Geri Bildirim
  • Dün gece ne kadar güzeldi alem,
    Göklerin şanlı bir mehtabı vardı.
    Sevdanın topraktan taştığı bu dem
    Günah-ı aşkın da sevabı vardı.

    Dağlar birbirine yaslanıyordu,
    Kuşlar çiçeklere sesleniyordu,
    Tabiat gizlice süsleniyordu,
    Eşyada vuslatın serabı vardı.

    Gönlümü göklere açmak istedim,
    Dağları bağrımda koçmak istedim,
    Mehtabı doyası içmek istedim,
    Nurunda sevginin şarabı vardı.

    “O”nu duydum öten kuşun sesinde,
    “O”nu gördüm göğün mor çehresinde,
    Ecza-yi hilkatin her zerresinde,
    Mecnun’un Leyla’ya hitabı vardı.

    Kainat aşk ile gelmişti dile,
    Bülbül şii’r okuyordu bir gonca güle,
    Rüzgarın hıçkıran sesinde bile
    Sevdanın nağme-i rebabı vardı.

    Bitmeyen yolların oldum yoldaşı,
    Dinledim uzaktan munis bir kuşu,
    Benimle konuştu ayın on beşi,
    Sandımki bana bir itabı vardı.

    Gözlerim esrar-ı hüsn ile şaşkın,
    Dolaştım pür-sükun, bi-huzur, coşkun;
    Gönlümde ezeli, layemut aşkın,
    Husüf kabul etmez mehtabı vardı.

    Gönlümde güneşler ve aylar battı,
    Yıldızlar derdime yeni dert kattı.
    Rüzgarlar otlara beni anlattı,
    Her şeyin neşve-i şebabı vardı.

    Dün gece tabiat nasıl vakurdu?
    Allanın da nabzı aşk ile vurdu…
    Yollarda bir garip dolaştı, durdu,
    Elinde sevdanın kitabı vardı.
  • Dağlar dallarıdır,
    Ovalar yapraklarıdır,
    Bir ağaçtır yeryüzü.
    Yüreğimiz çiçeğidir.
  • sevdan ki bir yakıcı kuştur yüreğimde
    gümbürder zulme karşı kan gibi
    ölürsem dağlar için ölürüm Ferhat
    kalırsam vuruşkan şahan gibi

    Arkadaş Zekai Özger
  • "şu dağın ardında son ümidim
    dağlar ve yollar yürümekle tükenmez
    yeniden eskiden gayrı türküler söylemeliyim
    devran değişti ümitten ümit kesilmez"
  • sana geliyorum yalnızlıklardan
    yürüdükçe hicran gülüyor gibi
    yüreğimde dağlar yükseldi kardan
    vuslat, ağır ağır ölüyor gibi
  • Okuyucularla; Cahit Zarifoğlu’nun da kuruluş çalışmalarında yer aldığı Mavera dergisine gelen mektuplara, cevap niteliğinde yayınlanan yazılardan oluşuyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelen mektuplarda kendi yazılarını, şiirlerini, denemelerini gönderen okurlar; Zarifoğlu’nun da eleştirileri ile kendilerini bulmaya çalışıyorlar diyebilirim.

    Cahit Zarifoğlu denilince, şiirlerinde ki kapalılık ve buzdağı gelir akıllara. Dilinin sade olmasına karşılık anlaşılması zor olan bu şiirler okuyucuyu yorsada, ipin ucunu tutup az biraz onu anlamaya çalışınca, kelimelerin arasında ki anlamlar bir büyü gibi içinize işler, Yüreğinizi dağlar.
    Onu ve şiirini bulmaca çözmeye benzetiyorum ben. Yavaş yavaş dolan kutular ve en son çıkan muhteşem tablo –anlam-.
    Onu anlamak zordur. Daha önce onu okumayan biri için vereceğim en iyi tavsiye, kuşkusuz Okuyucularla’yı okumasıdır. Böylelikle onun şiir ve edebiyat görüşü okuyucunun gözünde daha net çizgilerle belirlenebilir.

    Bunun yanında söylemem gerekir ki, kelimelerin döşendiği edebiyat yolunda yürümek isteyenler için harika bir başucu kitabı olabilir.

