Bu kitabı okumaya başladığımda, bu kadar derin bir etki bırakacağını beklemiyordum. Polisiye türüne özgü heyecan ve gerilim, hikayeye müthiş bir şekilde işlenmiş. Ancak bu kitap, sıradan bir polisiye olmanın ötesinde; korku, sürükleyicilik ve duygusal yoğunlukla dolu. İçinde bulduğum hem karanlık hem de duygusal anlar beni adeta sarstı.
Başkomiser Muzaffer’in yolculuğu, sadece bir çözülmesi gereken dava değil, insanın iç dünyasına yapılan bir yolculuk gibi. Her sayfası merak uyandırıyor, fakat bir o kadar da kalbinize dokunuyor. Okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz ve bitmesini istemiyorsunuz.
Beni derinden etkileyen nadir kitaplardan biri oldu. Kesinlikle tavsiye ederim!
İnsan zihninin en karanlık köşelerinde saklanan bir cavanar vardır: Korku.
Zihin, bedenden ayrılıp, gerçek ile hayal arasındaki sınırları bulanıklaştırır.
Bu, avını yuvasından çıkaran bir avcının ustalığına benzer.
...
Korku.
İçimizdeki karanlık duyguları dışarı çıkarmak için mükemmel bir yol.
Eğer savaşmaya karar verirsen, yapmayacağını düşündüğün her şeyi yaparsın.
Çünkü karanlık sadece geceyi değil, insan ruhunu da esir alır.
Ve sonunda gerçek bir seçimle yüzleşirsin: Öl ya da öldür.