. Hükümetler, devlet biçimleri, görüşler ve insanlar değişir, yüzyılın değiştiği bu büyük kasırgada her şey yıkılır ve ortadan silinir, ama Joseph Fouché, bu bir tek insan, bütün ayrı kanılara hizmet durumunda aynı yerde kalır. Varın siz anlayın.
    İMPARATORA KARŞI MÜCADELE(1810): Tabi Napolyon gibi adamla ters düşülür mü? Düşülmez. İşin sonu belli. Yine sürgün. Öyle ki artık Napolyon onu öldüremiyor o da ölmüyor ama işlerden öyle uzaklaştırılıyor ki insan içine çıkamayacak duruma geliyor. Çevirdiği entrikalar kendi başına çorap gibi örülüyor. Hani bizdeki “Benimle Uğraşanın Çocuğu Olmaz” durumunu yaşatıyor Napolyon, Fouche’ye.
    İSTEK DIŞI ARA(1810-1815): Fouche'nin bu dönemde yalnızca bir kere, o da Moskova Seferi sırasında çağrılıp geldiğini gösteriyor bize ancak bu dönemde Fouche tamamen savaş karşı. Napolyon onu alaya alıyor ve yüz binlerce askeri alıp Moskova seferine çıkıyor. Tarih biliyorsanız sonucun ne olduğunu da biliyorsunuzdur. Şanlı(!) Napolyon Bey'in yaşadığı durumu. Ardından Lui kral oluyor ama orada da Fouche'nin oynadığı ve hepimizi gülümseten bir oyun oluyor. Tabi bu kısımdan çok gelecek bölümde anlatacağım Napolyon ile mücadele kısmı hem daha heyecanlı hem de daha güzel yalan yok.
    NAPOLYONLA KIYASIYA MÜCADELE(1815): Yüz gün sürdüğü bilinmektedir. Bu dönemde Napolyon'dan çok Fouche'nin sözünün geçtiği ve devlet adamlarının onun ağzına baktığını görüyoruz. Yaşadıklarından sonra çıktığı düzlüğü görünce insan inanmakta zorlansa da onun yapısını kavrayınca az bile diyorsunuz. Tabi bu arada Napolyon'a ikinci kez çelme takmayı başaran ve bunu göz göre göre yapan tarihteki ilk ve tek kişi olmasının hakkını da vermek gerek. Ardından yaptığı bir hata da çok etkili tabi.
    DÜŞÜŞ ve ÖLÜMLÜLÜK(1815-1820): Çok efsane bir şekilde Fransa'dan sürüldüğünü ve görevinden alındığını belirtmekte fayda var. Efsane diyorum çünkü böyle adama karşı bunu yapabilmek büyük iş artık benim gözümde. Napolyon’un "Yaşamım boyunca tanıdığım en kusursuz aşağılık dönek" dediği birinden bahsediyoruz sonuçta.
    Umarım faydalı ve kısa (!) bir inceleme olmuştur. Bol keyifli okumalar, mutlu günler diliyorum. Kendime de geçmiş olsun diliyorum. Tam da kursa gideceğim zaman gelirken yağmura yakalanarak bir kere daha ‘Yağmur Getiren’ lakabıma ne kadar yakıştığımı düşünmeden edemeyeceğim. Sağlıcakla kalın..
  • Duygu denen şey, sadece kaybeden tarafta bulunan kimyasal bir kusurdur.Her zaman aşkın, tehlikeli bir dezavantaj olduğunu varsaymışımdır.
    /Sherlock Holmes (diziden kesit)
  • Ahmet Ümit bana göre Türkiyenin  Agatha Cristie’si. Bugüne kadar o kadar güzel cinayet romanları yazdı ki bizim yabancı yazarları değil kendisini okumamızı sağladı. Son günlerde Başkomiser Nevzat tiplemesiyle yazsada bu kitabı diğerlerinden farklı.


    Kitap üç arkadaşın hayatlarını anlatmayla başlıyor. Selim Nihat ve Kenan. Lise dönemlerinden bu yana beraber olan arkadaşlar kendi işlerini ellerine almışlardır fakat geçen yıllar aralarında bulunan bağı zedelememiştir. Hayatları normal seyrinde seyrederken Kenan ölümsüzlüğü bulmanın peşine düşmüştür. Ölümsüzlük dediysek öyle yaşlanmadan ölmemek değil istediği sadece öldükten sonra insanların şu hayatta Kenan diye birisi yaşadı demelerini istiyordur. Evli değildir ve hayatta o öldükten sonra onu anacak kimse yoktur. Birkaç fotoğraf sergisi açar ama kimse umursamaz ve kimsenin dikkatini çekemez. Ve ölümsüz olmak için çok ilginç bir fikir gelir akıllarına. Beyoğlunda işlenmiş cinayetleri yeniden fotoğraflayarak dikkat çekmek isterler. Bu iş üzerinde çalışırken iki cinayeti araştırmaya başlarlar. Aradan geçen olaylar sonucu katili bulurlar ama bulduklarına pişman olurlar. Çünkü katil öyle birisi ki…


    Katili asla tahmin edemezsiniz. Mutlaka okumanız gereken bir kitap. Sherlock Holmes tadında Sherlock kadar zekice yazılmış bir kitap. Eğer cinayet romanı seviyorsanız bu romanı kesinlikle okumalısınız. İnanın son 10 sayfada ben şaşkınlığımı gizleyemedim elim ayağım titredi.

