Annesizlikten şair olmuş bir kadın Didem Madak.
Diyor ya hani:
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: Anne.

“Keşke ismim herkese
Sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı.” Demişsin ya hani , emin ol hepimize anlatmak istediklerini anlattın.Rengarenk reçel kavanozlarını dizdik masamıza.

Henüz 13 yaşındayken annesi Füsun’u kaybeder Didem. Zor günleri ondan sonra başlar. Babası ikinci defa evlenince hepten içine kapanır. Şöyle der;
“Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.”

Birgün Işıl’la annelerinden onlara bir şey kalmadığını düşünerek yakınırlar.( İşte o an hayatımıza Grapon Kağıtları gibi rengarenk, bir o kadar da yaralı bir kadın girer.) Teyzeleri onlara bir şiir defteri ve bir kaç dergi verir. İşte o andan sonra yeni bir şair doğar.

Uzun süre yokluk çeker. Bir bodrum katında yaşamaya başlar. Ve ilk şiirlerini orda yazar.
Orası için şöyle der: ‘Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.’

Madak’ın aslında her şiiri yaşanmış bir anıdır.
Mesela annesi Füsun bir gün, geceleri onları uyutmayan arka bahçedeki mısır yapraklarının hışırtılarını engellemek için bıçakla hepsini yok eder.
Didem Madak da bu olayla ilgili de şu dizeleri yazar;
“Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
Diye başlayan bir çocuk romanında.”

Ve
Dediğin gibi;
’Şimdi mucizevi bir yerdeyim…’
Şimdi mucizevi bir yerdesin...

Halid, bir alıntı ekledi.
12 May 04:25

Öğrendim ki
Öğrendim Ki...

Yıllar sonra öğrendim ki...
Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.

Oğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
"Bittim" dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki...
He şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Öğrendim ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır. (Tamer Karaoğlu)

Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor. (Ruhat Cengiz)

Öğrendim ki...
Bu yazıya bir şiir yakışırmış

Ataol Behramoglu

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var, Ataol BehramoğluYaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var, Ataol Behramoğlu
DUA, Ankara- İstanbul Kara Treni'yi inceledi.
 07 May 23:14 · 10/10 puan

En iyisi, yine 'bir şiirde' kendimi öldürmekti diyen şaire inat, en iyisi, yine 'bir denemede' kendimi öldürmekti diyerek başladığım bir kitap.

Deneme türünden nefret ederim. Bugüne kadar başlamış olduğum dört beş deneme kitabını yarım bırakmıştım. Yine bir deneme kitabıyla karşı karşıya kaldım. Kapağını açmaya bile korktum ilk başlarda. Aslında ben kitabı hatıra kalsın diye almıştım. Okumayı hem istiyor hem istemiyordum. Sonra biraz cesaret aşıladım kendime ve rastgele bir sayfa açtım ve çok güzel bir şiire rastladım. Sayfaları aradım taradım önce şiirleri okuyup bitirdim.

Sonrasında ilk sayfayı açtım ve ciddi ciddi okumaya başladım. Votka soda karışımının sıfırı tükettiğini söyleyen bir adam vardı. Tren yerine düşüncelerine binmiş ve kayıp gidiyordu hayatının raylarından. Kendi ruhunda kopan fırtınaları, yaşadıklarını yaşattıklarını bütün dünyasını anlatmaya başlamıştı.

Anlatmanın vermiş olduğu huzuru içinde hissediyordu her satırında. Yalnız hissetmekle kalmıyor bunu karşıdakine yani okuyucuya hissettirmeyi de iyi biliyordu. Arasıra şiirlere yer vermişti sanırım okuyucu sıkılmasın diye. E şair olmak kolay değil ince düşünmek ve aynı zamanda daha çok hissetmek gerek. Belki biraz yaşanmışlık katmak, derinini özgürce açmak yani. Öyle sereserpe de değil edebi bir dille biraz kapalı ama anlaşılır bitmesini hiç istemediğimiz şeyleri kaybetmek kaygısı taşıyarak.

