"sadece ölülerin yası tutulmaz denizkızı, ölen anların da yası tutulur. ölen hislerin de yası tutulur. sen ve ben hayatımız boyunca bu hüznü taşıyacağız. yaşanmayacağını bildiğimiz o şeylerin yasını tutacağız."
"lekeli..." belli belirsiz güldü. "annem bana böyle seslendiğinde beş yaşındaydım. doğduğumda tanrıçalar aldı beni. sonra babam onlardan çaldı. sonra annem ondan çaldı. beş yaşında yeniden annemin yanında, ateş krallığına döndüğümde benden diğerlerinden güçlü olmamı istedi. tanrıçalar beni farklı şekilde eğitti, ateş üzerine değil. babam toprak üzerine eğitti. ateşle ilgili neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. bu yüzden ona karşı koyamadım."
"bunu annen mi yaptı?" diye sordum zayıf bir sesle.
"ikisi de yaptı. ikisi de cezalara inandı. lekeli, dediler. bunun beni daha güçlü yapacağını düşündü. bana kim olduğumu unuttuğum için bu cezayı uygun gördü."
öz annesi tarafından yakılmıştı.
öz babası tarafından işkence görmüştü.
"çok tuhaf bir imajın var." diye ağzımdan kaçırdım. "bu şey her neyse kesinlikle moda olmasın daren."
"öyle mi?" dedi tasasız bir şekilde adama bakarken. "ben de mor sakal bende nasıl durur diye düşünüyordum."
"hayır hayır..." başımı iki yana salladım. "sen böyle çok iyisin."
kaşlarını kaldırarak başını bana çevirdi. "öyle mi?"
"hı hı."
"bu kadın adamdan anlıyor dostum." dedi. yüzünü yeniden iri cüsseliye dönmüş, bir de sırıtmıştı.
bu adam flört etmekten anlıyor dostum.