    Şiirde dikkat edilmesi gereken noktalara çok iyi değinmiş Zarifoğlu. ‘Şöyle yap, şunu oku, biraz bekle’ gibi nasihatlarının yanında örneklerle öyle bir taçlandırmışki yazılarını, eminim ki mektupları gönderen şahıslarda hatalarını, çağının büyük şairi tarafından tarafsız, açık ve net şekilde görmüştür. Cahit Zarifoğlu yinede, bu eleştirileri kalp kırmadan, adına yakışan zarafetle yazıyor.
    Öyle bir mektup var ki hele; şiirden anlayan biriyseniz Zarifoğlu’nun ne demek istediğini çok iyi anlayacaksınız. Şuraya bırakıyorum…

    Gönderilen şiir:
    Taşta o ceviz kırdığım günler
    Saymakla bitiremediğim yıldızlar
    Alaca karanlık anlara değin
    Arkasından koştuğum çember küflenince …
    Zarifoğlu dokunuşu: ‘‘ Bakın sesler nasıl birbirini ezip durmuş. Kafiye imkanları nasıl görülememiş. En önemlisi de bunlara şiir olmaya doğru yüceltici hiç bir şey eklenmemiş. Bir şair gibi düşünmemişsiniz hiç. Evet doğru kullandım, şair gibi düşünmek dedim. Düşünmemişsiniz, bir bağ evinin yakınında, şehir hayatının üzerinde, bir ceviz ağacının yanında, elinde bir taş, daha büyükçe bir taşın üzerinde ceviz kıran çocuğun kim olduğunu derinlemesine, iç içe ağaç damarları gibi barındırdığımız çocukluğu, yıldızları sayarken sayıları bir elimizden alıp ötekine verdiğimizi, sonunda yıldızların kendi yerlerinde sayıların ise işe yaramadan ortalarda kaldığını, insanla evren arasında yaklaşmakla eritmediğimiz buzula rağmen, bu durgun sürece rağmen çember arkasında koştuğumuzu, bir çemberin bir bizim döndüğümüzü ve «şimdi»ye doğru büyüdüğümüzü ve bir köşeye atılıp unutulanın, çemberden başka bir şey olduğunu… Yine de derinlemesine algılıyabilirdik bunları. Fakat kullanabildiğiniz kelimelerdeki sesleri bile görmek istemediniz. Kendi kelimelerinizle yeniden düzenleyelim yazdıklarınızı.
    Taş üstünde ceviz kırdığım günler
    Say say bitmeyen yıldız
    Alaca karanlıklara kadar arkasından
    Koştuğum çember
    Anlatmak istediğiniz şeyin, kullandığınız kelimelerin önünü açmak istedim bir parça. Şiirin bulunduğu yöne kımıldasınlar diye. Herhangi bir iddiam yok yanlış anlamayın, sadece göstermek istedim. Küçücük değişikliklerle, anlatılan her şey, ilk satırdaki «günler» kelimesi ile, gizli gizli bağlantılı hale gelebilir. Böylece bu kelimenin anlamı sadece ceviz; kırılan günler olmaktan taşarak, hatıralarımızı barındıran «geçmişi» anlatabilir. İkinci satırla hem saymakla bitmeyen yıldızlar, hem de hatırlamaktan yorulmadığımız yok. Alaca karanlığa kadar arkasından koşulan çember ise, hem çocuklukla ilgili bir anıyı, hem de durup durup, geçmişi yaşayışımıza özlem duyarken, içimizin hareketini gösterebilir. Şiirinizi yine kendi kelimelerinizi kullanarak ona şiir olmaya doğru küçük bir adım yeri açtık, daha doğrusu üzerinde düşündük. Ve «üzerinde çalışın» derken ne demek istediğimizi anlatmak istedik. Kuşkusuz hiç kimsenin şiirini değiştirmeye, üzerinde çalışmaya hakkımız yok. Bir fikir versin istedik.’’

    Mektupları okudukça ismi geçen kişilere karşı bir merak canlandı içimde. Küçük bir araştırmayla mektup gönderenlerin arasından yazar ve şair çıktığını gördüm.
    Bu tesirli eleştiriler Zarifoğlu’nu ve şiir görüşünü anlamada size yardımcı olacak ve dahası içinizde yatan ufak şaire yol gösterecek.
    Kelimelerin büyüsüne kapılmak dileğiyle…
  • Şehirler bana bir tuzak;
    İnsan sohbetleri yasak;
    Uzak olun benden, uzak,
    Benim meskenim dağlardır.
    Sabahattin Ali
    Sayfa 31 - Atsız mecmua, (7), 15 aralık 1931