Ancak hiç gerek yoktu zaten şiir gibi bir anlatımı vardı. Okurken denizin ortasında bir sandal yolculuğu yaparmışcasına dolaştım sayfalarında.

Şiire, alkole, dengesizliklerine, babasına, oğluna ve hayatına dair ne varsa yazmıştı. Bir şairin ruh ve kişilik dünyasında dolaşmak gibi bir şeydi bu kitabı okumak. Beni kandırmışlar azizim deneme
kitabı dediğin aslında böyle olmalı. Kitabı herkese tavsiye etmiyorum çünkü çok güzel bir anlatımdı. Bu güzelliği herkes yaşamasın.

Eylem Okur, İki Şiirin Arasında'yı inceledi.
03 May 15:10 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 7/10 puan

"Bıraksınlar beni, kendi sahilimde bir avuç kumun içinde yok olayım." diyerek dokundu yüreğime ilk satırlar. Benim hiç sahilim olmadı ama kıyısına vurduğum maviliğim, içime sığdıramadığım bir gökyüzüm oldu hep. Ondan sevdalandık ya zaten şu iki kaşın üzerine. Kim bilir alın yazısı dedik belki de. Dost acı söyler dedik ya hep "Sizde dostun acı sözüne karşı bir ilaç var mı? diye sordum altını çizdiğim onca kelimede. Her bir hikaye de başkalaştım, her birinde vurdum yüreğime yeniden yeniden ve hep derinden..."Bir ayna olsa karşımda,çakacağım bir tane zavallı yüzüme" diyerek kırdım aynaları en ücra köşesinden. Bundan dağıldım her bir yana yansımamı görerekten.(Toplayan da olmadı, bundan kanar ya ellerim sanki her şeyi görmemezlikten gelmek isterken..)Bir söz edeyim dedim "Bildiğim her dilde mutsuzum" diyerek susturdu beni gözlerimden.. "Çantanın içi gibiydi hayatın" diye diye azarladı beni bunca gürültüden bunca yalnızlığı nasıl edindin diye güldü en acı yerimden... Ve bir hikaye vardı ki içlerinden ... üç noktaya esir ettim ben onu hemen. Geri döndüm yeniden okuyum dedim gözlerim izin vermedi kederinden. Şimdi Eylem ne desin onca satırların içinden gel bir söz daha bırakalım İki şiirin arasına sıığınan en güzel cümlelerden...
"Belki sen de çıkar gelirsin bir gün, bir şiir kitabının sayfaları arasından"... "Hayat dediğin bir cümleye yenik düşmek. Bir kelimeye. Bir heceye." Düştük kuyunun dibinden sahi yıldızlar ondan mı uzak kalır şimdi bu sevginin eşiğinden...
içerisinde 11 hikaye ile 11 yeni kapı açan merdivenlerini ağır ağır çıkaran ve seni yeri geldiğinde acımadan vuran onca öykü okumaya değer teşekkürler şimdiden..

https://youtu.be/3oopwCHapq0

Kitabı okuduğumdan beri geçen süre içinde (3 aydır) elim ne çok gitti kitaba inceleyebilmek için fakat kendimi ne yeterli görebildim ne de Ahmet Erhan 'ı anlatabilecek tam cümleleri bulabilidim.

Ahmet Erhan' ı tanıdığımdan beri bana kalsın istedim ben de gizli kalsın, saklı kalsın, o bizim sırrımız olarak kalsın... Ama bir yandan da her şiir sorana her kitap tavsiyesi isteyene ismini vermeden edemedim. Yine de Ahmet Erhan'ın yazdığı ve benim yaralarım olan dizeleri kendime sakladım ne kadar istesem de alıntı paylaşamadım. Üzgünüm sizden bu güzel şairin dizelerini (açık yüreklilikle söylüyorum) kıskandığım, sakladığım için...