    Ayrıca kitap sadece cinayet anlatmıyor İstanbul’u özellikle Beyoğlu’nu çok güzel anlatıyor.  Nicolas Flamel hakkında da çok güzel bilgiler var. Gerçekten tarihide cinayetide çok güzel anlatmış Ahmet Ümit…
  • ...08.2017

    Afganistan'da yaralanıp Londra'ya dönen Dr.Watson,ucuz bir yer bulmak için savaş sırasında omuzundan yaralandıktan sonra kendisine pansuman yapan arkadaşı ile karşılaşır.Ona durumunun iç açıcı olmadığını söyler ve mümkünse kirayı ortak paylaşan bir ev arkadaşı olup olmadığını sorar.Bunun üzerine Sherlock Holmes ve Dr.Watson'ın 17 yıllık dostluğu başlar,türlü maceralar için ilk parıltılar baş gösterir.Kitap,Sherlock Holmes ve biricik dostu olan Dr.Watson'un tanışıklığını,zevklerini,birliktelerini,ilk maceralarını anlatmakta.Keyifli okumalar.
  • "Bu şehir, suç işlenmediği zamanlar çok sıkıcı oluyor."
  • Bir Sherlock değilsin, ama yüzün güzel
    ...
  • Evvvet efenim yeni bir inceleme ile herkese selam sana hasret demiyorum. Bırakayım onu Nazım söylesin:) ben yine Sherlock olmaya devam edeyim. Çook sevdiğim tür olan Polisiye kitabı ile incelemelerime devam edeyim dedim. Öncelikle belirtmek isterim ki baya eleştirel yaklaşıcam kitaba. Buna hazırlıklı iseniz buyrun başlayalım:

    John Verdon'ı bilen bilir. Öncelikle Gurney adlı bir dedektifin serisini oluşturmaya çalışmış. Ama eksiklikleri, basitlikleri yok değil. Öncelikle Gurney adlı dedektifini ha bire benle (Yani Sherlockla) karşılaştırması, lakabına Sherlock demesi çok garip bir durum. (Tamam ne kadar dünyaca tanınan bir dedektif de olsam yine de her dedektif kendine göre bir dedektiftir. Başkasıyla karşılaştırılamaz!) Madem bir dedektif yarattın, o halde ona özgünlük vermelisin. Ona farklı bir beyin emanet etmeli, farklı olaylarla taçlandırmalısın. Bunu bir kenara koyalım; Kitaplarındaki olaylar zor gibi görünen basit olaylar. Mesela;(bu kısım spoiler içerir!) Aklından bir sayı tut kitabında ölen kişilere gönderilen kağıdın binlerce kişiye gönderildiğini hemen anladım. Çünkü anlaşılması basitti. Diğer kitaplarında da durum aynı. Bu kitabında da durum değişmedi tabii. Kitaba gelecek olursak;

    Aynı rüyayı gördüğünü iddia eden 3 kişi, aynı hipnozcuya (Hipnozcuya sigarayı bırakmak için gittiler) gittiği için mi öldüler? Aynı rüyayı görmelerinin sebebi neydi? 3 kişinin ortak noktaları ne? İşte kitap bu konu üstünde duruyordu. Açıkcası olayın bulunması biraz zaman alacak bir durum bunu kabul ediyorum. Ama kessinlikle zor değil. Hatta suçlu gördüğüm kişi\kişilerin katil olması da durumun basitliğini (veya benim dedektifliğimin muhteşemliğini) ortaya koyuyor:)

    Yazarın okuduğum 4. Kitabı. Evet size garip gelecek ama söyleyeyim bari. Serinin ilk okuduğum kitabı 3. Kitaptı:) daha sonra 2,1 ve 5. Kitabını okudum serinin. Evet biliyorum ben seriye seri olarak gitmedim ama sonuçta seriyi okudum. Önemli olan da bu değil mi?;)

    Yazar fena değil. Kitaplarının hepsinde sıkıcı kısımları mevcut. Ama son sayfalarda yazar toparlıyor durumu. Kitaba 6 puan verdim. 2 puanı sıkıcı yerlerinden, 1 puanı ismimi kendi dedektifine lakap yapmaktan, 1 puanı ise istediğim heyecanı bulamadığım için kırdım. Kitabı olabildiğince hızlı bitirmeye çalıştım. Çünkü sırada iki harika kitabı okuyacağım. Herkese keyifli okumalar:)