“Sana birisi hakkında hislerimi açıkça söyleyeceğim. Bunu çok düşündüm ve cesaretimi topladım, yani dikkatli dinle.
Hep izlediğim birisi var…
Sürekli onu takip ediyorum. Nereye gittiğini bilmek istiyorum. Her yüz ifadesinin ne anlama geldiğini çıkarmaya çalışıyorum. Ve gülümsediğinde rahatlıyorum. Üzüldüğünde endişeleniyorum. Yanına gidip onu güldürmek istiyorum. Söylediğim bir şeye gülerse mutlu oluyorum. Uyumadan önce ve uyanır uyanmaz onu düşünüyorum.
Kim olduğunu sormayacak mısın?
Sensin.
O kişi sensin.
“Boşluğun içinde hafif bir esinti var. Ben orada niha-yetsizce yüzüyorum. Ne kadar yüzsem de buradan kurtuluşum yok. Sesin ve titreşimin olmadığı bu dünya gitgide küçülüyor.
Durmadan küçülüyor.
Böylelikle bir nokta halini alıyor. Uzayda toz oluyor.
Yok, o bile yok oluyor.”
"İşte bu nedenle boşlukta biçim yoktur; duyum yoktur; algılama yoktur; irade yoktur; bilinç yok-tur; göz, kulak, burun, dil, gövde ve akıl yoktur; görme, işitme, koklama, tat alma, dokunma ve düşünme yoktur; bakış yoktur, algılayış da bilgisizlik de yoktur, bilgisizliğin sonu da yaşlanma ve ölüm de yoktur; yaşlanma ve ölümün sonu da acı çekme yoktur; bunların sonunda acı çekme de yoktur; acı çekmenin sona ermesi yoktur ve yol yoktur; bilgelik yoktur ve erme yoktur."