Vee herkesin bir yazarı/ şairi vardır ne zaman içi sıkılsa açıp okuduğu, herkese önerebileceği. Bu şair benim için kesinlikle, hiç tereddütsüz ve asla çekinmeden önerebileceğim ilk sıradaki şairlerin arasında. Herkes kendi için yazılmış bir şiir/dize bulabilir çünkü onun kitaplarında.
Ben ne zaman içim sıkılsa Ahmet Erhan'ın dizelerinde buldum kendimi ne zaman ki kitabı alamayacak haldeydim elime o zaman dinlemeye başladım çok kıymetli şiirlerini. Hatta öyle bir hale geldim ki bazen diyorum neşeliyim bir şarkı açıp kendime geleyim derken bils yine müzik listemde onun şiirlerine gidiyor elim ve uzunca bir şiir dinliyorum
" Uzun bir şiirin son dizisindeyim
Bir sağnağın son damlası kaldı içimde
Bağıracak gücüm yok, fısıldasam kimse duymuyor
Sokaklara çıkıyorum ellerim yüreğimde
Benim gördüğüm şeyleri kimse görmüyor.
*Uzun Bir Şiirin Son Dizeleri

Ahmet Erhan'ı okuyan herkes şiirlerindeki en baskın konu olan ölümü farkedebilir, bunu tereddütsüz herkes söyleyebilir.
" Yaşamayı nasıl kanıksıyorsam, ölümü de kanıksıyorum artık
(Başkalarının değil, kendi ölümümü)
Şurda bir silah patlasa, onun önüne ilk atılacak olan benim
Şurdan bir tren geçse, ancak beni ezer bu dünyada."
*Uzun Biraz Şiirin Son Dizeleri
Acaba kendisinin erken ölümünü(55 yaşında gırtlak kanserinden) mü hissederek sevmişti ölümü yoksa babasının ölümü üzerine mi dost olmak istemişti ölümle?

" Şair olmak zarar ömüre" kendini kanatırken yazarsın en güzel şiirleri, sonra ipekböceği gibi kozalarını verirsin okurlara kimi o kozalarda saklar kendini, kimi de kendi kozasını yırtıp atar, kanatır kendini...

"Korunmak için şairlerin mısralarına sığınmalıydı." diyordu Posta Kutusundaki Mızıka 'da ve ben sığınırım senin dizelerine dünyanın iğrendirici, bulanık sularından ve sorarlarsa seni bana dediğin gibi diyeceğim " öldü ve ölümü uzun bir gülümseyişe dönüştü" ve onu arayan olursa
" Adresi mutluluk,
Ülkesi Akdeniz'dir"


"Kalırsa bir çığlık benden kardeşler
Koruyun, saklayın onu ne olur. "
Çığlıkların içimde hiç susmuyor güzel dizelerin şairi sen rahat uyu...
"Şaire ölmek yaraşır, filiz sürerken şiirleri
Tufanların alıp götürdüğü bu toprakta bitek
Birkaç sözcük mutlak kalacaktır. "
*Kalıt
Dizelerin bana ve benim gibi sevenlere emanettir, bütün dizelerini saklayacağız...

Okuyun demeyeceğim şiiri seviyorsanız hatta sevmiyorsanız bile bazı şarkıcıların şarkılarından öğrenerek Ahmet Erhan ile keşiştireceksiniz yolunuzu, işte o zaman elinizi yüreğinize koyarak buruk okumalar diliyorum...

dervis orhan, Yolların Sonu'yu inceledi.
21 Nis 19:19 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Şiir dediğin öyle olmalı ki okunduğunda kağıt titremeli,kalp göğse ya yavaş ama derinden ya da gümbür gümbür vurmalı yoksa ne farkı kalır nesirden.
Şair dediğinin içinde ülkü olmalı,aşk olmalı,bir tutkuya karşı adanmışlık olmalı bir başka deyişle "mefkûresinden başka varlığı unutmalı" unutmalı ki böyle şiirler yazabilsin,unutmalı ki arkasından "vaktiyle böyle böyle biri varmış,iyi ki varmış" denilebilsin.
Okur dediğindeyse bir şiir veya şair gördümü,önyargılarını bir kenara atmalı.Atmalı ki şairin içindeki tutkuyu ve aşkı görebilsin.Ve bu kitabı okumalı, okumalı ki şiir nedir?şair kimdir?başını bir gayeye adamak ne demektir? Anlayabilsin.

