“Ölüm seçer içim, ömür seçer içim.”
Sevgili Arsız Ölüm / Latife Tekin
Fonda Gökyüzünü Tutamamam var ;
Bu kırgınlık ki hafife gelmez.
İçimde büyür, içimde üşür
Gönlüm dönüşür.
Ölüm çeker içim, ömür seçer içim
Ben gökyüzünü tutamam
Yıldızları çalanlar var
Bu karanlığın sebebi onlar.
Her şey doğumlarla başlıyor. Klasik bir hayata merhaba demek gibi. Her doğum bir ölümdü aynı zamanda. Her gün aynı senaryo; binbir doğum bin ölüm. Kıyamete kadar sürecek olan doğumlar ve ölümler. Zahir ve batın. Ölümden sonra hayat var, ebedi bir hayat. Zihnimizin her hücresini zorlayan, hayal kurmaktan öte korkutan bir hayat.
Latife Tekin kaleminden büyülü gerçekçilik ile Dirmit bu hayata doğuyor. Tutkuları, yalnızlığı, anlaşılmazlığı ve anlaşılmak istemesiyle aslında hem bildiğimiz hem de bilmediğimiz bir yüz. Dirmit hep arayanlardı. Bazen kuş yuvasını, bazen öğretmenini, en çok kendini. Büyülü hayatı aslında güzellik tılsımı vermiyordu aksine hep sıkıştırıyordu her şey. Hiç gelmeyecek bir baharı bekliyordu. Açmadan toprağa düşen tomurcuğa, zamanla annesine benzemesine, arsız ölüme ağlıyordu. Bir çıkış yolu denk gelmişti; şiir. O yoldan süzülüp gitmek şiirlerle var olmak istedi, sonsuz olmak istedi belki de.
“ilk şiirini yazdı. Söz yerine kağıda gözyaşı dizdi”
O günden sonra kelimelere tutundu. Şiir sevdası büyüdükçe cellatları çoğaldı. Önce kendisi kendine engel oldu daha iyisini yapma arzusu ona hata yaptırdı kendine yasaklar koydu. Tüm bunlar ona zarar verdi yasaklar işe yaramadı. Eliyle yaptıkları yalnızca acı verdi. Sonra bir ses duydu, yüreğinin sesini. Tutkusunu askıya almadan evvel bu sese kulak verdi. Duyardı bu sesi ama hep tehlikeli olduğunu düşünürdü, ne delilik. Halbuki yürekten gelen sesi dinlemek gerekir. Sağlıklı olanları sarıp sarmalayıp, besleyip büyütmek