Potansiyel gücümüz, seçeneklerimiz ve erişilebilirliğimiz durmaksızın artarken asıl veya "gerçek" kapasitemiz gitgide daha çok düşer. Eskiden olduğundan daha fazla kitaba, CD'ye, DVD' ye, teleskoba, piyanoya vb. sahibiz ama onları sindiremiyoruz. Çünkü "sindirmek" çok fazla zaman alır ve biz artan bir zamanı yakalama dürtüsü hissetmekteyiz, gerçekleştirilmemiş tüketimlerimizi alışverişi artırarak telafi ediyoruz.
Hızın tahakkümüyle yapılanan bir dünyada yalnızca kısa vadeli arzularımızı (televizyon izlemekteki gibi) uzun vadeli biçimlerine (keman çalmak) tercih etmemiz önerilmez; ayrıca, metalar yerine "potansiyalite" satın almaya yönlendiriliriz -bu sayede vazgeçtiğimiz gerçek "tüketimi" artan "alışveriş" ile telafi ederiz.
Modern hayatta sürekli nasıl halledeceğimizi aslında bilmediğimiz, hiçbir zaman uyumlanmadığımız ekipman ve araçlarla -ve çözülecek işlerle- uğraşmak durumunda kalırız. (…)
Yabancılaşma, sıklıkla yapmamız gereken şeyler hakkında yeterince bilgi almaya hiç vakit bulamadığımız gerçeğinden kaynaklanır.