Anıl, Üstü Kalsın'ı inceledi.
 18 Nis 15:28 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

Geçenlerde Cemal Süreya bir kez daha kurşuna dizildi, bizzat gözlerimle şahit oldum. Bu kurşunları atanların çoğu da arkadaşımdır, sevdiğim insanlardır. Hiçbirinin eli bile titremedi. Kör oldum. Onlardan ummazdım bunu kör oldum. Tam 254 kurşun…

“KADIN DEDİĞİN PORTAKAL GİBİDİR, GÖRDÜĞÜN YERDE SOYACAKSIN.”

“Şairler, aydın kesimin bir parçasıdır. Onların zihnimize ve daha ziyade kalbimize paylaştıkları her fikir bizde bir iz bırakır, bizi değiştirir, bu az dahi olsa böyledir.” Ey ahali duydunuz mu biz hayatın gerçekleriyle ilkin şairlerle, aydınlarla tanışıyormuşuz. İlkokulların sıra altlarında yahut çöplerinde bulunan erotik dergi modellerinin, yanağından makas aldığımız çocuğun telefonundan çıkan fotoğraflardaki çıplak kadınların da birer aydın olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyordunuz çünkü siz yazmaya gelince gerçekleri bertaraf edenlerdensiniz. Mesela buluğ çağına girmiş her bir çocuğun zihninde dönen fanteziler gerçeğini asla kabul etmek istemezsiniz.

Modellere aydın diyorum çünkü ülkemizde bu konular açıldığında kusası gelen öyle bir topluluk ve bu topluluğun öylesine katı bir baskısı var ki, bana da bu modellere aydın demek düşüyor. Buluğ çağına giren, girmeyen ve girmek üzere olan her bir bireyi bu modellerimiz aydınlatıyor. Neden? İşte bu baskı yüzünden. Cinselliği, fanteziyi ve buna bağlı aksiyonları bahsini ettiğim aydınlardan öğrenildiği gerçeği sizi de ürkütmüyor mu? Beni fazlasıyla ürkütüyor.

“Hani çok yerde, ‘Cemal Süreya fiziksel aşkı en güzel anlatmış şairdir.’ denir ya, bir dakika, FİZİKSEL AŞK MI? Aşk kollara ayrılıyor muymuş ya?” Aşk belki kollara ayrılmıyor ama her bireyde ayrı bir tanımı olduğunu açık etmek gerek. Daha kaçımız, ben asla fiziğe, güzelliğe, boya posa bakmam diye yalan söylemeye devam edecek. Hangimiz dışını beğenmediğimiz karşı cinsin, içini merak etmeyeceğimiz gerçeğinin üzerini yalanlarla örtmeye devam edecek? Sizi gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyorum. Bir de şey vardı; “Bir insan kaç defa âşık olabilir?” diye hemen sözü CS’ye bırakıyorum.

Açılıp kapandıkça sevdam,
Kapanıp açılıyor bir mavi.

Gelelim Kadın konusuna. Ülkemizde dikkatin üzerinde toplanması en elzem konu belki de Kadındır ama böylesine hassas bir konuyu alıp, hayatın gerçeklerini bertaraf ederek üstüne üstlük çok değerli bir şair üzerinden algı yaparak değersizleştirmek, şairi kurşunlamak değil de nedir sorarım size. Özellikle bu husus zoruma gittiği için hemen bir kitabını alıp adından yorumlamak, içimdekileri kusmak istedim.

