Aşk kendimiz üzerinde gerçek bir çalışma yapmakla ortaya çıkar; kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimizde ve karşılıklı olarak birbirimize destek olduğumuzda ortaya çıkar. Korktuğun sürece sevemezsin. Öfkeni besler ve seni sevmekten alıkoyan egonun tutsağı olursun.
Eğer zamanını ve enerjini önemsiz şeyler için harcarsan asıl önemli olan şeye yer kalmaz ve hayatını ıskalarsın. Yüzeysel şeylerin peşinden koşar durur, sonra a kendine neden mutsuz olduğunu sorarsın.
“Beni Bekleyen Bir Dağ Biliyorum”, Şoleh Rezazeh’in sürgün, kimlik, aidiyet ve özgürlük arayışını derin bir duyarlılıkla anlattığı bir eser. Kitap, yalnızca bireysel bir iç yolculuğun değil; aynı zamanda tarih boyunca yurdundan koparılan, dağlarına, topraklarına özlem duyan bir halkın hikâyesini de taşıyor.
Rezazeh, şiirsel bir dille kaleme aldığı satırlarda; göç yollarında yaşanan yalnızlığı, köklerinden koparılmış olmanın yarattığı boşluğu ve buna rağmen dimdik ayakta kalma çabasını dile getiriyor. “Dağ” burada hem bir sığınak, hem bir kimlik, hem de özlemi hiç bitmeyen bir özgürlük simgesi olarak beliriyor.
Okur, her bölümde hem bireysel bir sesle hem de kolektif bir hafızayla karşılaşıyor. Kadim acılarla yoğrulmuş, ama umudu elden bırakmayan bir bakış açısı… Kitap, geçmişle bugünü, kayıpla umudu, sürgünle direnci bir arada işliyor.
Sonunda, Beni Bekleyen Bir Dağ Biliyorum, yalnızca bir coğrafyanın ya da halkın hikâyesi değil; aynı zamanda herkesin içinde taşıdığı “kendi dağına ulaşma” yolculuğunu hatırlatan evrensel bir çağrı haline geliyor.