İşte dediğiniz "hayat” nasıl bir gerçekliğe sahip?
Hayatın kendisi aslında bir mucize ama bunu algılarımız, duyuşumuz açıldığı zaman, duyarlıklarımız açıldığı zaman, kalp gözüyle bakmayı öğrendiğimiz zaman fark ediyoruz. Hakikatle bağ kurmaya koyulduğunuzda başka bir akım başlıyor, başka bir boyut açılıyor önünüze... İç yaşantı itibariyle bir cennet sefası başlıyor...
Dolayısıyla benim toplumculuğa meyletmem, her şeyden önce İslamiyet'i, İslamiyet'in adalet düşüncesine verdiği önemi bilmememle ilgili... Nice sonra anlıyorum ki, İslamiyet adalet meselesini kâinata batını ve zahiri ile çok güzel yerleştiren bir anlayış sunuyor
Size aradığınızı bulmuş hissi mi verdi, solculuk?
Bugünlerde sevgili Mustafa Kutlu'nun bir röportajını okudum. Diyor ki: "Bende adalet fikri o kadar kuvvetliydi ki az kalsın sosyalizme kaptıracaktım kendimi!" Yetmişli yıllar için söylüyor bunu, Mustafa Kutlu gibi muhafazakâr biri. Adalet fikri bizim ırsiyetimizde o kadar kuvvetli bir şey ki; toprağımızda, havamızda, suyumuzda var; bu boşlukta kaldığımız zaman bizi yanlış birilerinin peşinde sürükleyebiliyor, yanılabiliyoruz...
Sağlam bir kültürel alt yapınız olsaydı...
Zannederim yaşadıklarımın hiçbirini yaşamazdım, yaşasam da altından kalkardım.. Altmış sekiz yaşımdayım; tasavvuf edebiyatının büyük ürünlerine göz gezdirirken esef ediyorum... Yetişme çağımıza bu büyük ihtişamın bir katresi bile ulaşmadı. Mesela şimdi elimde Ahmed Gazali'nin Aşkın Hâlleri adlı olağanüstü bir eseri var. Bunu okurken hayranlık içinde kalıyorum. İbni Arabî okurken de aynı hayreti duymuştum, keza Abdülkadir Geylanî hazretlerini ve Hazreti Mevlana'yı okurken... Bizim medeniyetimiz, maneviyatı en doruk noktalarda yaşamış çok büyük bir medeniyet.. Bunlarla tanıştırılsaydık kimbilir ne kadar farklı hayatlar vücuda gelecekti, bunları düşünüyor, hayıflanıyorum.