Kimi şairlerin yahut edebiyatçıların eserleri ile yaşadıkları arasında muhakkak bir bağ vardır. Bu ikisi adeta birbirine yapışık haldedir ve bu haliyle bağı görmezden gelemeyiz. Gelirsek şayet talihsiz yorumlarda bulunabiliriz. Bu sebeple CS’nin hayatına kısaca göz atmak gerek.

Hani diyorsunuz ya; “hemcinslerimin bu kadar ELLENDİĞİ satırlar karşısında öfkeleniyorum.” diye halbuki Ülkü Tamer CS’nin Kadın temalı şiirlerini okuduktan sonra ne demiş;

Tanrı
Bin birinci gece şairi yarattı,
Bin ikinci gece Cemal’i,
Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı,
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.

Cemal Süreya çocukluğunun ilk yıllarını geçirdiği Erzincan’ın Pülümür ilçesinde doğdu. Öldüğünde şimdi bile tüyleri diken diken eden adına şiir yazdığı babasının adıdır Hüseyin. Tüm kadınlarda aradığı anne şefkatine sebep olan olay Gülbeyaz Hanımın 23 yaşında hayatını kaybetmesindendir.

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
Karabasan ılık acemi
– uykusuzluğun sütlü inciri –
kovanlara sızmıyor.
Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

1938’de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik’e sürgün edildi. Bilecik’te ilkokula başladı, İstanbul’da devam etti. Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olup Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve iktisat Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli devlet kurumlarında çalıştı. Erzincan’dan sürgün edildiklerinde bindirildikleri sürgün treni, nereye götürüldüklerini bilmeyen insanlarla doludur… Yedi yaşında çıktığı bu yolculuk Cemal Süreya’nın bütün hayatını etkiler, şiirini besleyecek bir dönemin başlangıcı ve ‘bir doğum anı’ olur.

Seniha Hanım, Cemal Süreya’nın ilk aşkıdır ve ortaokul yıllarında başlayan bu aşk evlilikle sonuçlanır. Hatta Süreya, Seniha Hanım’dan bahsederken, o yıllarda sınıfın tahtasına yazdığı kızıl mısralar adlı şiirinde ‘Seni sevdiğim anda her şeyim kızıl oldu, Masmavi defterime kızıl satırlar doldu’ der. 1955 güzünde Eskişehir’den İstanbul’a yardımcı maliye müfettişi olarak atanır. İstanbul’a yerleşmesiyle edebiyat çevrelerinde ve etkinliklerinde daha sık görünmeye başlar; ancak bu durum ailesini ihmal etmesine yol açar.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?
Geldiğimi?
Gittiğimi
Hadi!

Aşkın onu bir menevşe kurusuna çevirdiği günler de Mülkiye yıllarına rastlar. Bu tutkulu âşığın yani şairin, karısına attığı tokadın pişmanlığı yüzünden, jiletle bileklerini kesecek kadar ileriye gitmesi, bu evliliğinin ömrü hakkında daha o günlerde ipuçları verir aslında. 1958 yılında ayrılan çift, yedi yıl sonra resmî olarak boşanır.

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

İlk evliliğinden sonra ikinci evliliğini Zuhal Tekkanat’la, üçüncü evliliğini Güngör Demiray’la yapar, ondan ayrıldıktan kısa bir süre sonra tekrar Zuhal Tekkanat’la birlikte olur (tabii bu evliliklerin arasında sayısız gönül macerası, evlilikten dönen nişanlılıklar da vardır) ve bunlardan sonra Cemal Süreya Birsen Sağnak’la evlenir. işte bu şiir Birsen hanım için yazılmıştır.

Tomris Uyar, Ülkü Tamer ile evliyken âşık olur Cemal Süreya’ya… İkisi de evlidir, ikisi de birbirleri için boşanırlar eşlerinden ve bugün bile, ‘Türk edebiyatının en verimli aşkı’ tanımını hak eden üç yılı birlikte geçirirler. Tomris Uyar’ı “Aşkları Uğruna Yazılanlarla Edebiyatımıza Yön Veren Kadınlar” listesinden hatırlayacaksınız zaten.
Verimliydi aşkları, çünkü Cemal Süreya aşk dolu, cinsellik yüklü en güzel şiirlerini onun için yazdı.

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
Gelmiş ta ağzımın kenarında
Konuşur durur.
Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
Güverteleri uçtan uca orman;
Aldım çiçeğimi şurama bastım,
Bastım ki yalnızlığımmış.
Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Tomris Uyar’ın Cemal Süreya ile olan ilişkisi hem enteresan, hem dillere destandır…
Her akşam işten çıkıp şıp diye eve damlardı Cemal Süreya. Bir gün Tomris Uyar, “Biraz gez dolaş, arkadaşlarınla falan buluş” der. Ertesi gün geç gelir Cemal Süreya, daha ertesi gün de, hep geç gelir. Bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan Tomris, apartmanın girişinde oturan Cemal’i görür ve gerçek ortaya çıkar. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup ‘gecikiyordu’ Cemal Süreya… Tomris Uyar tarafından durumun adı derhal kondu: Şahsiyet Rötarı…

Tomris Uyar Cemal Süreya ile ilgili: “Tanıdığı kaç kişi varsa, o kadar Cemal Süreya vardır. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. Üç tane yazılabilir. Üçü de apayrı.” demiştir.

Üvercinka, kızının doğumunu karşıladığı anda hastanenin kapısında bekler onu. Hani şu meşhur şiiri ve aynı adlı kitabı Cemal Süreya’nın…

Üvercinka, Cemal Süreya’nın eşi Seniha Hanım hamile iken tanıştığı ve adını bilmediğimiz genç bir kızdır. Süreya’nın hayatında her daim bir sır olarak kalan bu kızın adını bilen olmamıştır. Türk şiirinin en güzel örneklerinden biri olan ‘Üvercinka’, bu genç kızın güzelliği sayesinde Süreya’ya şöhreti getirmiştir.

“Üvercinka, güvercin kanadından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcük; barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram. Kitabımın adını Üvercinka koyarak , kelimeyi zorlayan şiirimden ufak ama anlamlı bir kesit vermiş oluyorum galiba.” der şair…

Ahmed Arif öylesine hayrandır ki Cemal Süreya’ya, yüzünü bile görmediği kız kardeşi Ayten ile evlenmek ister. Cemal Süreya’nın duyguları da ondan farklı değil. “Evlen kız, Türkiye’nin en iyi şairi!” der. Ayten önce şaşırır ama sonunda ağabeyinin sözünü dinler. Zafer çarşısında buluşmak üzere sözleşirler; gelin ve damat adayı tanışacak. Bekle bekle Ahmed Arif yok! Cemal Süreya ertesi gün öğrenir ki, temiz bir gömleği olmadığı için gelememiş Ahmed Arif…

Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların
Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzünün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevişmek lazım

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…
“On yedi dergi, birkaç evlilik, bir meslek, bir banka batırdı.”

Cemal Süreya’nın, şair Süreya ve denemeci Süreya’yı yan yana koyup değerlendirme yaparken şair tarafı için kendi kendine sarf ettiği sözlerdir bunlar. Ama arkasına eklemeyi de unutmaz:

“Hayatımı başka bir hayatla değiştirmek istemediğime göre demek ki mutsuz değilim.”

Not: İncelemenin serzenişten sonraki bölümlerini hazırlarken Feyza Perinçek ve Nusret Duruel’in Can Yayınları’ndan çıkan “Cemal Süreya – Şairin Hayatı Şiire Dahil” adlı eserinden ve bir web sitesinden faydalandım.

Cemal Süreyya’yı yedirtmem. Herkese keyifli okumalar.